+A A -A

Faiz Enflasyon Tartışması

-A A +A

                Faiz ve enflasyon: Ekonomi dediğimiz bünyenin hayat PAHALILIĞININ ateşi ve tansiyonu demektir ki üretim dağıtım tüketim gibi iç piyasayı ithalat ve ihracat gibi dış piyasayı finans enerji ve sanayileşme gibi büyüme ve gelişme trendini hantal ya da fonksiyonel devlet gibi sistemi müsrif ve de tasarrufçu hükümet gibi ülkenin yönetim ve siyasetini olumsuz olarak etkileyen ÜLKENİN gelişmesinin ve kalkınmasının önündeki en temel negatif göstergesidir.

 Ekonominin kurumlarına geldiğimizde hazine ve merkez bankası gibi temel kurumlar yanında bankalar ve borsalar gibi aracı kurumların olduğu görülmektedir. FAİZ ve ENFLASYON gibi sihirli ekonomik kavramlar üzerine ülkemiz siyasileri ve ekonomistleri gelişmiş ülkelerde hiç yapılmayan düzeylerde tartışmalarını yıllardır sürdürüp duruyorlar.

Öncelikle bir TESPİT yapma durumunda olacağız.

a.       Temel ENTEGRE sanayiini henüz kuramamış, makine ve motor sanayiinde metal ve teknoloji sanayiinde ithal endeksli ve dışa bağımlı,

b.       “Beşeri sermayesinin” kalitesini ve hayat standartlarını yükseltememiş, eğitimde bilgi düzeyi zayıf üniversiteleri dünyada ilk beş yüz içinde henüz değil vasıflı insan üretken insan oranı henüz istenilen düzeyde olmayan ve teknoloji üretemeyen teknoloji tüketen tasarruf toplumu bilincinden uzak bir toplum,

c.       İç ve dış güvenliği henüz sağlanamamış, içerde terör olayları ile boğuşan dışarda yedi düvel ile vuruşan ancak ne uzay teknolojisi ne uydu savunma sistemleri ve ne de kara hava ve deniz savunma araçları konusunda tam yerli ve milli olamamış,

d.       Henüz ALTYAPI projelerini yeterince tamamlayamamış bir ÜLKE.

Kısaca büyümesini ve gelişmesini henüz tamamlayamamış hayat standartları henüz yükseltilememiş iç barışını ve dış güvenliğini henüz sağlayamamış “yumuşak gücü” çok yüksek, tarih ve medeniyet SİCİLİ çok temiz olan ancak ENTEGRE sanayileşmesini henüz kuramamış yarı ekonomik BAĞIMLI bölgesel bir güç.

Bu TESPİT bu fotoğraf bizi sakın karamsarlığa ve umutsuzluğa götürmesin

İki yüz yılın birikimleri olan tortular atılmakta ekonomik ve siyasal sıkıntılar giderilmeye çalışılmakta. “zaruretler icatları zorunlu kılar” sosyolojik dinamik ya da “kötü komşu ev sahibini hacet sahibi kılar” atasözü MİLLET olarak bizleri topyekûn ekonomik sosyolojik medeni ve siyasi bir seferberliğe yönlendirmiş vaziyettedir. Bu yöneliş, bu canhıraş bir gayret çok sevindirici bir başlangıç zemini teşkil edecektir diye düşünenlerdenim.

ALLAH A hamdolsun ki Hem kara deniz ve hava kuvvetlerimizin ihtiyaçlarını karşılamak üzere savunma sanayiinde, hem motor entegre sanayiinde beş babayiğitin çıkarak girişimde bulunmaları hem de yerli ve milli politikalarla enerji ve maden kaynaklarımıza yönelinerek enerji politikalarının çeşitlendirilmesi yol köprü tünel havalimanı nükleer santral gibi MEGA projelerin de hız kesmeden devam etmesi ülkemizin ekonomik olarak ufkunun açık olacağının bir göstergesi olmaktadır.

Böylesi bir gelişmenin EĞİTİMDE orta ve yükseköğretim sisteminde de olmasını ve beşeri sermayemizin bilgi teknoloji ve sermaye üretimindeki başarılarını elbetteki temenni etmekteyiz.

Büyüyen ve gelişen bir ÜLKE DE “ekonomi siyaset ilişkisini” daha sağlam temeller üzerine inşa etmek ve devletin hukuk temelleri ekseninde yeniden yapılandırılması ve de yönetim sisteminin daha çoğulcu bir eksende yeniden sağlıklı zeminlerde inşa edilmesi en hayati sorumluluk olacaktır.

Bu genel fotoğraftan sonra ÜLKEMİZİN başta ARGE UNOVASYON ve yerli MARKALARIMIZ olmak üzere “ekonomik parametrelerine” bir bakalım.

BÜTÇESİ:   763 milyar TL / 200 milyar dolar- GSMH: 2.608 milyar TL / 686 milyar dolar. Fert başına düşen ortalama GELİR: 8575 dolar- Asgari ücreti: NET 1603 TL. Enflasyon tüfe de 11.92 tefe de 15.47 Cari açığı /ödemeler dengesi 33.67 milyar TL açık veren- İHRACATI İTHALATINI henüz karşılayamayan İHRACATI 157.1 milyar dolar İTHALATI 165.96 milyar dolar MERKEZ BANKASI sepeti: 120 milyar dolar ki ½ si banka stopajları, HAZİNESİ: İçerden ve de dışardan borçlanan/ sıcak para alan FAİZ ödemeleri iç piyasaya 57.7 milyar TL dış piyasaya döviz olarak…… “denk bütçe” henüz yapamayan bir HÜKÜMET.

YATIRIMLARINI iç ve dış KREDİ borçlanmaları ile yapabilen- ENERJİSİ dışa bağımlı makine ve motor sanayii ile metal ve teknolojide temel ENTEGRE sanayisini henüz kuramamış ve 2018 yılına % 15 oranında zamlarla giren kırılgan bir EKONOMİ.

TÜRKİYE: G 20 içinde ancak ARGE UNOVASYON ve MARKALAŞMADA henüz uluslararası ölçekte değil.

ŞİMDİ:

1. FAİZ neden yükselmekte: DÖVİZ açığı olan ve de YATIRIMLARINI iç piyasadan TL ile ve dış piyasadan DÖVİZ borçlanması ile yani “SICAK para” ile karşılayıp yaptığınızda otomatik olarak FAİZ yüksek atacaktır. ÇÜNKÜ düşük faizlerle “sıcak para” o ülkeye akmamaktadır.

2. ENFLASYON neden yükselmekte: Artan her faiz oranı ülke parasının değerini o oranda düşünmekte PARA değer kaybettiğinde alım gücü düşmekte piyasa mallarının üretiminde maliyet yükselmekte ve de piyasaya arz edilen metaın fiyatları yükselmekte böylelikle ZAMLAR ve hayat PAHALILIĞI kapıya dayanmaktadır.

3. DÖVİZ neden yükselmekte: Yatırımları ithalatı ve finansı DÖVİZE bağımlı olan ülkelerde döviz fiyatları elbette ki yüksek olacaktır. Dövize olan TALEP hem iç piyasanın yani FİNANS-bankacılık sektörleri ile SANAYİ sektörleri İTHALAT firmaları ve de YATIRIM yapan her ölçekteki girişimci firmalar ister istemez DÖVİZLE borçlanmakta olduğundan dövize olan TALEP çok yüksek olmaktadır. Bu KISIR döngü henüz eğitimde ekonomide ve siyasette AZ gelişmiş ya da GELİŞMEKTE olan tüm ülkelerin ortak kaderidir.

Enerjide ve tüm yatırımlarda dışa bağımlılık dövize olan yüksek talebi kamçılamakta ve bu durum paranın değerini düşürüp ENFLASYONU azdırmakta ve de “sıcak para” dediğimiz FAİZ oranlarını yükseltmektedir. Bankaların şirketlerin ve de hazinenin dövize olan “AÇIK pozisyonları” devam ettiği müddetçe ekonominin faiz döviz borsa ve enflasyonun kıskacında olacağı da aşikardır.

Son olarak ÜLKEMİZ jeopolitik bir gerilim kuşağı nedeni ile ekonomisi terör savaş ve göç dalgaları sebebi ile ekonomik bir daralmaya doğru hızla gitmektedir.

Yapılması gerekenler

Elbette ki EKONOMİ/üretim yatırım ithalat ve ihracat süreçleri ile ülkemizin SİYASETİ yönetim ilişkileri ve de devletin yeniden yapılandırılması sistemin yeniden dizayn edilmesi süreçlerinde iç politikada ve dış politikada oluşan çok hassas kuvvet dengelerini de gözeterek normalleşmek durumundayız.

Büyümemizin ve gelişmemizin ana ekseninde olan “dış kaynaklı finansla” yatırımlar yapıldığı müddetçe faiz de enflasyon da yakamızı bırakmayacak demektir. Çok dengeli ekonomik programlar ve planlamalar ile iç kaynaklarımızı yerinde ve zamanında değerlendirerek ve de ülkemizin dış politikadaki “yumuşak gücünü” devreye sokarak yapılandırdığımızda elbette ki daha sağlıklı büyüme ve gelişme olabilecektir.

ÇARE: “ Bilime ve bilim insanlarına kulak vererek ÜRETEN ve üretken TÜRKİYE olmaktır”.

Bir ÜLKE sadece bilgi çağında bilgi teknoloji ve sanayileşme ile büyüyüp gelişemez. Gelişme ve büyümenin alt yapısı olan tarım ve hayvancılığı ile tohum ve ırkları ile bu gelişme ve büyümenin temel dinamiği olduğu da unutulmamalıdır. Unutulmamalıdır ki aç ve susuz gıdasız havasız ve topraksız insan-canlı asla hayata tutunamaz. Bu maksatla doğal enerji kaynaklarını tarım alanlarını su havzalarını bitki örtüsü ve canlı eko sistemlerini korumak kayıt ve şartı ile İKLİM değişimlerini de dikkate alarak bir şehirleşme sanayileşme ve ekonomik sistemin sağlıklı olarak yeniden yapılandırılması zorunluluk arz etmektedir.

Bu amaç doğrultusunda hem topraklarımızı hem tohumlarımızı ve bitki örtümüzü ve hem de su kaynaklarımızı koruyup kolladıktan sonra insanımızın ÜRETKENLİĞİNİ destekleme amacı ile bir “hayat tarzı” olan tarım ve hayvancılığın kırsal kesimdeki küçük ve orta ölçekli işletmelerini muhakkak olarak destekleyip sübvanse etmek kaçınılmaz gözükmektedir. Böylelikle köylerden şehirlere olan düzensiz GÖÇ te önlenmiş ve kalkınmanın en temel alt yapıları olan eğitim sağlık ve ulaşım imkanları ile desteklenerek kırsal kesimlerin potansiyeli üreten ve üretken TÜRKİYE olma hedefine yönlendirilmiş olacaktır.

Sonuç olarak bir ülkenin MAKRO ekonomik verileri ne kadar makul düzeylerde olursa olsun esas olan HALKIN- orta sınıfların esnafın ve kırsal kesimin- çarşıda pazarda yaşadığı “tefe tüfe” gibi verilerin yansıması olan MİKRO ölçekler de ekonominin ateşi ile alakalı en temel verileri teşkil edeceğini hiç unutmamak lazım gelecektir.

Bir ülke ki BEŞERİ sermayesinin kalitesini artırarak, “kaynaklarını” en isabetli ve tasarruflu kullanabildiğinde “kuvvetlerini” stratejik önceliklerini gözeterek en iyi şekilde sevk ve idare edebildiğinde ÜLKE ekonomi siyaset sanayileşme ve şehirleşme dengesini BİLİMLE çok iyi temellendirip yönetim sistemini de HUKUK devleti temelinde inşa ettiğinde daha güvenlikli daha ÜRETKEN bir ÜLKE daha güçlü bir DEVLET daha onurlu bir MİLLET konumuna hızla yükselecektir.

Yeni alınan SONDAJ gemimiz ülkemize hayırlı olsun. 17.01/h.a.

Vesselam. 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 16.01.2018 - 15:00 -2,227-
Bu sayfayı paylaşın :