+A A -A

Başkanı Yormayın!

-A A +A

Merhaba Sevgili okurlarım.

Dünya küçükmüş. Gene karşılaştık. İstediğiniz kadar okumayacağım deyin, istediğiniz kadar uzak durmaya çalışın. Bakın yine buradasınız. Kurtuluş yok. Mecburen okuyacaksınız. Okumasanız da maus ile aşağı doğru kayıp resimlere bakın. Ama okumak iyidir. Ay yayınlarının sloganı gibi: “Okuyan bilir.”

Okumazsanız nereden bileceksiniz ki?

Şimdi bazı okuyucularımız “Ersoy Baba araya reklam almış” diye laf sokuşturmaya kalkabilirler. Markalara ve sloganlara meraklıyımdır.
Bir olay anlatayım. Ben çok güldüm. Siz gülseniz de olur, gülmeseniz de.

Bir otomobil markasının galerisine orta yaşlarda bir adam giriyor. Arabaların modellerini ve fiyatlarını inceliyor. Sonunda bir arabaya karar veriyor. Başlıyor pazarlık etmeye. Pazarlık sonunda aralarında 500 lira gibi bir rakam kalıyor. Satış personeli onu inmiyor, müşteri de yukarı çıkmıyor. Sonunda müşteri satış elemanına:

-“ Bak kardeşim. Ben Merkez Camisinde imamım. Arabayı da oğluma alıyorum. Param o kadar olduğundan daha fazla veremiyorum. Ancak size bir teklifim var. Cuma günü cemaatim çok kalabalıktır. Hutbede markanızın reklamını yapayım, bana da o rakamı ikram edin.”

Satış personeli bu teklife şaşırmış. Müdüre gitmiş. Müdür camdan bakınca; Evet bu adam Merkez Camiinin imamı. Çıkmış, müşterinin yanına varmış ve teklifi kabul ettiğini, ancak Cuma günü reklamı görüp ondan sonra satışı gerçekleştirebileceğini söylemiş. Tokalaşıp ayrılmışlar.
Cuma günü müdür başta olmak üzere tüm mağaza personeli “Cuma Hutbesinde otomobil reklamı nasıl olabilir ki?”yi görebilmek amacıyla Merkez camisine gidip safa durmuşlar. Sünnet kılındıktan sonra hoca hutbeye çıkmış. Gençliğin vurdumduymazlığı, cemaatin Kur’an-i Kerim okumada ihmalci olduğunu uzun uzun anlatmış ve:

-“Ey cemaat, ben size Enbiya suresini sorsam bilmezsiniz. Nur suresini sorsam bilmezsiniz. Nisa suresini sorsam bilmezsiniz. Ama Nissan’ı sorsam hemen caddenin sonunda satılan harika arabaların markası olduğunu bilirsiniz. Okuyun. Okuyun öğrenin.” Demiş ve hutbe dualarını yapıp inmiş. Tahmin edin indirimi kapmış mıdır hocam? J

Ben araya reklam aldım diye bana söylenen okuyucularımın hutbeye reklam alan hocayı duyduktan sonra susmuş ve sakinleşmiş olmalarını umuyorum. Yoksa her hafta, her hafta buraya gelip makale sunmak adama işkence gibi olur.
 

Değerli AnaHaberGazete okuyucuları. Bir yazıda iki reklam. Ama “mene hayri ne?”

Bu cümlenin hatırasını da kısaca anlatayım.
Özal’lı yıllarda Azerbaycan’da deprem olur. “İki Devlet Tek Millet” olmanın heyecanıyla Rahmetli Turgut Özal 5 Tır dolusu yardım malzemesini Azerbaycan’a gönderir. O zamanlar Azerbaycan gümrüğünden rüşvetsiz araç ve malzeme giremezdi. Aracın büyüklüğüne göre belirlenmiş haraç bedeli vardı. Tır’ın geçiş haracı 500 Dolar idi. 5 Tır için 2500 Dolar haracı almadan gümrükçüler geçirmiyor. Şoförler yalvarıyor. Büyükelçi geliyor gümrüğe.

-“Bunların içinde sizdeki depremzedelere gönderilen yardımlar var. Bundan almayın, girsinler de depremzedelere teslim edelim”

Gümrükçü pişkin pişkin soruyor:
-“Yardımsa yardım. Ama mene hayri ne?”

Yani “mene hayri ne?” nin hikâyesi bu.
Bu hafta hatıralarla olaylarla, hikâyelerle başladık. Devam edelim.
80’li yıllar. O yıllar Şanlıurfa’da rahmetli Celal Tanrıverdi abim bir siyasi partinin il başkanı. Teşkilattan gelen üst seviye abi olduğundan parti kurulunca da il başkanı yapılıvermiş. Bir sıkıntı var ki o da Celal abinin okuma yazması yok. Esnaf olduğundan sadece rakamları iyi biliyor.

Bir gün iş yerine vilayetten bir telefon gelmiş. Vali Şanlıurfa’daki tüm il başkanlarını vilayete çağırmış. Celal abi de o an arkadaşları mesailerinde olduğu için yalnız gitmek zorunda kalmış.
Vilayete gittiğinde kendini tanıtıyor ve çağırıldığını söylüyor. Görevli memur İl Başkanı’na 2 sayfa bir form veriyor ve:
-“Bu formu doldurup verin”
Celal abinin okuması yazması yok. Ama bunu belli edip Partisini de küçük düşürmek istemiyor. Verilen formu katlayıp cebine koyarken:

-“Tamam, doldurup gönderirim.” Diyor. 
Diyor ama memur müdahale ediyor.
-“Şimdi burada doldurulması gerekiyor!”
Celal abim kıvrak bir zekâ parlaması ile kâğıdı memura uzatıyor ve:
-“Başkanı yorma. Sen sor ben söyleyeyim. Dolduruver. Bitince kontrol eder imzalarım.” Deyince memur ister istemez alıyor ve o soruyor, Celal abi cevaplıyor. Formu doldurma işi bitince Celal abi kâğıtlara uzanıp alıyor ve okur gibi göz gezdiriyor, altına imzayı çakıp memura geri veriyor ve durumu böylece kurtarıyor.
Sevgili ve değerli okuyucularım. Buraya kadar satır atlamadan okudunuz. Okuyan biliyorsa artık sizler de biliyorsunuz. Tekrar tekrar okumanıza gerek yok. Ersoy Baba’nın yeni makalesi gelecek nasıl olsa haftaya. Sadece sabırla bekleyin. Bu arada Ersoy Baba’yı okudunuz diye diğer makaleleri okumamazlık etmeyin. Yazar milleti yazıları okunmayınca bozulur.  Onun için diğer makaleleri de okuyun.

"Muallak köşe" ye sahip çıkın. Face'de twitter'de, sokakta, gittiğiniz kahvede, hanımların kermesinde, göçmen çadırlarında paylaşın. Paylaşın ki herkes mutlu olsun.  Tabi bilhassa ben.

Başkanı da yormayın…

 

 

 

 

 

 

                                                                                                                                                                      

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 16.03.2018 - 09:23 -1,680-
Bu sayfayı paylaşın :