+A A -A

Büyük zatların söylediklerinin dini değeri

-A A +A

Bazen bize İslam büyüklerinin sözleri nakledilir ve bunların bağlayıcılığı konusunda kafalar karışabilir. Biz de bugün Hz. Ömer’den seçmeler yapacaktık, ancak ölçüleri bilmeden bu çok anlamlı olmayacağı için önce böyle sözleri kabul konusundaki ölçülerden başlayalım.

 

Dinin sahibi Allah’tır. Allah dinini vahiy ile Resulüllah’a bildirmiş ve onun vasıtası ile bize de öğretmiştir. Resulüllah sıradan bir insan değildir, vahyi anlayıp doğru uygulayacak özelliklerde yaratılmış ve onun uygulaması sürekli Allah’ın kontrolünde gerçekleştirmiştir. Buna onun ontolojik farklılığı diyebilirsiniz. Böylece Resulüllah’ın bu hatasız uygulaması da dinin, Kuranıkerim’e bağlı/mecazen bir kaynağıdır. O halde bu ikisi esastır ve din budur.

Bu iki kaynakta bulunmayıp, ulemanın onlardan anladıkları ise, her zaman bağlayıcı olmasa da yine de dindir. Çünkü bizim bu iki asıl kaynağı uygulayabilmemiz onları doğru anlamamıza bağlıdır. Bunu da ancak bilenler, yani âlimler yapabilir.

Âlimlerin görüşlerinin bu iki kaynaktakinden farkı şudur: Başka âlimler onların görüşlerine itiraz edip doğrusu öyle değil böyledir diyebilirler. Yine de onların anlamaları sıradan görüşler olmadığı için onlara ‘içtihat’ diyoruz. İçtihat denen anlama belli bir bilgi ve amel seviyesinin, cehdin, dikkatin, gayretin ve mücadelenin ürünüdür. Bu sebeple içtihat büyük bir seviyedir, çok az kişiye nasip olur, ancak ilke olarak buna kadın erkek her mümin ulaşabilir, yani müçtehidin ontolojik bir farklılığı yoktur.

Kuranıkerim’in bize olduğu gibi ulaştığı konusunda tereddüt yoktur. Onunla ilgili mesele sadece doğru anlaşılması meselesidir. Sünnetin ise bize olduğu gibi ulaşıp ulaşmadığı da ayrı bir anlama meselesidir ve âlimlerin öncelikli görevlerinden biri bunu tespit etmektir. Resulüllah’a nispetinin sıhhati tespit edilmeyen ve hadis diye nakledilen sözler zaten din olarak görülmez. Dolayısıyla bazı işi bilmezlerin, ‘bu kadar zayıf ve uydurma hadis var, bunları nasıl din kabul edebiliriz’ demeleri anlamsızdır. Çünkü dinin kaynağı Kitap ve Sünnettir derken kastedilen zaten onlar değildir.

Resulüllah’tan sonra, sahabe dâhil bütün insanlar hata edebilir. Ne var ki, dini kaynaklarıyla bilen ve yaşayan bir âlimin hata nispeti ile bizimki aynı olmaz. Biz yüz görüşümüzden yirmisinde hata edersek, öyle bir âlim belki sadece birinde hata eder. Varsa onun hatasını da başka âlimler düzeltir.

Bunun anlamı şudur; Resulüllah’ın dışında hiç kimsenin söyledikleri bizi mutlak olarak, yani kesinkes ve hiçbir şart aranmaksızın bağlamaz. İmam Malik’in Resulüllah’ın kabr-i şerifine işaret ederek söylediği gibi; ‘şu kabrin sahibinden başka söylediklerinin hepsine uyulması gereken bir insan yoktur’. Ancak en başta sahabenin âlim olanları olmak üzere, müçtehit âlimlerin anlayıp söyledikleri, doğruya isabet bakımından zannın üzerine çıkıp kesine yakın bilgi oluşturduğu için, dini olanı anlamada onların söylediklerine itibar etmek de yine dinin ve aklın gereğidir.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 13.07.2018 - 15:33 -131-
Bu sayfayı paylaşın :