+A A -A

Dil, Düşüncenin Evidir

-A A +A

   ‘’Düşün genç adam!’’ diye seslenmişti Üstad on yıllar evvel. O sesleniş şu anda benim kulaklarımda çınlıyor. Sözcükler, bu çınlayışla beraber kafamda bir suyun kaynaması gibi fokurdamaya başlıyor. Fokurdayan bu sözcüklerin bir araya gelmesi ile düşünceler vuku buluyor beynimde. Düşünüyorum; Allah’ın insana verdiği en büyük nimet olan düşünebilmeyi düşünüyorum. Peki diyorum kendi kendime, dil olmasaydı ne olurdu düşüncenin hali? Yurtsuz kalırdı muhakkak. Yoksa nasıl kendine yurt edinebilirdi; nasıl evsiz kalmazdı ki beynimde kaynayan düşünceler. İşte, dil sayesinde düşüncelerim bir hüviyete kavuşuyor. Satırlara dökülüyor her fikir hızla, sanki bir bulutun üzerindeki rahmet yükünü küre-i arza sağanak sağanak dökmesi gibi.

   Geçmişi düşünüyorum sonra. Mesela Akif’i düşünüyorum. Medeniyet adlı canavar, garbın afakını çelik zırhlı duvarlarla sardığında; Anadolu düşünmeseydi ve ardından harekete geçmeseydi ne olacaktı coğrafyamızın hali diye düşünüyorum. O zaman Akif nasıl yazabilirdi ki;

‘’Ey şehid oğlu şehid isteme benden makber

  Sana ağuşunu açmış duruyor peygamber’’ satırlarını. Ve;

   Bilge Kral’ı düşünüyorum sonra. Medeniyet denilen canavar, bu defa Boşnak Müslümanlarının soyunu kırarken Avrupa’nın göbeğinde, ne hissetmişti ve ne düşünmüştü Alija, nasıl satırlara dökmüştü İslam Deklarasyonu’nu. Küfür aleminin etrafını çevirdiği yurdunun topraklarını nasıl savundu bir avuç insan diye düşünüyorum. Düşünüyorum ve kalemimin mürekkebini satırlarda bu düşüncenin bana verdiği heyecanla gezdiriyorum.

   Düşünmenin sonu yok. Şimdide aklımda Cahar Dudayev var mesela. Hep mi aynı senaryo bizim başımızdaki diye düşünüyorum. Coğrafya farklı bu defa Kafkaslar. Ama küffar aynı İslam aynı. Slavlar çevirmiş Kafkas mücahidlerinin etrafını. Ve bir adam çıkmış, dimdik ayakta kalarak savunmuş vatan topraklarını. Sen bu müdafaayı yaparken ne düşündün Ey Dudayev! Şimdi ben senin düşüncelerini merak ederek bu satırları kağıda döküyorum. Peki bundan sonra ne olacak diyor dilim? Düşüncelerim dilime kilit vurmama engel oluyor. Ben birde Malik El-Şahbaz ile yani nam-ı diğer ‘’Malcolm X’’ ile konuşabilmek isterdim. Batı’nın ırkçı yüzünü yaşayarak tecrübe etmiş bu münevver şahsa ulaşabilmek isterdim. O düşünürken ve düşüncelerini kağıda aktarırken yanında olmak isterdim.

   Ben bu insanları düşünüyorum. Onlar zorluklarla baş edebilmenin anahtarını, düşünerek ve düşüncelerini aktarıp harekete geçerek bulan insanlar. Düşünebilmek nimettir ve aynı zamanda güçtür. Bu gücü Hak yol uğrunda harcayabilirsek ne mutlu bizlere.

   ‘’Düşünceye cazip ve parlak bir biçim vermek küçültür düşünceyi. Büyük yazar içinden geleni olduğu gibi haykırandır. Kelimeleri kullanırken avamın hoşuna gidip gitmeyeceğini düşünmez’’ diyor Cemil Meriç üstad. Yani Hak olanı söylemek ve düşünmek için kim ne der diye bakmamak gerekir diyor. Eğer öyle olmasaydı, Hak inancı yolunda düşündüklerini haykırmadan nasıl putları yıkardı Hz. İbrahim.

   İşte böyle olmalıdır, putları yıkan düşünceler var olmalıdır. Dil, düşüncenin esiri olmalıdır. Hak yol düşünülmeli ve kalem tutan eller doğru olanı yazmalıdır. Bunu yapmak en makbul iştir.

   Söze Üstad Necip Fazıl ile başladık, sözü onunla bitirelim:

‘’Genç adam düşün! Evvela insanoğlunun düşünmekten büyük haysiyeti olmadığını düşün’’.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 16.03.2018 - 10:51 -155-
Bu sayfayı paylaşın :