+A A -A

GİTMİŞ CANIM UTANMA

-A A +A

Eskiden diye başlayan cümleleri daha çok kurar olduk modern zamanlarda. Yaşımız ilerledikçe eskiye özlem bir kat daha arttı herhalde. Anamın o tere yağda bulgur pilavı gözümde tütmeye başladı. Her daim koşup eteğine sığındığım ninem, dizinin dibine oturup masallarını dinlediğim dedem içimde bir ukde olarak kaldı. Onlar gibi dedelik yapamayan biz modern zaman nasipsizleri, bunları ancak bir özlem olarak içinin en derin yerinde saklar, adeta çıkarmaya utanır, arada bir gizli gizli hatırlar, her hatırladıkça da etrafına bakar gören var mı diye... Eh, azıcık utanması kaldığı için o eski zamanlardan. 

Biz ne öğrendikse o kutlu nesilden öğrendik. Modern zamanların bulanıklığına, karışıklığına ve sırnaşıklığına bulaşmamış, en doğalından hayatı yaşamış aksakallı, ak saçlı, nur yüzlü doğalın henüz doğal diye adlandırılmaya gerek duyulmadığı o eski zamanların insanlarından öğrendik.

Utanmayı, üzülmeyi, sevinmeyi, eğlenmeyi, büyüğe saygıyı, küçüğe sevgiyi; kadının kadın, erkeğin erkek olduğu; çocuğa çocuk, büyüğe büyük muamelesinin yapıldığı; utanmaz insanların parmakla bile gösterilemediği, evlerin içinin mahrem, insanların içinin merak edilmediği; Erkeklerin erliklerini kadınların hayâlarını kaybetmediği daha nice doğal, normal, hiç göze batmayan güzellikleri yaşadık.

Utanmanın Allah korkusundan, Allah korkusunun utanmadan anlaşıldığı günlerdi. “Utanmıyor musun” denildiğinde dünya başımıza yıkılır, girecek delik arar, nereye gitsek bizi bir görenin olduğunu bilir ve mahcubiyet içinde günlerce kendimizi sorgulardık. Bir daha utanmamak için. 

Yapılan kabahatte öyle büyük bir şey değildi, bu günün sıradan olaylarından bile değildi. 

Bugünün sıradan olayları, o dereceye yükseldi ki, eskiden böyle bir olay olduğunda takvim başlangıcı sayılırdı. Boşanma, öldürme, birinin namusuna saldırma, hırsızlık, tarlasının suyunu kesme, bütün bunlar tarih başlangıcı idi. Kimin ne zaman doğduğu, ne zaman öldüğü, ne zaman düğünün olduğu bu olaylara göre söylenirdi. Yoktu bunlar, Allah eksik etsin. Sıradan değildi. Büyük, çok büyük fecaatlerdi bunlar, öyle utanmayla geçiştirilecek işler de değildi. 

 O zamanlar, çok okuyan yoktu, okulu bitirmiş de azdı. Amma Anadolu irfanı yüreklerinin ta derinlerine işlemiş insanlar vardı. Erkeğin erkekliğini, kadının kadınlığını bildiği, yaşlının yerinin belli olduğu, çocuğun en doğalından çocukluğunu yaşadığı zamanlardı. Erkek kadından gözünü kaçırır, kadın erkeğin yüzüne bakmazdı. Elbisenin örtünmek için giyildiği, perdelerin mahremiyeti korumak için takıldığı günlerdi.

Gel zaman git zaman modern oldu bizim insanlar. Elbiselerin gösteriş için giyildiği, perdelerin camın kenarında görüntü olsun diye takıldığı günlere geldik. Kadın erkeğe, erkek kadına karıştı. Birbirine baka baka birbirine benzeşti. Kadın erkek ayırt edilmez oldu. Görmek ve her şeyi tatmak merakı arttıkça arttı. Hastalık haline geldi. Kadınlara, çocuklara ve hatta yaşlılara saldırmak sıradanlaştı. 

Evlerin mahremiyeti kayboldu, uçtu gitti. Kimseler duymasın, mahremiyet bozulmasın, ele güne rezil olmayalım diye tartışmasını bile evin içinde yapan kocalar, sokaklarda namusları olan kadınlarını herkesin gözü önünde paralar, parçalar, hunharca öldürür oldu. Bu da normalleşti, cinayeti en porno haliyle gösterme arzusu saplantıya dönüşmüş medyamız sayesinde. Görmek merakı, göstermek saplantısı birbirini besledi.

Ve utanmanın dile getirilmesi, mahremiyetten bahsedilmesi, hayanın hatırlatılması suç sayıldı. Bunları da, bu günleri de gördük. Utanma duygusunun alenen söylenmesi birilerini çok rahatsız etti. 

Demek ki, neymiş. Biz utanma duygularımız çoktan gömmüşüz. Mezarlarımızı şehirlerin en uzağına attığımız, ölülerimizi gömdükten sonra bir daha dönüp bakmadığımız, ölümü hatırlatana “tahtaya vur tahtaya” dediğimiz günlere geldik. Utanmadan bahsedenin artık tahtaya vurması gerekirdi. 

“Gömdüklerimizi gözümüze sokmak, unuttuklarımızı hatırlatmak sana mı düştü be adam” havalarında yazılar yazıldı. Gün çiftetelli günüydü. Vur patlasın, çal oynasın… 

 Hepimiz kardeşiz ne olacak hocam diyenlere bir eski zaman büyüğümüz şöyle demişti: “Bütün insanlar melek oldu da, bir ben mi insan kaldım.”

 Herkes utanmasını gömmüş Hocam! Bir sen kalmışsın anlaşılan.

 

3 Yorum var.

Sadece biyolojik genlerimizle değil, sosyolojik genlerimizle de oynadılar.. Şikayet ve direnme yetmiyor, kendi medeniyet değerlerimizi yeniden inşa inşa etme zorunluluğumuz var.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 05.03.2018 - 13:05 -1,758-
Bu sayfayı paylaşın :