+A A -A

Biat Kültürü

-A A +A

İdris DOĞAN
idris-dogan@hotmail.com                                                                                     

Bilirsiniz, İslam inancının temellerinden birisi de ‘akaid’dir.  Akaid bir insanın neye, nasıl inanması gerektiğini vahyin ve sünnettin ışığında belirler. Hep birlikte şahit oluyoruz, ‘akad’in esasları konusunda zihinler ne yazık ki, berrak değil.

Hilafet, imamet ve biat üzerine yerli yersiz konuşmalar sürüp gitmekte ve sonu gelmez tartışmalar yaşanmaktadır. Bilhassa biat konusunda… Baksanıza, biat alanlar, biat edenler; biatinden vazgeçenler ve aldığı biati bozanlar… 

Allah rahmet etsin, Ali Küçük Hoca, Besair’ul Ehadis adlı eserinde konuyu sohbet tadında nefis dile getiriyor. Ufak tefek dokunuşlar hariç, olduğu gibi aktarıyorum. Diyor ki Ali küçük:  

“Biat: Ülü'l emre bağlılık sözü vermenin adıdır. Biat; el tutuşup karar vermek, satış akdi yapmak ve anlaşmak manalarına gelir. Istılahta siyasi şartlara uygun olan bir lidere meşru olan her türlü şartlarda itaat etmek üzere söz vermek manalarını taşır. Biat; kabul etmek, razı olmak ve tasdik etmek anlamında kullanılan bir terimdir. Biat, karşılıklı akidleşme ve ahidleşme yapmaktır. Masiyetin dışında sevinçte ve tasada, zorlukta ve kolaylıkta, emir konusunda münakaşa etmemede, işleri ona havale etmede emir dinleme ve itaat üzere ahid vermedir. İbni Haldun bu konuda diyor ki: Biat: İtaat etmek üzere söz vermektir. Bir Emire biat eden, kendisi ve bütün Müslümanların işlerine bakmayı ona teslim etme­ye, hiç bir hususta onunla çekişmeyeceğine, hoş görmediği ve arzu etme­diği bir işe zorlansa bile, ona itaat etmeye söz vermektir. Biat, biat eden kimseler üzerine kitap ve sünnetin istediği ahkâmı icra etme tasarrufu­nun bir şahısta toplanmasıdır. Biat, Müslümanların işlerini üzerine al­mak durumunda olan bir kimse bu vazifeye geçince onun eli üzerinde edilen sadakât yeminidir. Bu yeminle biat eden kimse, yemini ettikten sonra, ondan çıkmaya mecal, güç, kuvvet bulamaz. Bu yemin, ne kadar yeminler varsa cümlesini içerisine alır.

Biat eden kimse sanki benim işime ve Müslümanlarla alakalı hu­suslara bakmayı sana havale ettim. Bu gibi şeylerde katiyen seninle çe­kişmeyeceğim. Hoşlansam da, hoşlanmasam da emirlerine itaat edece­ğim diye emiri ile muahede-anlaşma-sözleşme yapmış olmaktadır. Biat eden insanlar sözleşme, anlaşma- muahede yaparken -akdi kuvvetlendir­mek için- ellerini biat ettikleri şahsın ellerine koyarlardı. Bu durum satıcı ile alıcı arasındaki muameleye benzediğinden (Bae) sattı mastarında biat satmak adı verilmiştir. Bu şekilde biat elle musafaha halini almıştır. Buhârî'nin Ahkâm bölümünde rivayet edilen bir Hadisi Şerifte Peygam­ber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: "Müslümanlar gerek hoşlarına gi­den, gerek hoşlarına gitmeyen her hususta, kendilerinden olan emir sa­hiplerine itaat ederler. Bununla yükümlüdürler. Ancak günah işlemeleri emredilirse itaat etmezler." Yine başka bir rivayette de: "Allahu Teâlâ'ya isyan olan yer ve konuda mahlûka itaat yoktur. İtaat ancak maruftadır." (Müslim, Ebu Davud, Nesâi, İbni Mâce) buyurmaktadır. Dolayısıyla biat sonucunda ortaya çıkan itaat İslâmî hükümlerle sınırlıdır. Allahu Teâlâ'nın indirdiği hükümlerin hakkı ile eda edilmesi ve insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemesi için biat zaruridir.”

Ali Küçük Hoca, sahabe-i kiram efendilerimizin Peygamber Efendi­mize yaptıkları biatlerin konusunu tasnif edip anlattıktan sonr şöyle devam ediyor:

“Evet, demek ki hadise göre elimizde bulunan kesin delillere göre açık küfür ve şirk sayılan bir şey görmedikçe biat edilen emire itaat gere­kir. Yani iş başında birisi var. Bu iş basit manada birkaç kişiyi ilgilendi­ren bir iş olabileceği gibi, bütün Müslümanları ilgilendiren bir iş de ola­bilir. İşte bu işi yapan kişinin yönü, davranışı İslâm'a ters değilse, hatta bu işle kâfir değilse ona karışmamak zorundayız. Zira Müslümanlar birbirleri­nin velisidirler. İyiliği emreder, kötülükten men ederler. Her biri yekdi­ğerini İslâm çemberi içinde tutmaya gayret ederler. İslâm'ın çerçevesi içinde kalmak kaydu şartıyla, illa da karşımızdakini bizim anlayışımız gibi anlamaya, bizim yaptığımız gibi yapmaya zorlamaya hakkımız yok­tur. Meselâ namazı Hanefî ya da Şafiî'ye göre kaldırabilir. İlla da Hanbelî yahut Maliki olmasını isteyemeyiz. İmam Hz. Osman Efendimiz hac'da namazı dört rekât kıldırmış, Ebu Zerr Efendimiz inancına ters olduğu halde bunu uygulamıştır. Karşımızdakinin durumu ihtilâf hadisine uy­gunsa böyle davranacağız. Değilse, eğer fasık yahut facirse o zaman da onu düzeltmeye çalışacağız. Ama kâfirse o zaman da onu iş başından atacağız, hail edeceğiz. Yine hadise göre nerede, hangi makamda olursak olalım mutlaka doğru söyleyecek, hakkı söyleyeceğiz. Hak İslâm'dır. Hak Allah'tan gelendir. Konuşabilecek durumdaysak mutlaka doğruyu konuşacağız. Ebu Zerr Efendimiz der ki; "Kılıç kafama dayanmış olsa da, kafam vücudumdan ayrılmadan hak adına bir şey söyleyebileceksem onu söylerim."

Bu konu ile alâkalı son olarak şunu söyleyelim: Biat elbette iki tarafın birbirlerine bir akidle yetki devretmesidir. Bey'at edilen bey'at edenleri Allah'ın kitabı ve Resûlünün sünneti istikametinde yöneteceğine, bey'at edenler de bey'at ettikleri kişiyi canları pahasına ko­ruyacaklarına dair söz veriyorlar demektir. Acaba gerçekten bey'at edi­lenlerde böyle bir güç var mı, veya bey'at edenlerde bey'at ettiklerini ko­ruyabilecek bir güç var mı yok mu onu iyi düşünmek lâzım.

                                      …………….

Şu anda biatleşelim, biat edelim, ya­palım, edelim diyenlere şunu sormak lazım: Şimdi şu anda bizden asa­rız, keseriz, vururuz, kırarız, savaşırız diyenler... Yokluğa razı mısınız? Kuru ekmeğe razı mısınız? Hapse razı mısınız? İşkenceye razı mısınız? Becerebiliyor musunuz? Tamam, o zaman varsınız demektir. Değilse iş, yemekten sonra yapılan cihad edebiyatlarından başka bir şey değildir bunlar.

Geçenlerde bir arkadaşı sıkıştırdılar. Efendim işte birleşelim. Bi­atleşelim! Yeter artık filan diye sıkıştırdılar. Arkadaş tamam dedi. Ciddi misiniz? Eğer bu teklifinizde ciddiyseniz hadi o zaman üç teklifim var bunlara evet diyorsanız hemen ben hazırım dedi. Merakla nedir bu tek­liflerini bir duyalım! Dediler. Arkadaş tekliflerini şöyle sıraladı: 1- Mut­laka her gece kalkacaksınız ve Kuran sünnet okuyacaksınız. 2- On yıl evinize çok zaruri yiyecekten başka hiç bir şey almayacaksınız. 3- Bundan başka tüm malınızı ve paranızı Allah yolunda ortaya koyacaksınız. Hadi buyurun.

Hani fareler toplanmışlar da, kediye bir çözüm bulsak diye…

Şöyle umur görmüş yaşlı bir fare demiş ki: Kedinin boynuna bir zil taka­lım, o gelirken bizim haberimiz olur kaçar ve kurtuluruz. Tamam demiş­ler çok mükemmel. Peki, kim takacak bunu? Herkes dağılmış. Aynen öy­le dağılıverdiler. Vakıf kur, dernek kur, devlet kur, bir şey yok bunda. Çok kolaydır bunlar. Kişinin hayatı değişmedikten sonra çok kolaydır bunlar. Ama önemli olan Allah'ın istediği gibi yaşayışa geçmektir değil mi? Allah yardımcımız olsun. Vel hamdü lillahi Rabbil Âlemin.”

         İşte böyle… Ali küçük Hoca’nın bu dediklerinden sonra konuya benim ekleyeceğim ne olabilir ki…

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 15.04.2018 - 18:50 -371-
Bu sayfayı paylaşın :