+A A -A

Hasbihâl

-A A +A

Sevgili dostlarım, kıymetli okurlarım;

Ramazan-ı şerifinizi tebrik eder, mübarek günlerin kanayan coğrafyamız, İslam âlemi ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini dilerim.

 Dünya ve Türkiye genelinde takip etmekte zorluk çektiğimiz sorunlar hepinizin malumudur.

Bu yazımda bir konu hakkında sizinle hasbihâl etme gereği duyuyorum.

Genellikle devlet memuriyetinde en küçük bir makamda da olsa bir kişi hakkında su-i zan edilmekte olduğunu bilirsiniz.

-Adam milletvekili oldu, keseyi doldurdu,

-Genel müdür oldu mitli milyoner oldu,

--Daire başkanı oldu, köşeyi döndü,

-Müdür oldu malı götürdü… Kabilinden mide bulandıran ve çok seviyesiz gördüğüm sözler edilir. Muhakkak ki doğru tarafları olmakla beraber, çoğu asılsız rivayet ve dedikodulardır. Bilgisizce, Allah’tan korkmadan su-i zanda bulunur. İftiranın, katillik gibi, zina gibi, içki ve kumar gibi büyük günahlardan olduğunu hiç düşünmeyerek.

Bendeniz, 1963 yılında ilkokuldan mezun olduktan sonra müstekiym bir kardeşiniz olarak hayat sürdüm. Çok zahmetli, kasvetli ve zor günlerle beraber zaman zaman ferah günler de geçirdim. Bugün emekliyim. Rabbimin layık olmadığım ve şükrünü ifadan aciz kaldığım mütevazı imkânlarla idame-i hayat ediyorum.

Çocuk yaşta amelelikten, sokakta çorap satmaya kadar pek çok iş yaptım. Hep günlük ekmek parası kazanmak ve çocuklarıma bakabilmek için. Memurluk hayatım ve serbest çalıştığım günler de oldu. Siyasette 33 yıl bir umut peşinde koştum. Maddi ve manevi çabalarımın hedefi, nefsim için değil, bir toplum sevdalısı olarak ülkemin güzel günler görmesi ve Allahın dininin yücelmesiydi. Dünyalık karşılığını alamadıysak da Allah için yapılan çabaların boşa gitmeyeceğine inananlardanım.

Son olarak 14 yıl boyunca Ankara Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Dairesinde Şube müdürü olarak çalıştım.

2003 Yılı 5 Haziran günü Sayın Melih Gökçek’in tensip ve taktileri sonucu açıktan atama ile göreve başlayacağım zaman beni telefonla arayıp belediyenin hangi dairesine atanmak istediğimi soran kadim dostum İsmail Çalık Beye  “Beni paranın girip çıkmadığı bir birime atamalarını” söyledim. Madem öyle daha önce Diyanetin yayın biriminde çalışmış olduğuna göre seni de Basın Yayın Dairesine atayalım dediler.

Mücadele Birliği döneminde olsun, siyaset günlerinde olsun binlerce arkadaşım oldu. Kimisi vicahen, kimisi gıyaben tanıdığım arkadaşlarımdı. Aramızda nasıl bir kardeşlik olduğunu bilenler bilir.

2002 yılında 70’li yıllardan başlayarak müşterek mesaiyi bitiren on binlerce arkadaşım gibi ben de bir kısım arkadaşlarımla kardeşlik duygusunu asla yitirmemek üzere birlikte çalışmaya nokta koydum. Onlar beni değişti zannettiler. Oysa kişilik olarak aynı kişiydim. Sadece siyasi çalışmalara bir nokta koymuştum. Ne yazık ki, kötü bir alışkanlık nedeniyle müşterek siyasi mesaiye ara verenler hakkında  “değişti, davayı terk etti, başka partilere hizmet ediyor” türünden ön yargılarla yaftalananlar gibi az sayıda da olsa bazı eski arkadaşlar nezdinde böyle algılandım.

Benim bildiklerimi ve yaşadıklarımı onlar da yaşasaydı bugün aynı benim konumumda olacaklarından şüphem yok.

Sosyal medya tartışmalarında beni bu şekilde suçlayan ve yargılayan, cehline kurban gitmiş bazı arkadaşlar oldu. Siyasi konulara ilişkin söyledikleri şeylerde onları mahcup edecek derecede birikimim olmasına rağmen cevap vermeyerek “eski dost düşman olmaz” hakikatini takip etmek ahlakındayım.

Sözü uzatmadan,  bugün nezih bir dava ahlakıyla çalışan binlerce dostumuz gibi benim hakkımda da su-i zanda bulunan az sayıda kişilerin şüphelerini izale etmek için bir misal vereceğim.

HZ. ÖMER ve HUZEYFE (r.a)

Hz. Ömer (ra) bir yere vali atadığı zaman onları sade bir şekilde gönderirdi. Dönüşlerinde yolları üstünde saklanıp dönüşlerini izlerdi.

Mısır’a gönderdiği bir valinin görev bitiminde dönüşünü izlemiş; yanında koca bir kervan ve varlıklarla döndüğünü görünce mallara el koymuş ve Beytulmale (devlet hazinesine) irad kaydetmiştir.

Huzeyfe bin Yeman (ra) Hz. Peygamberin gizli ajandası gibiydi. Resulullah’ın onunla en mahrem sırlarını paylaşacak kadar büyük bir sahabi idi.

Hz. Ömer onu İran’a vali olarak gönderirken İran halkına hitaben yazdığı bir mektubu da ona vermiş ve göndermişti.

Huzeyfe bir merkebe binip İran’a gidip  İran halkına mektubu okuduğu zaman onlar;

-Semi’nâ ve eta’nâ- duyduk ve itaat ettik” dediler. “Ey valimiz! Şimdi bizden ne istersen yapalım” dediklerinde, Huzeyfe:

-Burada olduğum süre içinde bana ekmek ve su, eşeğime de ot isterim” demiştir.

Görevi bitip Medine-i Münevvere’ye dönerken Hz. Ömer yine yol üstünde gizlenip gelişini gözetlemiş. Huzeyfe’nin merkebi üzerinde aynı minval üzere döndüğünü görünce:

-Huzeyfe gariban gitti, gariban dönüyor, diyerek saklandığı yerden çıkmış, Huzeyfe’yi kucaklamış ve gözleri yaşararak:

-Sen benim dünya ve ahiret kardeşimsin, diyerek tebrik etmiştir.

Evet, sevgili dostlar ve kıymetli okurlarım,

Mustafa Yıldız Ankara Büyükşehir Belediyesine gariban girdi, 14 yıl sonra gariban çıktı. Bütün bu süre içinde devlet memurluğu maaşından başka bir şey almadı. Temiz girdi, temiz çıktı. Bu ahlakta olup belediyede çalışan ve temiz kalmış dostlarımla da iftihar ediyorum..

Eskişehir’den ve Kütahya’dan sosyal medya aracılıyla hakkımda sivri dil kullanan bilgisiz arkadaşlarıma ithaf olunur.

Allah istikametten ayırmasın.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 19.05.2018 - 13:43 -783-
Bu sayfayı paylaşın :