+A A -A

Anadolu'nun müdafaasında gerçek cephe: Selefi akım - 3

-A A +A

III- TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?                 

Selefileri tespit ederken, neyin Selefilik olmadığını ve neyin ‘Selefi etkisi’ olduğunu örnekleyerek günümüzdeki Selefiliği bulmaya yaklaşmış bulunuyoruz. Şimdi,  tarihinden günümüze gelerek Selefiliği ele alalım:

SELEFİLİK BİR ANLAYIŞ BİÇİMİDİR

Selefilik, aklı öne çıkartan-Hz. Ömer ve Hz. Ali’den sonra Ebu Hanife ile temsil olunan ehl-i rey ekolüne karşı bir tepki olarak doğmuştur. Bir mezhep veya bir hareket değil, pek çok hareket ve mezhebi etkisi altına alan bir “düşünce akımı”, bir “anlayış”tır.

Onlara göre; İslam’ın aslı korunamamıştır, derler. İslam’ı doğru yaşatan ilk üç nesil (selef)dir. -ki kendileri üçüncü nesil içinde olduklarından, aslında kendilerini kastediyorlar- Onların -haliyle kendilerinin- uygulamalarını ve inanışlarını aynıyla korumak gereklidir.

ANA TEZLERİ DOĞRU İSE YANLIŞ OLAN KENDİ YOLLARI

Bir an için “zaman” kavramına karşı sorunlu olan bu yaklaşımı doğru kabul etsek bile, şunu belirtmeliyiz: Hariciler, Murciler, Ebu Hanife… gibi üçüncü neslin ezici çoğunluğunu oluşturanların da “Selef”ten olduğunu unutuyorlar. Onlar da “Selef” denen “altın nesil” içinde olduğuna göre, neden onların görüşleri ve yaşayışları değersiz, kendilerininki değerli ve geçerli oluyor! Eğer “Selef”in baz alınacaksa, Selef kuşağının kahir ekseriyeti ‘Selefi yaklaşıma’ karşıdır. Özetle Selefilik, kendi tezleri doğuştan sakat, bu yönüyle de “aşırıya giden” bir yaklaşımdır, aslında.

EHL-İ HADİS VE AKIL TUTULMASI

Hadisleri esas alırlar. O dönemin yükselen akımı Hadisçilikti. Ahmed b. Hanbel, Buhari, Evzai gibi hadis toplayıcılarından oluşmuş bir gruptular. Bu nedenle de “Ehl-i Hadis” diye anıldılar. Öte yandan Hanbelilik’in Selefi bir hareket olduğu dikkatten kaçmamalıdır. Ehl-i Hadis, Ehl-i Sünneti “aklı fazla kullanmakla” itham etti.

Şimdi bugüne gelip sormak gerekir: Bugün hadisleri baz alarak dini yorumlayan kalabalık bir grup kendini “ehl-i sünnet savunucusu” takdim ediyor, akla dayalı olarak nassı yorumlayan kesimlere ehl-i sünnet karşıtı deniyor! Durum nasıl tersine dönmüş değil mi? Üstelik, “Ehl-i Sünnet’in savunucusu bir Diyanet İşleri Başkanı’nı “Hadis düşmanı” diye ‘etiketleyebiliyorlar! Bu nasıl bir savrulmadır, ne içler acısı bir kopuş ve akıl tutulmasıdır!

TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?

Bu açık çelişki bile Müslüman zihinlerde Selefiliğin nasıl bir fikri işgal düzeyine eriştiğini göstermeye yeter. Dahası, Arap devrimleri sonrası Ortadoğu ve özellikle Körfez coğrafyası Selefi zihniyetli akımların eline geçmiş durumdadır. Tarihte ilk kez Selefilik İslam Dünyası’nın ağırlığını tutmaya doğru ilerliyor.

İslam’ın ilk döneminin en zayıf akımı bugünün İslam dünyasının baş aktörü olmuşsa, sapmanın boyutunu görebiliyor muyuz? Tehlikenin farkında mıyız?

Selefilerin bazı inanışları vardır: “İman, söz ve eylemdir. Kalp ile tasdik iman değildir. Amel imandan bir parçadır. Namaz kılmayan mümin değildir. Fasıkın arkasında namaz kılınmaz. Kabirleri ziyaret şirktir. Ölülere dua okunmaz… ” gibi. . Günah işleyen bir dava arkadaşınızı tekfir edip, irtidat (dinden dönme) ithamıyla katline fetva verebilirsiniz mesela. Böyle kötü örnekler de yaşanmaktadır zaten. Tehlike büyümüştür. Üstelik bu inanışlar, toplumu parça parça, hatta fert fert bölmek dışında bir sonuç vermeyen inanışlardır

EHL-İ SÜNNET İTİKADINA TERS İNANIŞLAR

Bu inanışlar, Anadolu’da yaşayan İslam’ın, Maturudi itikadına dayanan ehl-i sünnetin reddettiği yaklaşımlardır. Selefiliğin zikrettiğimiz görüşleri ele alınabilir ancak bunları tartışmak ve çürütmek bu makalenin amacı değil. Makale, Selefi anlayıştaki “aşırı gitme” lerin hayatı nasıl daralttığını ve İslam’ı nasıl donmuş, çatışmacı ve politik bir din haline getirdiğini göstermeyi amaçlamaktadır.

Selefilik denildiğinde şunu anlıyoruz: Amel ile bağlantılanan bir tevhidi iman, ‘altın çağ’ edinilmiş Selef’e dönüş, o çağda olmayanı temizleme duygusunu yüksek bir iradeyle yaşatma, sahabe dayanışması olarak sunulan sorgusuz itaat üzerine kurulu sağlam bir “biz” duygusu, kaynakların mutlak bir lafzilik ile yorumlanarak anlaşılması, reaksiyonerlik üzerine kurulu bir dünya görüşünü, isyankar bir dili, mağlubiyetlerden hareketle mazlumluk hissiyatını dile getiren bir söylem!

GÜNÜMÜZDE SELEFİ HAREKETLER

Selefilik, yukarıda ilkelerini sıralarken belirttiğimiz yönleri ile, dinde aşırı gitmenin belirgin bir türüdür. Geçmişte Ehl-i Hadis, Hanbelilik, İbn-i Teymiye, Vehhabilik olarak ortaya çıkmıştır. Fakat ortaya attıkları, yukarıda saydığımız yaklaşımların önemli bir kısmı 20. Yy. İslamcı hareketlerinin siyasal görüşlerini temellendirdiğinden bugün Selefi olarak nitelenen örgütler vardır.

Bunlardan tereddütsüz en tipik örgütler Boko Haram (okul haramdır) hareketi, Buda heykellerini bombalamasıyla hatırladığımız Taliban, Sınırımızda katliamlarını izlediğimiz DAEŞ gibi militer dini örgütlerdir.

MİLİTARİST VE AKTİVİST SELEFİLER

Bunlar “Cihatçı Selefiler” başlığında toplansa da, biz bu ifadeyi, geniş anlamını daralttığı, müspet anlamını menfi şekle dönüştürdüğü ve böylece cihat kavramının içini boşalttığı için uygun bulmuyoruz. Cihat kavramını kirletmemek adına reddediyoruz; “Militarist(Silahlı) Selefiler” demeyi tercih ediyoruz. Selefi grupların bazıları şiddeti reddederler. Onlar politika yoluyla mücadeleyi tercih etmektedirler. Bunları da “Aktivist(Eylemci) Selefiler” olarak adlandırmayı tercih etmekteyiz. Devlet şeklinde kurumlaşabilen tek Selefi hareket olan Vehhabiliği ise “Suud Selefiliği” diye ayrı bir tarafa koymak uygun olabilir.

Selefiler, yani “İslam, sünnetten ibarettir” diyerek başlayan ilk çıkıştaki adlarıyla “Ehl-i Hadis” akımı, içeriden baktığımızda, aslında kendisini Sünniliğin gerçek temsilcisi sayarlar. Akıl karşıtı ve metinci bu literalist(çıplak ilk anlamı yorumsuz kabul ederek okuyan) anlayış, ‘dinamik’ hayat karşısında ihtiyaçları cevaplayamadığından tarih boyunca çok büyüme imkanı bulamamıştır.

(Devem Edecek. 3/5)

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 26.10.2017 - 09:49 -662-
Bu sayfayı paylaşın :