Hangi Medeniyetteniz

-A A +A

                MEDENİYETLER “insan varlık bilgi hayat ve ALLAH tasavvuru” ile birbirlerinden kesin çizilmiş hatlar ile DÜNYA görüşü ve YAŞAM tarzı olarak ayrılırlar.

                BİZLER hangi medeniyetteniz sorusunu sorduğumuzda

Sınırları belli olmayan hatları yamultulmuş “insan varlık bilgi ve hayat TASAVVURU” net olmayan kendi ÖZ kavramlarından uzaklaştırılmış VULGARİZE edilmiş bir dünya görüşü ve yaşam tarzı ile hem BATI lı hem DOĞU lu ve hem de İSLAM medeniyetinden olduğumuzu söyleyerek MELEZ bir medeniyet anlayışı ile tahkim edilmiş bir hayat TARZINA mahkum edilmiş insan toplulukları olarak yaşam mücadelesi vermekteyiz diye gözlem yapmaktayım.

BATI medeniyeti

İNSANI bütün tariflerinin sonuna “homo ekonomi kus” takısı ile “homo” özelliği ile tarif eder. VARLIĞI-maddeyi ezeli ve ebedi olarak telakki ederek PAGAN bir inanış tarihi sergiler. BİLGİ kaynakları sadece rasyonalist ve pozitivisttir. HAYAT anlayışında sadece GÜCE dayalı bir hukuk nizamı geliştirmiştir. ALLAH tasavvuru ise ya DEİSTTİR ya ATEİSTTİR ya da PAGANDIR. DÜNYA görüşü olarak fizik sosyolojik ve metafizik bir ALEM ötesinde var olan “GAYBİ bir alemi” de kabul etmez.

DOĞU medeniyeti

Ya KONFÜÇYANİST bir “ata kültüne” dayalı dünyevi bir DEVLET felsefesine dayanır. İnsanı varlığı bilgi kaynaklarını hayat anlayışını ve de ALLAH tasavvurunu bu temel felsefe ile tarif ederek kavramlarını oluşturur böyle bir maddi DÜNYA görüşü tasavvur ederek bir hayat tarzı oluşturur.

Ya da BUDİST ve BRAHMANİST bir inanışla “reenkarnasyon” döngü akidesi etrafında oluşturduğu bir dünya görüşü ile insan toplum varlık bilgi hayat ve tasavvuru ile KAST sistemli bir hayat tarzı geliştirmiştir.

İSLAM medeniyeti ise

İNSANI inanan düşünen hisseden EMANET yüklü sorumlu İRADİ bir varlık olarak tarif eder.

MADDEYİ kendine tahsis edilmiş bir NİMET olarak telakki eder. BİLGİ kaynaklarına aklı duyuları ve duyguları yanında VAHİY hakikatini ve RİSALETİN örnekliğini de ekler. HAYAT anlaşışında SAF düzenini esas alır HUKUK karşısında üstünlerin ve güçlülerin hukukunu reddeder zayıf ve güçsüzlerin hukukunu da korur. ALLAH tasavvuru ise ezeli ebedi olan yaratan yaşatan rızık veren öldüren dirilten ve hesap soran RAHMAN RAHİM ve ADL bir akide üzerinde “bağsü ba del MEVT olan” ikinci bir hayat olan AHİRETE- GAYBE inanır.

Görüldüğü üzere

BATI medeniyeti MADDE ve türevlerini hem İDEOLOJİ haline getirmiş ve hem de ya MADDEYİ ya da İNSANI tanrılaştırarak GÜCÜN hiyerarşisine dayanan fizik ve sosyolojik bir hayat inşa etmiştir.

DOĞU medeniyeti ya “ata kültüne” dayalı ya da “kast sistemine” dayalı bir hayat anlayışı ile bir DÖNGÜ akidesi geliştirerek NİRVANA inancına göre fizik sosyoloji ve metafizik bir hayat inşa etmiştir.

İSLAM medeniyeti ise

 Ne madde ve türevlerini ne insan ve kavmiyetleri ve ne de içinde yaşadığımız fizik sosyolojik ve metafizik hayatı İLAHLAŞTIRMADAN tek bir tevhidi ALLAH inancı temelinde GAYBE iman ile BAGSÜ BADEL MEVT olan ikinci bir HAYATA göre dünya görüşünü temellendirerek sade ve samimi ahlaki bir HAYAT tarzı tanzim etmiştir.

 İslam medeniyetinde VARLIĞIN- insan ve toplumun hiyerarşisi

CAN AKIL DİN NESİL MAL TİCARET ve GÜVENLİK olarak maslahat düzeni tesis edilmiştir. CAN aziz kılınmış AKIL ikinci sırada tahtına oturtulmuş DİN orta ekseninde hayatı İLKESEL olarak tanzim etmiş MAL TİCARET ve TOPLUM emniyetini sağlanarak bir HUKUK düzeni tesis etmiştir.

Dikkat edilirse her MEDENİYET dünya görüşü dediğimiz bir AKİDE-doktrin üzerine oturmakta insan varlık hayat anlayışı ile bilgi teorileri geliştirmekte ve fizik sosyolojik ve metafizik bir yaşam tarzı inşa etmektedir.

İşte bu nedenle demekteyiz ki MEDENİYETLER dünya görüşleri ile VULGARİZE edilmezler ve kendi dünya görüşlerini kendi fizik sosyolojik ve metafizik hayat tarzlarını kendine özgü KAVRAMLARLA tasavvur edip inşa ederler.

Demek istiyoruz ki medeniyetler maddi kültür alışverişinde bulunurlar ancak AKİDE ve AMENTÜ alışverişinde asla bulunmazlar.

Bundan dolayıdır ki medeniyetlerin insan eşya hayat anlayışları farklıdır birbirlerini TAKLİT etmezler VULGARİZE olmazlar tatlı su ve tuzlu su gibi ap ayrı alanlarda akarlar ap ayrı hatlarla birbirlerinden ayrılırlar ve ap ayrı hayat tarzı geliştirerek ÖRF ve GELENEKLERİNİ oluştururlar.

                Şimdi şu soruyu bir kez daha tekraren sormanın gereği ap açık ortada durmaktadır.

                BİZLER hangi medeniyetteniz İNSAN tarifimiz nedir VARLIK anlaşımız nedir BİLGİ kaynaklarımız nelerdir HAYAT tarzımız nasıldır DÜNYA görüşümüz AKİDEMİZ ve AMENTÜMÜZ nasıl temellendirilmiştir diye bu SORULARI sorduğumuzda

Gerekli TARİFLERİ yaparak kendimize has öz kavramlar ile TANIMLAMALARI yapıp kendimizi konumlandırdığımızda hangi MEDENİYET tasavvuru ile hayatımızı ihya ve inşa edeceğimiz de ortaya çıkmış olacaktır.

Bizler İSALAM medeniyetinin müntesipleri olarak TARİH ve MEDENİYET hafızamızı tazeleyerek bu soruları sormak netleşmek ve medeniyet TASAVVURUMUZU sağlıklı anlamak ve inşa etmek zorundayız. Müslüman mahallesinde salyangoz satarak bir MEDENİYET inşa etmek asla mümkün olamaz.

Kısaca Müslüman bir amentü ile kendimizi taklidi bir yöntem ile tanımlayarak

Hristiyan BATILI gibi yaşayıp konfüçyanıst bir erkeksi ata kültü ile davranıp Budist ve brahmanist bir DÖNGÜ inancı ile hayat tarzımızı inşa etmeye kalktığımızda tam bir MELEZ dünya görüşü temelinde ONTOLOJİK ve EPİSTEMOLOJİK tarihi kırılma ile karşı karşıya kalıp MEDENİYET inşa etme gibi büyük bir davanın meydan okumasını asla yapamayız.

Bu meydan savaşında en baştan ölü doğumlar üreterek ölülerin dirilerle savaşı gibi baştan kaybedilmesi mukadder çok garip bir mücadelenin içinde kendimizi bulabiliriz.

Medeniyet İNŞASI gibi çok hayati bir meseleyi

 Sloganist takıntılarla ve moda kavramlarla nostalji yaparak ya da reformist tutkularla hareket edip ve gladyatör radikal duruşlar ortaya koyarak asla başaramayız

Çerçevesini doğru ortaya koyup içini doğru tasavvurlarla kurgulayıp dolduramadığımız doğru bir akide ile temellendiremediğimiz sağlam bir amentü ile hayat sahnesine döndüremediğimiz ve nihayet sade samimi bir yaşam biçimi ve AHLAKİ bir hayat tarzı ile ilkesel olarak iktisadi içtimai siyasal ve hukuki SİSTEMLERİ oluşturamadığımız düşünce zanaat sanat ve estetik ürünlerini bilgi ve teknolojik alt yapıları ile birlikte ortaya koyamadığımız MEDENİYET inşa hareketi asla başarılı olamayacak ve hayata hakim kılınamayacaktır.

Beşeri ihtiyaçlarımız karşılanmayacak KALPLER mutmain olmayacak ZİHİN ve GÖNÜL dünyamız asla durulmayacak insanlığın BUHRANI bitmeyecek ve arayış ilanihaye devam edip gidecek kan gözyaşı ıstırap geri kalmışlık ve sefaletler asla insanlığın yakasını bırakmayacak demektir.

NETİCE olarak

Batı nın AÇMAZLARI uzak doğunun ÇIKMAZLARI üçüncü dünyanın ARAYIŞLARI ve de İSLAM dünyasının IZTIRAPLARININ ve insanlığın BUHRANININ yegâne sebebi

 İSLAM medeniyetinin dünyamızın yaşam kültür havzalarından uzaklaştırılıp uyku halinde hayat SAHNESİNDEN çekilmesi ile izah etmekteyiz.

İnsanlığın çok yakın medeniyet ve tarih sahnesinde olduğu gibi

 İSLAM medeniyeti  nasıl doğunun ve de batının yaşam kültür havzalarını besledi ise bu günde aynı şekilde doğunun ve de batının yaşam kültür havzalarını besleyerek insanlığın bunca açmazları içinden bir türlü çıkamadığı buhranları ve de ıstırapları ancak ve ancak İSLAM medeniyetinin yeniden uyandırılıp hayat sahnesine döndürülmesi ile insanlığın arayışları nihayete erecektir diye düşünmekte ve de inanmaktayız.

Vesselam

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 04.12.2017 - 13:39 -234-
Bu sayfayı paylaşın :