+A A -A

Ayten Patates Kızartsın!...

-A A +A

Sevgili okurlarım. Uzun bi aradan sonra tevafuk oldu yine aynı yerde denk geldik… Hemen yazmayayım, biraz uzun ara vereyim dedim. Bunun için kalktım koridorun sonuna, mutfağa kadar gittim. Ancak yeterince uzaklaşamamış olduğumu gelen maillerin uyarı seslerinden anladım. Ekranın başına geldiğimde okuyucularımın “yaz artık şu yazını, arayı çok açtın, hasretle seni bekliyoruz” mesajları yerine “elektrik faturanızın ödeme günü geçti, 5 gün içinde ödemezseniz elektriğiniz kesilecek” ve benzeri ödeme mesajlarıyla karşılaştım. Elektrik bu. Olmazsa olmaz. İnternet ona bağlı. Bari kesilmeden hemen yazımı yazayım da sonra verdiğim uzun ara “vefat etti heralde” yorumlarına yol açmasın dedim. Mecburiyetten yazdım.

Şimdi başlık ne alaka diyebilirsiniz. Anlatayım efendim.

Bundan 7-8 sene önceydi. İşyerinden çıktık. Servis yerine bilgi işlemdeki arkadaşımız müzmin bekâr Mesut’un arabasıyla bir yere kadar giderim dedim. Bindim Mesut’un arabasına. Yolda giderken Mesut:

-“Abi, hiç inme dosdoğru bize gidelim. Yemeği bizde yiyelim.”

-“Başka zaman inşallah” dedim. “Bu akşam eve erken gitmem gerekiyor”

Mesut ısrarını sürdürerek:

-“Abi lütfen gelin. Ayten çok güzel patates kızartıyor. Soslayıp yeriz.”

Şaşırdım. Müzmin Bekâr mesut söylüyordu bunu.

-“Hayırdır Mesut sen evlendin mi?”

-“Yoo”

-“Ayten kız kardeşin falan mı? Ya da kim?”

Mesut biraz içini çekip biraz da sırıtarak:

-“Ayten benim fritöz abi. Patatesi Ayten kızartıyor. Yayvan tenceremin adı da Nurten. Çok güzel spagetti yapar. Mutfakta hepsinin adı var abi”

Yani siz siz olun zamanı geldiğinde evlenin. Geç kalmayın. Geç kalınca Ayten’le patates kızartır, Nurten ile spagetti yaparsınız. Ama o kadar...

***

Eşi yorulmasın diye evine "çöp boru hattı" kurdu.

Adanalı Bekir Sarı, çöp atmak için iki kat inip çıkan eşinin yorulmaması için 25 yıl önce izlediği bir filmde gördüğü "çöp boru" sistemini evine kurmuş.

Amele, Eşine çöp indittireceğine kendin indir. Hadi onu geçtik... Çöp konteynerindeki kokuyu direk evine pompalamaya, sinekler için tünel açmaya vesile olduğun için eşin seni boşamazsa iyidir!!!

 

Böyle hatıralardan başlamışken bi tane daha anlatayım.  Ben anlatayım da siz okumasanız da olur. Ama okumanızda da fayda var. “Okuyan bilir”. Okumayan ticarete atılır.

Bundan yıllar önce sektörden 8 firma Yurt dışında ortak mağazalar açmak üzere bir araya gelmiştik.

Türkmenistan’da bir mağaza açma imkânımız oldu. Yeri kiraladık. Satış elemanı olarak çevreyi ve işi iyi bilen bir bayanı işe aldık. Muhasebe işleri için de daha önceden Türkiye’den oraya gidip yerleşmiş bir Türk’ü işe aldık. Bunları 10 günlük bir de eğitimden de geçirip işleri teslim edip Türkiye’ye döndük. Ortaklardan her ay biri gidip hesapları kontrol ediyor, eksikleri tespit ediyordu.

Günlerden bir gün satış elemanı olan bayan telefon açtı:

-“Ersoy Bey! Buraya mafya geldi. 5.000 dolar haraç istiyor. Eğer 5.000 Doları vermezsek çok problem çıkaracaklarmış.”
Şaşırdım. Ne yapmalı diye düşündüm. Mafya organizasyonları orada yaygın bir sistem. Ama biz alışık değiliz.

-“Patronlar burada yok, bizim de öyle bir paramız yok deyip gönderin” talimatı verdim.

Aradan 2 gün geçmişti ki Türkmenistan’dan tekrar telefon geldi:

-“Ersoy bey, mafya gene geldi. Çok sıkıştırıyorlar. Ne yapacağımızı şaşırdık”

Tekrar benzer talimatlarla işi savsaklama yönüne gittik. O gün de geçti. Ancak hemen ertesi gün kadın tekrar aradı:

-“Ersoy bey, mafya gene geldi. Başımıza dikildi. Ne yapacağız?”

-“Allahallah, nerden çıktı şimdi bu bela yahu? Kim bu? Neyin nesi? Sen tanıyor musun?”

-“Evet, tanıyorum Ersoy Bey.”

-“Eee kim bu mafya?”

Kadın sakin sakin:

-“Benim kocam” dedi.

-“Nasıl yani? Mafya olarak orayı basıp haraç isteyen ve sizi sıkıştıran adam senin kocan mı? Ama bu nasıl bi iş?”

-“Evet Ersoy bey, Mafya benim koca. Ama onun işi ayrı, benim işim ayrı. Ne yapabilirim ki?

***
İşte böyle sevgili okurlarım. Geçen kargo ile büyük büyük kutular geldi. Washington’dan gönderilmiş.  Açtık. Bir sürü füze başlığı, el bombaları ve bolca da mayın. Bu nerden çıktı şimdi diye düşünürken İlkyazımdaki giydirmelerimden sonra Trump’ın beni terör listesine aldığını duydum. Eee, terör listesine girince de bi sürü silah. Salon, mutfağa giden koridor, çocuğun odası, benim yatak odamın da yarısı silah kolileriyle doldu. Baktım olacak gibi değil, Merkel’e ve Makron’a silah değil sadece para yardımı kabul ettiğimi ilettim. En azından şu elektrik faturasını kapatalım değil mi yani…

***

Velhasıl sevgili okurlarım durumlar böyle. Yazımı kısa kesiyorum. Yarısında esnemeye başlayıp diğer yazarlara doğru süzülenleri fark etmediğimi düşünmeyin. Zaten bitmek üzere. Az daha sabredin. Ha ille de yarıda bırakıp, okumayız gideriz diyorsanız evde kolilerle silah var. Bi şekilde değerlendirebilirim. Yanlış anlamayın. Değerlendiririm derken hurdacı çağırır paraya çeviririm. Başka işle uğraşmama da gerek kalmaz ve  her gün yazı yazarım haa.

Bence şansınızı fazla zorlamayın.

Kalın sağlıcakla.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 31.03.2018 - 16:11 -1,254-
Bu sayfayı paylaşın :