+A A -A

Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat

-A A +A

27 Şubat Erbakan Hocamızın Dar-ı bekaya yürüdüğü tarih. Bir gün sonrası ise Postmodern Darbe olarak Türk siyasi tarihine geçen olayın yıldönümü. Bu olayın 28 Şubat olarak anılmasının sebebi; Erbakan Başbakanlığındaki RP-DYP koalisyon (Refah-Yol) Hükümetinin devrilmesiyle sonuçlanan süreçlerin o tarihte yapılan MGK toplantısıyla tetiklenmiş olmasıdır. Bu iki olayın birbirini takip eden iki güne denk gelmesi,  Erbakan Hocamızın Türk siyasi hayatına etkileriyle, 28 Şubat postmodern darbesinin birlikte değerlendirilmesini hem teşvik etmekte hem de zorlamaktadır. Yıllar geçip olaylar hafızalardan silindikçe korkarım Erbakan adı sadece 28 Şubat kapsamında anılmaya başlanacaktır.

Oysa bu durum Erbakan a yapılacak en büyük haksızlık olacaktır. Zaten siyasi hayatı boyunca eğilip bükülmeden sürdürdüğü “Milli Görüş” davası nedeniyle maruz kaldığı haksızlıklar zulümler (Menderes hariç) hiçbir siyasiye yapılmamıştır.  O bakımdan Erbakanı sadece 28 Şubat çerçevesine hapsetmeden en geniş anlamıyla Türk Siyasi hayatına katkılarıyla değerlendirmek gerekir. Maalesef Şubat ayı sonu itibarı ile bu alanda yer alan değerlendirmelerin 28 Şubat çerçevesi dışına pek çıkamadığını gördüm. Bunun bir istisnası Kemal Öztürk’ün Yeni Şafak gazetesindeki yazısıydı. “Adil Düzen” in bir ütopya olarak insanlığa kurtuluş ümidi olabileceğini değerlendiriyordu.

Erbakanın Türk Siyasi hayatına kazandırdıkları bir köşe yazısıyla değerlendirilemez. Ancak gene onun ortaya attığı iki ana kavram üzerinden işe başlanabilir. Birincisi “Milli Görüş” ikincisi de “Adil Düzen”.

Refah Partisinin her kademesinde 15 yıl siyaset yapmış biri olarak konunun bilimsel ve felsefi analizlerine girmeden içinden geçtiğim pratıklerim üzerinden bu iki kavram hakkında dğerlendirmeler yapmak istiyorum. Fakat Milli Görüş savruk ve özensiz değerlendirmelerle üstünkörü geçiştirilebilecek bir fenomen değildir. O bakımdan birkaç köşe yazısı devam edebilir.

Milli Görüş hareketinin arka planını bilmek bugükü olayları daha iyi değerlendirmemize yardımcı olacaktır. Sosyolojik açıdan bakıldığında Milli Görüş’ü bir cemaat veya tarikat olarak değerlendiremeyiz. Ancak bünyesinde değişen siyasal süreçler içinde birçok tarikat ve cemaat mensubu yer almıştır. Bazan tarikat ve cemaatların siyasal desteğini almış ise de çoğunlukla tarikat ve cemaatler Islami bir siyasi harekete kavramsal planda karşı çıkmışlar ve hep muhalif olmuşlardır.

               Milli görüşün en birinci özelliği, her ne kadar defalarca Anayasa Mehkemesince ve Askeri darbelerle kapatılmış olsa da, en baştan beri Siyasi Parti teşkilatlanması içinde yasaların denetim ve gözetimine açık legal şekilde varlığını sürdürmüştür.  Her zaman İllegal bir yeraltı hareketi olmayı reddetmiştir. Islami Dünya görüşünü esas alan bir parti olmasına rağmen kendisini ‘Milli’ olarak nitelendiren bu hareket gerçekten milli ve bize özgüdür. Bir yönü ile Tüm İslam Dünyasını kucaklayan bir siyasal hareket olma iddiası vardır. Nitekim 11 Aylık Refahyol Hükümeti döneminde belli başlı İslam Ülkelerini kapsayan ‘D8’ teşkilatını kurmaya büyük önem vermiştir.  Bir yanı ile de ‘Milli’ dir. İslam Dünyası içinde ‘parti’ formatında örgütlenip İslami dünya görüşünü siyaset yaparak savunmaya çalışan ilk örnektir. Dünyadaki diğer İslam Ülkelerindeki birçok İslami cemaatlere de siyasi parti kurarak mücadele etme noktasında modellik yapmıştır. ABD nin günümüzde ‘Siyasal İslam’ adıyla kavramsallaştırıp yoketmeye çalıştığı Islami mücadele anlayışının çıkış noktasıdır.                                                                                                                                                                                                                                 Ancak ortaya koyduğu politikalar da son derece Millidir. Korumacı Milli bir ekonomi ve sanayileşmeyi savunur. Devletin Yüceliğine birinci derecede önem verir. Bugüne kadar kapatmalar nedeniyle birçok değişik adla anılan partilerce temsil edilen ama genel olarak ‘Milli Görüş’ hareketi olarak niteleyebileceğimiz Erbakan Liderliğindeki siyasi hareketin Devletin kutsallarına sıkı sıkıya bağlı olduğu bir gerçektir. Bu durum 28 Şubat sürecinde, RP’nin kapatılması sırasında Necmettin Erbakanın devletin kurumlarına gösterdiği sıkı bağlılık ve itaat ile ispatlanmıştır. Hatta bu durum, RP yi kapattıran Başsavcı Vural SAVAŞ tatafından da yıllar sonra itiraf edilmiştir.

                    Şimdi de Milli Görüş hareketinin neden ve hangi şartlarda ortaya çıktığına kısa bir bir bakış yapalım. Tarikatların (Özellikle Nakşîbendîliğin) ve dini cemaatlerin, parti kurarak toplumsal taleplerini meşru siyasi zeminde temsil etme çabaları, cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren başlamış ise de, tek parti rejiminin baskıcı tutumu nedeniyle başarılı olamamıştır. 1960’lara kadar “Milliyetçi-Muhafazakar” veya “Mukaddesatçı” genel tanımı içerisinde DP ve AP içinde temsil edilen bu gruplar giderek farklılaşmış ve “Merkez-Sağ” bir kitle partisinin çatısı altında kendi siyasal taleplerini ifade edememişlerdir. Bu nedenle değişik tarikat ve cemaatler, dindar kitlenin toplumsal taleplerini temsil edebilecek yeni bir siyasal oluşumun fikir jimnastiğini yapmaya başlamışlardır. Bu tartışmaların odağında siyasi parti kurmanın İslami olup olmayacağı konusu vardı.

                Bu dönemde Erbakan, 1969 yılında Odalar ve Borsalar Birliği Başkanlığına seçilmiş fakat Demirel liderliğindeki AP hükümeti, bu seçimi iptal ederek Erbakan’ı polis zoruyla makamından attırmıştır. Bunun üzerine hemen akabindeki genel seçimlerde Erbakan AP’den milletvekili adaylığına başvurmuş fakat adaylığı Demirel tarafından veto edilmiştir. Bundan sonra Erbakan aynı yıl Konya’dan bağımsız olarak milletvekilliğine aday olmuş, tek başına 4 milletvekili seçtirebilecek kadar oy almıştır. Bu sıralarda M. Zahid Kotku liderliğindeki İskender Paşa Cemaati’ne (Nakşîbendî) bağlı olan, genç ve parlak profesör Necmettin Erbakan’a bu partiyi kurma görevi verilmiştir. Seçimden sonra Millet Partisi’nden ve AP’den milletvekili seçilmiş, aynı düşüncedeki milletvekilleriyle birlikte 24 Ocak 1970 te Milli Nizam Partisi’ni kurmuşlardır. Fakat bir yıl içinde Anayasa Mahkemesince kapatılmıştır. Bu defa 1972 yılında kurulan Milli Selamet Partisine kısa bir süre birçok dini cemaat ve tarikat destek vermişlerdi. Erbakan’ın MSP’si  1973 seçimlerinde TBMM de elde ettiği 48 milletvekili ve 3 senatörden oluşan  51 Parlamenterli grubu ile kilit parti konumuna gelmişti. Erbakan’ın, Ecevit’in koalisyon önerisini kabul etmesi, bazı cemaatlarin partiden desteklerini çekmelerine neden oldu.

Özellikle Nur Cemaati’nin Milli Görüş Hareketi’ne karşı çıkmasının temelinde İslam’ın yaşam pratiğine bakan yorumundaki köklü farklılıklardan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Nur Cemaati’nin temel amacı, "Toplumda bir iman yenileme ve güçlendirme hareketi" başlatarak, toplumun gönüllü dönüşümünü ve bu yolla, İslam Dini’nin yaşam pratiğinin topluma egemen olmasını sağlamaktır. Bu bakımdan bu hareketin sözcüleri, siyasetteki tüm katkı ve etkilerinin "demokrasi ve özgürlükler"den yana tavır koyma olduğunu ifade etmektedirler.

                       M. Zahit KOTKU 13 Kasım 1980 yılındaki vefatına kadar, Cemaat ile parti uyum içinde ortak bir çizgi izlediler. Zaten o dönemde 12 Eylül Darbesi nedeniyle tüm partiler kapatılmış, Erbakan da dahil bütün politikacılar yargılanmakta idi. Kotku’nun vefatından sonra onun yerini alan damadı Prof. Dr. Esat Coşan ile Erbakan arasında ‘Biat ve İntisap’ kavramları çerçevesinde tartışma ve anlaşmazlık çıktı . Esad Coşan Erbakanın Z. Kotkuya  ‘intisabı’ dolayısı ile  onun yerine geçen kendisinin otoritesi altında politikalarını belirlemesini isterken, Erbakan da kendisinin Siyasi lider olması nedeni ile Coşanın kendisine ‘biat’ etmesinin gerekliliğini ileri sürmekte idi.  Böylece Coşan ile Erbakan arasında ipler koptu. İşte bu nedenle o günlerde Coşan yeni bir parti kurmak istiyordu.(İskenderpaşa)Nakşibendî Şeyhi Prof. Dr. Esat Coşan o günlerde şöyle diyordu:

“Daha iyi niyetli, daha çok Müslüman’ı kucaklayacak bir parti kurmak, bugün Müslümanların boynunun borcudur. Kim kurmuyorsa, kim kurmaya yanaşmıyorsa, kim yan çiziyorsa, kim başka partilere girip asıl yapması gereken işten kaçıyorsa, vallahi de billahi de Allah indinde mesul olur. Çünkü Müslümanların öz siyasi teşkilatını kurması lazımdır. Bir partiyi kurmak, boyunlarının borcudur. Kurarlarsa kurarlar, kuramazlarsa Allah hesabını sorar. “ 

Ancak, o zamanki siyasal ortam buna imkan vermedi. 28 Şubat ın baskısından dolayı 1997 de gittiği Avusturalya da Sydney yakınlarında 4 Şubat 2001 de geçirdiği tarfik kazasında damadı Prof.Dr. Ali Yücel Uyarel  ile birlikte vefat etti. Böylece Esat Coşan’ın hayatı, yeni bir İslami parti kurmaya yetmedi.

Bu konuya bir sonraki yazıda devam edeceğüm.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 02.03.2018 - 09:48 -584-
Bu sayfayı paylaşın :