+A A -A

Gül Yetiştiren Adam..

-A A +A

Üstad Rasim Özdenören’in kitabının adı bu. Gül Yetiştiren Adam.. Kitabı daha önce okumuştum. Geçenlerde gene okudum. İki farklı yaşayışı seçmiş insanların kendi içlerindeki çelişkileri, kavgaları protestoları ve dramları anlatılıyor. Romanda modernleşmiş olanlarla, kişiliklerini koruma çabasıyla bunların dışında kalmaya çalışanlara da değiniliyor.

Ve umduğunu bulamayanlar.. Hayata küsmeler, heba olan yıllar.. Biz bunlardan Gül Yetiştiren Adamın hikayesine eğileceğiz. Kitapta, Gül Yetiştiren Adam’ın nerede yaşadığı  yazmıyor. Ama olayların izahından, yapılan tasvirlerden ve şehirdeki bazı semtlerin isimlerinin yazılımından olayın Kahramanmaraş’ta geçtiği anlaşılıyor. Romanda bir kaç kere Ahır Dağı’ndan bahsediliyor.

Ahır Dağı Kahramanmaraş’ın sırtını dayadığı bir dağdır. Aslında dağın asıl adı; Ahır Dağı değil, Ahir Dağıdır. Yani (ı) ile değil (i) ile, Ahir Dağı.Malumlarıdır ki, Ahir, son demektir. Ahir Dağları da Toros’ların sonudur. Toros Dağları’nın son uzantısı Ahir Dağları’dır. Yani Ahir Dağı buradaki son dağdır. Ahır ise, büyükbaş hayvanın bağlandığı yerdir. Toroslar’dan sonra Binboğa Dağları başlar. Bu arada boğa ile toros aynı anlama gelir. Dağ konusunu bize, bir Maraş gezimizde oranın değerli evladı Hanefi Bey anlatmıştı.

Neyse, lüzumsuz yere konuyu uzatmayalım.. Olay Kahramanmaraş’ta geçer.

Umumi Harbe ve İstiklal Harbine katılmış bir kahraman, savaştan sonra umduğunu bulamamış ve hayal sükutuna  uğramıştır. Onun inancına göre; ”savaştan sonra uğrunda savaşmadığımız şeyler olmuştur. Ne uğruna savaşmışlarsa tersi olmuştur. Savaşarak neyi ortadan kaldırmak istemişlerse savaştan sonra o gelmiştir. Ölümü göze almakla elde edilebilecek şeyler, savaştan sonra bakınca “biz onlar için savaşmamışız.” denecek şeylerdir. ”Kahraman, ”biz ne için savaştığımızı biliyoruz sandık”  der.

Sonunda kahraman, ayak uyduramadığı veya benimsemediği bu hayata ve çevreye küser. Eve kapanır Hiç dışarı çıkmaz. En azından 50 yıl. Evet, 50 yıl hiç dışarıya çıkmaz. Giydiği elbiseler de 50 yıl önceki gibidir. Ev kendi evidir. Biraz ileride  torunlarının evi vardır. Her gün küçük torun ona yiyecek bir şeyler getirir. Bazen de onunla sohbet eder.

Kahramana göre evden çıkmaması bir protesto idi. Dışarı çıkarsa, istemediği düzeni meşrulaştırmış olacaktı. Bunun için bilerek dışarı çıkmıyordu.

Hayat devam ettiğine göre dışarı çıkmamanın ne kadar anlamı olabilirdi? Başka türlü bir insan olsa canını sıkan şeyleri unutmak  için sabah-akşam kendini içkiye verir, olayları biraz unuturdu belki. Ama bir ideal uğruna cepheden cepheye koşmuş  bir eski asker bunu yapamazdı. İmanlı bir insan, Allah’ın yasak ettiği bir şeyle kendini teselli edemezdi. Peki olayları unutmak, geçmişi unutmak için ne yapmalı idi? Ne ile teselli olmalı idi? Evet,evinin bahçesi vardı. Gül yetiştirse, kendini gül yetiştirmeye verse, yıllar geçer giderdi. Hem; peygamber de gülü sevmez miydi? İşte Gül Yetiştiren Adam böyle doğdu.

Hayata ve çevreye küsmüş ihtiyar, hiç evden çıkmamacasına bahçede,  50 yıl gül yetiştirir. Kimse ile teması yoktur. Torunlarından  başka.. Uzaktan, küstüğü şehre bakar. Yüksek yüksek binalar yapılır. Evinin önünden arkasından araba gürültüleri ve korna sesleri gelir. Etrafın da değiştiğini anlar. Duyumları da bunu doğrular.

Bahçede öyle güller yetiştirir ki, şehirde dillere destan olur. Bahçesinin yüksek duvarlarının kenarından geçenler hep gül koklar. Bazı gençler gül kokusu gelsin diye duvarın dış tarafındaki dibinde yatarlar ve gül kokuları arasında keyif sürerler. Ama ne ihtiyarı görürler, ne de yüksek duvar sebebiyle gülleri..

Kimisi bu gül kokuları nereden geliyor dediğinde; duvarın arkasından geldiği söylenir. Sahibinin  kim olduğu sorulduğunda; ”karısı yıllar önce ölmüş, hayata küsmüş zavallı. Bunun için kimse ile görüşmez dermiş. Kimi de; “vaktiyle bir kıza aşık olmuş, vermemişler, kafayı yemiş garip.“ der. Bazısı da ”zararsız deli” dermiş. Dışarı çıkmayalı yıllar olduğundan, kimse de tanımadığından söyleyen söyleyene yani..

Aradan 50 yıl geçtikten sonra  onu inadından küçük torun vazgeçirdi. Veya onu halk içine çıkmaya ikna etti. İhtiyar bir ara,”başlangıçta, protesto sandığı direnci şimdi, gülünç bir korkaklık olarak görmeye başladı” .Sonra, “.bir şey yapmamız gerekirdi. Yapamadık. Bilmem, belki bunun utancına katlanamadım. Onun için eve kapandım” dedi.

En sonunda halkın içine çıkmaya karar verdi. İlkin, torun ile sabah namazına gideceklerdi. Evden camiye kadar sokakları yürüyerek geçtiler. Yerler amma da değişmişti. Eskiden şurada bir dere vardı, şimdi yok. Eskiden bu kadar büyük binalar yoktu. Şimdi her yer 5-6 katlı apartman olmuş. Arabalar insanın üstüne  üstüne gibi geliyor. Derken, camiye geldiler.

Kalın ve ağır muşamba kapıyı elleri ile ittirip içeri girdiler. İhtiyar, ayakkabısını rafa koyarken, rafta büyük bir fötr şapka gördü. İçeriye değişik kıyafetleri ile gelmiş, kendine benzemeyen adamları da gördü. Halk içine çıkmaya karar vermeden önceki hale girdi gene.. Derken, caminin imamını gördü. İmam biraz kendini andırıyordu. Başında bir sarık, üstünde cübbe, ”bana en yakın giyinen bu” dedi.

Namaz bitti. Kendine en yakın olan bile ötekilere benzedi. Çünkü imam, cübbeyi ve sarığı çıkarmıştı. Fötr şapkalı adam da dışarı çıktı. İhtiyar kendini tutamadı. Orada  bulunanlara bir nutuk attı: ”Siz ne biçim insanlarsınız. Allah sizden öncekileri helak etti biliyorsunuz. Çünkü onlar kafirlere benzemeye başlamıştı. Üzerinizdeki İslamı gösterin. Çünkü İslam üzerinizde görünmek ister. İman gizlidir. İslam açık. İman kalptedir. İslam zahirde. Sizler namaz kılıyorsunuz ama, namaz kılan Nasranilere benziyorsunuz. Namaz kılıyorsunuz ama görünüşünüz Nasrani. Kardeşler!. Dışı keferelere benzeyen insanın içi de onlara benzemeye başlar. Hemen tövbeye durun. Allahtan korkun. O gün hakir ve zelil olarak Allah’ın huzuruna çıkmayın. Kafirleri dost edinenler onlardan olur. Allah sizi korusun” dedi.

İnsanların çoğu şoke olmuş gibi dinledi. Hak verenler de oldu. Ama onu kimse tanımadı. Bazısı böyle bir elbise  var mıydı dedi. Birisi benim dedem böyle giyinirdi dedi. Oradakilerin bazısı sanki ihtiyarın daha fazla konuşmasını istiyordu. Ama ihtiyar uzatmadı. Topluluk dağıldı.

2-3 gün sonra iki genç, vapurla giderken, yan taraftaki adam elinde bir gazete tutuyordu. Gazeteye gençler bir göz attı. Gazetede şöyle bir haber vardı: ”80 yaşındaki ihtiyar adam tutuklandı. ”Bu, haberin başlığı idi. Başlığın alt tarafında şöyle yazıyordu: ”Halkı ayaklanmaya kışkırttığı iddiası ile tutuklanan ihtiyarın akli dengesinin yerinde olamadığı sanılıyor. Evinde yapılan aramada, Arap harfli kitaplar bulunarak el konuldu. Tuhaf bir kıyafetle mahkeme önüne çıkarılan yaşlı adam, ”ben 50 senedir gül yetiştiriyorum başka bir işle uğraşmadım” dedi.  14.01/h.a.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 11.01.2018 - 16:08 -1,895-
Bu sayfayı paylaşın :