+A A -A

Dinamik tahlil metodu nedir?

-A A +A

Söyleşi: Hüseyin Ayaz ve Mevlüt Ayhan

ANA HABER GAZETE: Vahiy ve Risalet hakkında birinci bölümde doyurucu bir bilgi edindik. İkinci sorumuzda da Dinamik tahlil metodu nedir? Bu metodu kullanarak ülkemiz, Ortadoğu, İslam dünyasında yaşanan olayları nasıl tahlil edebiliriz?

Şazeli ÇÜGEN: İçinde yaşadığımız dünyayı varlığı kendimizi ait olduğumuz toplumu ve tüm insan toplum ilişkilerini TAHLİL etmek, bir YÖNTEM ister. Alelade gözlemlerle, tahminlerle, doğruluğu test edilmemiş haberlerle ya da yanlı istatistiki bilgilerle DERİNLEMESİNE doğru ve sıhhatli olarak insan ve toplum ilişkiler yumağını çözmek mümkün gözükmemektedir.

Burada BİLGİ ve bilginin gerçekliğinin test edilmesi, HABER ve haberin doğruluğunun test edilmesi, dezenformasyonlardan ve algı yönetimlerinden selekte edilerek, sosyal OLAYLARIN ve dinamiklerinin seyrinin, GÖZLEM ve gözlemin tekrarı ile vakıanın oluşunun izlenmesi, emek isteyen “hür akıl” isteyen bir çabanın yanında bir yöntemi zorunlu kılmaktadır.

İki boyutlu “DÜZ bir Aristo mantığı” ile fizik metafizik ve sosyolojik OLAYLARA bakar isek, olayların sadece zahiri yönüne ait bilgiler elde etmiş oluruz. Ancak vakıaların İÇ YÜZÜNÜ gerçekliğini ve hakikatini çok boyutlu olarak doğru ve sağlıklı olarak ortaya koymamız mümkün olamaz.

ÇÜNKÜ: Ne fizik dünyanın hadiseleri düz bir çizgi halindedir ve ne de insan ve toplum ilişkileri düz bir mantık ile kavranacak kadar basit bir düzlemde seyretmektedir. Tam AKSİNE olarak hem FİZİK dünyanın hadiseleri “Eğrisel bir düzlemde elipsi” olarak seyretmektedir ve hem de insan ve toplumun sosyolojik olayları çok girift ve karmaşık bir düzlemde sosyal dinamiklerin determine etmesi ile vuku bulmaktadır.

Şunu NET olarak diyebilmekteyiz ki İNSAN denilen bir GERÇEKLİK ile ve onun içinde doğup büyüyüp yaşadığı zaman mekân ve sosyal dokuların DİNAMİKLERİNİN oluşturduğu karmaşık bir HAYAT ortamlarından bahsetmekteyiz.

Bu kadar GİRİZGÂHTAN sonra “dinamik tahlil metodunun” nasıl bir şey olduğu ve nasıl bir yöntem olduğu ve bu yöntemin nasıl gerçekleştiğinden bahsetmeliyiz. Bu METODDA elimizde;

1.      YÖNTEM araçları: AKIL, HİSSİ SELİM ve DOĞRULUĞU test edilmiş HABERLERDİR.

2.      ANA ve EBE araçları ise: İnsan ve toplumun kendisi olmaktadır.

3.      MOTOR araçlar ise: İdeolojiler ve sosyal statüler ile biyolojik varlığın MADDİ ve ahlaki vicdani ilişkiler yumağı yer almaktadır.

“AKIL” bir ölçme, biçme, düşünme, muhakeme etme ve sorgulama aygıtıdır.

“HİSSİ SELİM” ise yaşadığımız sosyolojik olayları ve dışımızda gerçekleşen fizik olayları hem GÖZLEM ile ve hem de DENEYLER ile doğruluğunun ve gerçekliğinin test edilmesi ameliyesidir.

“HABERLERE” geldiğimizde mutlaka haberin KAYNAĞININ ve VAKIANIN oluş şeklinin seyrinin ve de onu determine eden etmenlerin çok iyi bir şekildi araştırılması ve GERÇEKLERLE yüzleşmekten korkmadan çekinmeden usulünce üstüne gidilerek doğru NETİCEYE varmak gerekmektedir.

Şöyle bir SORU ile konuya biraz daha açıklık getirelim: “Sosyal hadiseleri İDEOLOJİLER mi doğurmaktadır yoksa MADDİ ilişkiler mi doğurmaktadır?” Böyle bir soru sadece iki boyutlu düz bir mantık ile ölçülemeyecek kadar basitlikte değildir. Bu konuda İNSAN ve TOPLUM gerçekliğinden bahis açmamızı gerektirmektedir.

EL CEVAP: Sosyal hadiselerin ANASINI ve EBESİNİ “insan ve toplum” ile “zaman, mekân ve sosyal doku” şartları oluşturmaktadır. Elbette ki ve muhakkak olarak insanı ve toplumu içinde olduğu sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel, siyasal, tarihi, coğrafi ve konjonktürel şartlar ile insan ve toplumun iman, ahlak, vicdan ve medeniyet değerleri belirleyici olacaktır.

İnsanlar ve toplumlar, düşünen, hisseden, inanan, araştıran, sorgulayan, muhakeme eden, doğru ya da yanlış kararlar alabilen tercihlerle yönlerini tayin edebilen ya da yönetilen ve yönlendirilen hem FERDİ hem de KOLEKTİF sosyal ve sosyolojik varlıklardır.

Kısaca İNSAN; hem biyolojik ve hem de ideolojik sosyal bir varlıktır.

Yukarıdaki iki alternatifli SORUNUN cevabı işte burada verilmektedir. İnsan ve insanın oluşturduğu toplumlardaki SOSYAL hadiselerin doğumunda hem İDEOLOJİLER ve sosyal STATÜLER hem de BİYOLOJİK varlığın MADDİ ilişkiler örgüsü ile ahlaki ve vicdani ilişkileri iç içe olarak ANALIK-EBELİK ve MOTOR vazifesi görmektedir.

DİNAMİK tahlil metodu: “Çok boyutlu” bir düşünme gözlemleme ve de araştırıp soruşturup muhakeme edip sorgulama yöntemidir.

Eğer bizler olup biten sosyal hadiselere DÜZ bir Aristo mantığı ile zahiren bakar isek hem “zihin faaliyetlerimizi ve hem de düşünce ve gözlem dünyamızı” kısıtlamış sınırlamış oluruz ve AKLIMIZI ve zihnimizi dondurarak bloke etmiş oluruz.

İşte BİZLER iradi, ideolojik ve biyolojik varlıklar olarak öncelikle “AKLIMIZI” tüm fonksiyonları ile dikkat tefekkür hafıza anlayış irade ve karar melekelerimizi en doruk noktada kullanmak SORUMLULUĞUNDA olan kurucu yapıcı yönlendirici ve de yönetici varlıklarız. “DUYULARIMIZI” da gözlem ve deneyleme ortamlarında kullandığımızda ve geliştirdiğimizde yaptığımız doğru tespitlerle, gereğince objektif bilgilere BİLGECE ulaşmamızı sağlayabiliriz.

 “HABERLER” konusunda ise iki yol ayrımı bulunmaktadır.

Birincisi “doğru haber” elde etmenin yolu doğruluğunda şek ve şüphe olmayacak şekilde haberin sorgulanarak test edilmesi gereğidir.

 İkincisi ise “ilahi yöntem”dir ki buna “haberi RASÜL” demekteyiz ki İNSAN AKLININ ve DUYULARININ ötesinde ve üstünde varlığın gerçekliğinin ve hakikatinin BİLGİSİDİR Kİ buna İSLAMDA “vahyi bilgi-ilahi hitap” demekteyiz.

BATI MODERNİTESİNİN işte kabul etmediği ve inkârında ısrar ettiği ve bu nedenle de KÜFRE girdiği ana konu “vahyi ilahi hitap” konusudur.

BİLGİNİN elde edilmesinde AKLA DUYULARA HABERLERE ve insan–toplum ilişkilerindeki sosyolojik dinamiklerin sosyal ve maddi determinist ve değişken unsurlarına verilen ÖNEM ve DEĞER kadar insan ve toplum ilişkilerinin ideolojik maddi manevi ve ahlaki vicdani ilkeleri olan “ilahi yasının üstünlüğü” ile “Risalet’in modelliğini” de baş tacı ettiğimizde DİNAMİK TAHLİL METODUMUZ tam kamil olacaktır.

İSLAMDA; FİZİK olaylar “ıztırari” yasalara, SOSYOLOJİK olaylar “ihtiyari” yasalara, METAFİZİK olaylar da “ilahi” yasalara tabidirler. İnsan ve toplumlarda ister kabul etsinler isterse kabul etmesinler bilerek ya da bilmeyerek farkında olarak ya da olmayarak bu “üç ANA YASA” zemininde hayatlarını idame ettirmektedirler.

İşte bu NEDENLE biz bu makalede sadece SOSYOLOJİK olayların “ihtiyari” olduğundan bahisle ve aynı zamanda “fizik ve metafizik yasaların” bir BÜTÜN olarak “etmen unsur” olduğundan ve her hangi bir “dinamiğe” tekil olarak indirgeme yapmadan BÜTÜNCÜL bir yaklaşımla bakmış ve bahis açmış oluyoruz.

İnsanı; “iradesi” ile “ideolojisi” belirlemektedir, toplumu ise “kolektif şuuru” tayin etmektedir. Bu ana EKSEN zemininde “dinamik tahlil yöntemimizi” ele aldığımızda insan İRADESİNİN ve AKLININ ne kadar önemli olduğunun ve toplum için de “kolektif şuurun” ne kadar belirleyici olduğunun altını defaten çizmemizi zorunlu kılmaktadır.

Demek istiyoruz ki ne İRADEMİZ ve AKLIMIZ ne de DUYULARIMIZ asla ve asla hiç kimseye ipotek edilemez, kiraya verilemez, emaneten bırakılamaz, terk edilemez ve atıl bırakılamaz. Çünkü bu hal içinde ki İMAN ve ŞAHSİYET tam ve kâmilen gelişemez,  teşekkül etmez. İşte tam da bu eksende “dinamik tahlil metodu” çok daha önem kazanmaktadır.

 Kimileri iman ve şahsiyetleri ile hareket etmekte, kimileri akıllarını ve iradelerini başkalarına ipotek vermekte, kimileri algı yöneten çevrelerin ağlarına takılmakta, kimileri dezenformasyon bilgilerle hayatlarına şekil vermekte, kimileri sapkın ve batıni inançların peşine takılıp gitmekte, kimileri hipnoz edilerek hayatlarına intihar ile son vermekte, kimileri maddeyi ve nefsi putlaştırmakta, kimileri şeytanı ve şehveti putlaştırmakta, kimileri zalim, kimileri mazlum, kimileri NİFAK içindedir. Tüm bu insani ve toplumsal ilişkiler ağını NET ve SAĞLIKLI olarak ortaya koymada çok yönlü ve çok eksenli DİNAMİK bir YÖNTEMİN sahada tatbikini zorunlu kılmaktadır.

İrade, akıl ve duyular ipotek edildiğinde, kiraya verildiğinde, emanet edildiğinde, kullanılmadığında ya da terk edildiğinde “iman ve şahsiyet” tam teşekkül etmemiş olur. Bu durumda BİZLER “sorumlu, iradi, akıllı varlıklar” olmaktan çıkarız, “sorunlu iradesiz ve de akılsız varlıklar” olarak yeryüzünde güdülmeye, güdülenmeye, idare edilmeye, hipnoza, soyulmaya, sömürülmeye, köleleştirilmeye, ZİLLET ve ZÜLÜMLER içinde sürünmeye “müstahak” varlıklar olarak “ömür tüketmeye” adaylar olmuş oluruz…

İSLAM; insanları ideolojik yapılarına göre “mü’min, müşrik, kâfir ve münafık” olarak dört ana eksende kategorize etmiş, ŞİRK ve NİFAK -münafıklık- üzerine ise sürekli olarak dikkat çekmiştir.

MÜŞRİK: İLAHA inanır, RABLIĞINI kabul eder ancak “hükümlerini” kabul etmediğinden “hükümranlığına” meydan okuyarak ortaklık iddiasında olan insan ve gruplar demektir. 

MÜNAFIK: insanlar ALLAH’A inanır gibi görünür, hükümlerine tabi olan MÜMİN gibi görünür, ANCAK temelinde bir ALDATMACA ve İKİYÜZLÜ bir davranış olduğundan deruni olarak kalben İMAN KABUL ve TASDİK söz konusu olmadığından YALANA ve NİFAKA dayalı aldatıcı bir zihniyetle davranıldığından dolayı FİTNE karşılığı olarak münafık olunur. Bu nedenle İSLAM; “FİTNE katilden beterdir” diyerek, insan ve toplumun NİFAK ve İFSADI ile varlığın İSRAFINI men etmiştir. MÜ’MİN insanların toplum hayatlarında en tehlikeli ve onulmaz bir marazi iman ve hayat şekli olan “ŞİRK ve MÜŞRİKLİK” ile “FİTNE ve MÜNAFIKLIK” halidir.

KÜFÜR toplumları ise KÂFİRLİKLERİNİ apaçık meydanlarda arzı endam ederek hayatlarını idame ettirmektedirler.

Buraya kadar olan yaptığımız analizlerde;

Ø  Hem insan ve toplum varlığının gerçekliğine dikkat çekmiş olduk, hem insan ve toplum gerçekliğinin “fizik, metafizik ve sosyolojik” yasalarından bahsetmiş olduk ve hem de İNSAN iradesine ve aklına İSLAMIN insan kategorisini de ekleyerek dikkat çekmiş olduk.

Ø  Nihayetinde “DİNAMİK TAHLİL METODU” dediğimiz yöntemin ANA-EBE ve MOTOR unsurlarından bahisle “zaman, mekân ve sosyal dokuların ve dinamiklerin” insan ve toplumların KADERİ üzerinde ne kadar ETKİLİ olabileceğinin alt başlıklarını vermeye çalıştık.

Yaşadığımız ÜLKEMİZİN büyük bir OYUN yeri olduğunu, herkesin ve her kesimin bu SAHNENİN bir yerinde rolünü oynamakta olduğunu, ANCAK bizi kuşatan çok daha büyük bir DÜNYANIN olduğunun farkındalığını ortaya koymak için,  kendi kadim MEDENİYET değerlerimizin bir ÜMRAN olarak İNSANLIĞA sunulması gerektiğini de açık el bir çalışma ile ortaya koyabilmeliyiz.

AKLIMIZI, irademizi ve duyularımızı kendimiz için tüm fonksiyonları ile kullanma cesaretini gösterdiğimizde, hayat mücadelesine BİR SIFIR önde başlamış olacağız. İRADEMİZİ kendimiz ve başkaları için tüm sorumluluklarımız ile yine cesaretle ortaya koyduğumuzda liderlik ve öncülük taşıyan, ÜRETKEN ve müteşebbis bir olgunluğa gelmiş olacağız. AHLAKİ güzelliklerimizi ve davranışlarımız ile ortaya koyduğumuzda İMANININ kabulünde ve ŞAHSİYETİNİN teşekkülünde çok sağlam bir ZEMİN yakalamış olacağız demektir.

HÜLASA: Maddi yapısı “ANASIR-I ERBAADAN” oluşan “insan nevi” için tüm NEFİSLERİ, ŞEYTANI ile birlikte dikkate alarak değerlendirmek lazım gelmektedir. HÜR irade ve hür AKIL, ancak ve ancak İMAN ve ŞAHSİYETİN teşekküllü için olmazsa olmaz yegâne unsurdur. İman ve şahsiyet ise tüm SOSYAL VAKIALARIN ana motorudur.

Aklın ve iradenin, iman ve şahsiyetin, ahlak, vicdan ve sağlıklı üretimin olmadığı yerde gerisi MUKALLİTLİKTİR, meskenettir ve asalaklıktır. Mukallitlik, asalaklık ve meskenet ise SÜRÜ GÜDÜ ve KÖLE olmaktan başka pek şayanı makbul bir HAL ve HAYAT TARZI değildir.

“İman ve irade” sorumluluklar yükler, “fizik, metafizik ve sosyolojik dinamikler” belirleyici olur diyerek “DİNAMİK TAHLİL METODUNU” şimdilik sonlandırmış oluyoruz Vesselam.

ANAHABERGAZETE: Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyoruz üçüncü bölümde buluşmak üzere...

<< Devam Edecek...>>

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 25.12.2017 - 12:58 -665-
Bu sayfayı paylaşın :