+A A -A

Anadolu’ya Hanbelilik Tohumları Ekmek

-A A +A

 

Ortadoğu’da totaliter devletlerin yönetim zaafları ve bölgede güç devşirme peşinde olan batılı güçlerin yol açtığı şiddet dalgasının ortaya çıkardığı çatışmalar dini kimlikler üzerinden ifade ediliyor. Bu durum İslam coğrafyasını ve özellikle Sünni coğrafyayı radikal terör örgütlerinin tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor.  

El-Kaide örgütünün küreselleştirdiği radikalizm tehdidi, DAEŞ ile birlikte Anadolu’nun sınırlarına kadar dayandı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınladığı rapora göre DAEŞ ve benzeri örgütler önemli ölçü de Radikal Selefilikten besleniyor. Radikal Selefilik ise İslam düşüncesinde Hanbelilik mezhebini yeniden ihya eden Vehhabilik ile dinin lafızcı yorumlarına dayanıyor.

İsterseniz gelin Hanbeliliğin İslam düşüncesinde dışlayıcı, radikal hareketleri nasıl beslediğini anlamaya çalışalım. Öncelikle bir İslam âlimi olarak Ahmet b. Hanbel’in kişisel gayret ve çabasını, bu tartışmanın dışında tutmak gerektiğini belirtmeliyim. Biz burada Ahmet b. Hanbeli değil ona bağlı olarak oluşan zihniyeti ve bu zihniyetin İslam geleneğindeki rolünü tartışıyoruz.

En genel anlamıyla ele alacak olursak, Hicri II. Yüzyıldan itibaren İslâm düşüncesinde iki ana eğilimden bahsedebiliriz. Bunlardan biri re’y ekolü, diğeri de hadis ekolüdür. Re’y ekolü; ortam ve şartları aklî istidlâli öne çıkararak değerlendir. Gerek İslâmî mirasın anlaşılmasında gerekse yeni gelişmelerin anlamlandırılmasında re’ye dayanır. Hakkında nass (âyet ve hadis) bulunmayan bir meseleyi bu akli çabaya dayanarak sonuca bağlar.

Hadis ekolü Hadisleri kabul edip onu savunan ekol olarak anlaşılmamalıdır. Zira Re’y ekolü de hadisleri kabul eder. Sorun kutsal metinlerin nasıl anlaşılacağında düğümlenir. Hadis ekolü inanca ve hukuka yönelik konuları genelde nakil (nass, âsâr vb.) üzerine bina etmeye çalışır. Hz. Peygamber döneminden gelen her uygulamayı “sünnet”, onun dışındakileri de “bid’at” olarak değerlendirir.

Yöntem olarak da nasçı ve literalist bir tutum izler. Biraz mühendis bakış açısına yakındır. Yorum, farklılık tanımaz lafzın ilk anlamını kesin ve mutlak doğru kabul eder. Sözün ne için, nerede, neden ve kime söylendiğine bakmaksızın literal anlamına öncelik verir. Özellikle Hz. Peygamber’in Sünnetini bir dünya görüşü ve zihniyet boyutunda algılamaksızın onu, ruhundan koparıp bazı şekilsel uygulamaların taklidine indirger.

Ehli-i Re’y Ebu Hanife tarafından temsil edilirken Ehl-i Hadis Ahmet b. Hanbel tarafından temsil edilir. Daha sonrada İmam Şafi ve İmam Maliki tarafından sistemleştirilen fıkıh ekolleri de ılımlı ehli- rey’ ekolü olarak tarihte yerlerini alırlar.  Ahmet b. Hanbeli’e şöhret kazandıran süreç Kur’an’ın yaratılmışlığını savunan Mu’tezilenin mihne denilen iktidar baskısıdır. Mutezilenin zulmüne maruz kalan ve direnen Ahmed b. Hanbel  toplumun ilgisini kazanmıştır.

            Fakat bugün bilindiğinin aksine Hanbelilik 10.yüzyıla kadar Ehli-i Hadisin önemli bir temsilcisi olarak kalmaya devam etmiştir. Hanbelilik ancak 11.yüzyıl sonrası bir fıkıh ekolü olarak kendisini kabul ettirir. Ebu Bekr el-Hallal (ö. 311/923) Hanbeliliğin bir fıkıh ekolü haline gelmesinde etkili olmuştur. Hallal, İbn Hanbel’in fetva ve görüşlerini klasik fıkıh kitapları sistematiğine uygun bir şekilde el-Cami li-ulumi’l İmam Ahmed adıyla toplamıştır. Bu eser Hanbeli tarihinde başta İbn Teymiyye (ö. 728/1327) ve İbn Kayyım el-Cevziyye (ö. 751/1350) olmak üzere birçok âlimin yararlandığı temel kaynaklardan biri olmuştur.

X. yüzyılda el-Berbehari (ö. 329/941) adlı Hanbeli alimin Şia, Mu’tezile ve Kelam metoduna karşı gösterdiği sert muhalefeti ve ateşli vaazları 921-941 yılları arasında Bağdat’ta meydana gelen siyasi olaylarda etkin bir rol oynamıştır. Ahmed b. Hanbel’in fakih değil de muhaddis olduğunu ileri süren İbn Cerir et-Taberi (ö. 310/922) büyük baskılara maruz kalmıştır.

Kaynaklara göre Hanbeliler, Taberî’yi sürekli baskı altında tutmuş, evinden çıkmasına izin vermemiş, onun yanına gidenleri, ondan ders alanları ve hadis rivayet edenleri engellemişlerdir. Taberî, 310/922 yılında Bağdat’ta vefat ettiğinde Hanbelilerin herhangi bir taşkınlık çıkarması endişesiyle gece vakti kendi evine defnedilmiştir.

Bağdat bu süre içinde Berbehari taraftarları ile Şafi’ler arasında sert kavgalara sahne olmuştur.  935 yılında Bağdat’taki dükkânların yağmalanıp, müzik aletlerinin kırıldığı “Hanbelî Fitnesi” adı verilen olaylardaki Hanbeliliğin tavrı Osmanlı’daki Kadızadelilere benzer. Ünlü tarihçi İbnu’l-Esir el-Kamil adlı eserinde Hanbelilerin Bağdat’taki taassupkâr tutumları hakkında oldukça ilginç örnekler aktarır. Nihayet Bağdat inzibat amiri Bedir el Harşeni çareyi çarşı ve pazarda iki Hanbeliyi yan yana gelmekten men etmekte bulur.

İbn Haldun Hanbeli mezhebine mensup olanların sayısının diğer Sünni fıkıh mezheplerine nispetle az oluşunu, bu mezhebin içtihattan uzaklaşmasına ve asıl kuvvetini rivayet ve haberlerden almasına bağlamaktadır. Gerçekten de tarihte Hanbelilik Suud Devleti kuruluncaya kadar İslam dünyasında geniş bir taraftar bulamamıştır. İslam medeniyeti ve kültürü yüzyıllarca aslında Ebu Hanife’nin temsil ettiği Re’y ekolünün açtığı yoldan ilerleyerek farklılıkları bir arada tutan kapsayıcı bir medeniyet inşa etmiştir.

Ta ki, Muhammed b. Abdülvehhab’ın (ö. 1792) 1744 yılında Muhammed b. Suud (ö. 1765) ile yaptığı anlaşma sonucu olarak ortaya çıkan Vehhabi hareketine kadar. Vehhabilik ilk defa Hanbelî mezhebinin akaid ve fıkıh konularındaki görüşlerinden ilham alarak bir devlete kavuşmuştur. Muhammed b. Abdülvehhab Osmanlı’daki tasavvufi kültürü, mevlit, kabir ve türbe gibi ziyaretleri şirk olarak görerek taraftarlarını Osmanlı’ya karşı isyana teşvik etmiştir. 

Hanbeliliğe dayanan Vehhabilik İslam medeniyetinin kuruluş sütunları olan felsefe, kelam, tasavvuf gibi ilimlere şirk gözüyle bakar. Eş’ari ve Matüridi geleneği reddederek Selefin yöntemi ve yolu olmadığını iddia eder. Sanatsız, felsefesiz ve metafiziksiz bir İslam anlayışıyla medeniyeti çöle mahkûm eder.

Bu gün Ortadoğu’da el Kaide’den IŞID’e kadar birçok örgütün ideolojik arka planında işte bu sığ, lafızcı, İslam geleneği ve kültürünü dışlayan, din anlayışı ve yorumu vardır. Ve Türkiye tam bu anlayışlarla kuşatılmışken TRT ilginç bir projeye imza atmış. TRT Kuveyt-Türk ortak yapımı “İmam Ahmed bin Hanbel” isimli dizi çekmeye karar vermiş. Üstelik bu dizi “İslam dünyasında Arap Baharı'yla birlikte başlayan kaos ortamında halklara eskiden sahip oldukları bir arada yaşama kültürünü yeniden kazandırmayı amaçlıyor”.[1] IŞID ile mücadele edilen bir ortamda, Türkiye’de Hanbeliliğin reklamını yapmak hangi akla hizmet eder, anlamakta zorlanıyorum.

Eminim şimdi yukarıda özetlediğim tarihsel tecrübeye rağmen ne var bunda diyenler çıkacaktır. Hatta bizim bu hassasiyetimizi İslam düşünce geleneğinden haberiz bir takım uzmanlar, ne yani siz hükümeti bu zihniyetle yan yana mı getirmeye çalışıyorsunuz diyerek eleştirecektir. Ortadoğu’da İslam dünyasındaki farklılıkları ve çatışmacı dilin teolojik temellerini bilmeyen uzman ve güvenlik çalışanları, Türk dış politikasına ciddi hatalar yaptırmaktadırlar. Oysa aslında Batı kamuoyunda Türkiye’nin radikal unsurları desteklemekle suçlandığı bir ortamda bu tür projeleri yapanlar hükümete en büyük düşmanlığı yapmaktadır. Hükümete sözde yakın duran STK ve düşünce kuruluşlarının bölgede Selefi gruplarla işbirliği Türkiye’yi güçlendirmek yerine etkisizleştirecektir. Türkiye bölgede ekonomik ve askeri işbirliği ile ideolojik işbirliğini birbirinden ayırmayı başarmalıdır.

Sanki bir el hükümeti 80 öncesi İslamcılık içindeki Kutupçu, ibn Teymiyeci çizgi ile tekrar yan yana getirerek, IŞID ve benzeri yapılarla aynı resim içinde göstermeye çalışıyor. İlahiyat fakültelerinde başlayan tartışmalardan Hanbeliliğin reklamını yapmaya kadar gelen bu proje bir sinsi tuzak gibi gözüküyor. UNESCO’nun, 2016’yılını Hoca Ahmed Yesevi yılı ilan ettiği ve Sayın Cumhurbaşkanımızın himayesinde Hoca Ahmed Yesevi’yi uluslararası bir sempozyumla anacağımız bir zamanda bu elin arkaplanda çalıştığını ve hedefinden vaz geçmediğini görüyoruz.

Prof. Dr. Hilmi Demir

Düzeltme: Yazıda Dizinin TRT Katar Ortaklığı Olduğunu Yazmıştık. DNB Medya Genel Müdürü Ersin İçioğlu Bir Düzeltme Göndererek Dizinin El Burak Ile Ortak Yapımları Olduğunu Söyledi. Özür Dileriz. Ancak TRT'nin Bu Diziyi Yayınlayacağını Duyurması Bu Aşamada Oldukça Ilginçtir. TRT Dizinin Yayın Hakkını Mı Almıştır? Bu Açıklamayı Da Onlardan Bekliyoruz. 

 

3 Yorum var.

sayın hocam ben dnb medya gm. ersin işcioğlu. Bu dizi çalışması trt katar ortak yapımı değil. kuveyt'li partnerimiz el-Burak şirketi ile bizim ortak çalışmamız. Bilgilendirmek istedim. Bildirmek istedim. Esenlikle kalın ersin@dnbmedia.org.

Makalenin hakkında yorum yapmaktan ziyade bir yanlış bilginin düzeltilmesi ile yetinmek istemiştim. Umulur ki mesajımız anlaşılır, diyerek; Fakat görüyorum ki bana makalenin birdaha gönderilmesi niyetinizin anlaşılmağı anlamına geliyor. Sizi zan veya yanlış bilgi üzerinden yorumlar noktasında bir kardeşiniz olarak uyarıyorum. Aksi halde günaha girdiğimizi, bir insanlık suçu işlediğinizi vede akademik unvanınıza yakışmayan bir duruş sergilediğinizin altını çizerek allah a havale ederim.

SİTEYE BEN AŞAĞIDAKİ DÜZELTMEYİ YOLLADIM AMA MAALESEF BU NOTU GİRMEDİLER: Düzeltme: Yazıda Dizinin TRT Katar Ortaklığı Olduğunu Yazmıştık. DNB Medya Genel Müdürü Ersin İçioğlu Bir Düzeltme Göndererek Dizinin El Burak Ile Ortak Yapımları Olduğunu Söyledi. Özür Dileriz. Ancak TRT'nin Bu Diziyi Yayınlayacağını Duyurması Bu Aşamada Oldukça Ilginçtir. TRT Dizinin Yayın Hakkını Mı Almıştır? Bu Açıklamayı Da Onlardan Bekliyoruz.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 25.01.2016 - 16:37 -4,130-
Bu sayfayı paylaşın :