Hayrullah Başer: Medeniyetimizi Yeniden İnşa Etmeliyiz

-A A +A

                (Geçen haftaki yazının devamı.) Daha sonraları Yusuf bizi kalmakta olduğu Cağaloğlu Talebe Yurdu’na davet etti. Orada dayısı Hayrullah Başer ile tanıştırdı.

                Hayrullah Ağabey’in anlattıkları, Türkiye’nin bir yönetim problemiyle karşılaşmasının ötesinde bir “medeniyet problemi” yaşadığı noktasında toplanıyordu.

                *Türkiye iyi yönetilemiyor ve bir medeniyet sorunu yaşıyordu. İnsanımız tarihinden, kültüründen, dilinden ve dininden koparılıyor ve giderek sekülerleşiyordu. (Dünyevileşmek.) Sorumluluk duygusu taşımayan egoist insanlardan bir şey beklenemezdi. Ve herkes o büyük günde (kıyamet günü) hayatının hesabını verecekti. (*) 

                *Vehhabîlikle Güney İslâm’ının işini bitiren İngiltere, Müslümanlığı tamamen ortadan kaldırmak için önünde bir engel olarak gördüğü Kuzey İslâm’ının da işini bitirmek istiyordu. Tarihin konusunun kültürler olduğunu söyleyen İngiliz felsefe tarihçisi Arnold JosephToynbee’ye göre Kuzey İslâm’ının kalesi Türkiye idi. Bu sebeple Türkiye Beynelmilel Yahudiliğin (Siyonizmin) ve Vatikan’ın açık gizli saldırıları ile karşı karşıyaydı. İşin kötüsü, bu alanda söz sahibi olduğunu zannedenler ve Türkiye’yi yönetenler bundan gafil idiler. Belki de menfaatleri gereği onlarla işbirliği içindeydiler, bu sebeple onlara çanak tutuyorlardı.

                Hayrullah Beyin bu ifadeleri bir yandan bizim daha derin ve köklü mevzulara dikkatimizi çekerken, bir yandan da daha geniş ve metodik düşünmemize yol açıyor ve Türkiye’yi yöneten iradeyi sorgulamamıza sebep oluyordu. Bu irada yerli değildi, millî değildi.

                Hayrullah Bey, aynı fikir ve görüşlerini bir vakıf faaliyeti içinde, üniversite yıllarındaki heyecanından hiçbir şey kaybetmemiş olarak bugünde anlatmaya devam ediyor.

                               KÜLTÜREL SALDIRILARA EĞİTİMLE KARŞI KOYABİLİRİZ

                Hayrullah Bey, ta Malazgirt Ovasından beri uğrunda öldüğümüz değerleri aynı heyecanla savunurken sadece anlatmıyor, sadece konuşmuyor; bu değerlerin bekamız açısından ne denli önemli olduğunu haykırırcasına, neredeyse sıfırdan başlayarak tarihine, kültürüne, diline ve dinine, kısaca kendi ruh köküne bağlı yeni nesillerin yetişmesi için okullaşma faaliyetine girişiyor ve bu yönde büyük çaba sarf ediyor. Demokratik ortamda, gayet net ve açık bir şekilde savunduğu fikirlerini kardeş kuruluşlarla paylaşıyor ve onlarla istişare toplantıları yapıyor.

                Kültürel saldırıya millî eğitimle, ekonomik saldırıya yerli ekonomi ve millî sermayeyle, silaha da silahla karşı konulabilir. Hayrullah Bey bu alanda eğitimin önemine bir değil, beş değil, on değil –kendisini takip edenler iyi bilir- her fırsatta vurgu yapıyor. Eğitim, eğitim, eğitim diyor. Haklı olarak, tarihin çöp sepetine atılmış milletler kategorisine düşmememiz ve milletler camiasında söz sahibi olabilmemiz için her alanda güçlü olmamız ve ilmî keşif ve buluşlarla medeni dünyaya katkı yapmamız gerektiğini hatırlatıyor. Ortaya yeni bir şey koyamayıp geçmişin zaferleriyle övünmek, anılarda yaşamak gibi bir şeydir. Çalışmadan ve üretmeden “biz Fatih’in çocuklarıyız, biz Atatürk’ün evlatlarıyız” gibi söylemlerle bir yere varamayız.

                Vatanını ve milletini seven, millî değerlere bağlı, İslâm’a saygılı, tarih şuuruna malik, diline sahip, okuyan, araştıran, düşünen, fedakâr ve cesur, çalışkan ve üretken yeni nesiller yetiştirmek esastır.

                Hayrullah Bey, Kur’ân’da ifadesini bulan istişare kültürüne büyük önem veriyor. Derin politika anlayışı nedir? Sorusunu cevaplarken, tarihî tecrübelerden ders çıkarılması gerektiğini belirtiyor ve mesela önemli devlet işleri hakkında gazetecilerin hazırlamış olduğu tuzak sorulara ayaküstü aceleyle cevap vermek yerine, karar mevkiindeki devlet organlarının istişaresi sonunda oluşacak kararın cevap olarak verilmesini öneriyor.

                Hayrullah Bey ve arkadaşları, memleketin en önemli problemlerini akademisyenler düzeyinde yapılan toplantılarla tespit edip, çözümünü de gösteren raporlar yayınlamakta, bunları samimi olanların istifadesine sunmaktadır.

                Hayrullah Bey ve arkadaşlarının, bilhassa günümüzü de ilgilendiren, “Müslüman’ın Müslüman’la savaşamayacağı” şeklinde özetlenebilecek görüşleri, üzerinde büyük bir hassasiyetle durdukları en önemli konudur. Vakıf faaliyeti içerisinde duyurulmaya çalışılan bu görüşün esası, Ebû Hanîfe ve Matûrîdî geleneğine uygun olarak “Ehli Kıble Tekfir Edilemez” görüşüne dayanmaktadır. Vakıf bu mesajı yaydığı oranda topluma en önemli hizmeti yapmış olacaktır. (Gelecek hafta “Neden Çıkıyoruz?” Başlıklı Başyazı.)

                ______________:

                (*) Bu uyarılardan sonra bir daha Aram’ın kahvesine gitmedik ve tavla oynamadık. (İ. Aydın)

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 13.02.2018 - 09:05 -1,067-
Bu sayfayı paylaşın :