+A A -A

İslamın güncellenmesi tartışmaları nasıl anlaşılmalı?

-A A +A

İSLAMIN GÜNCELLENMESİ TARTIŞMALARI NASIL ANLAŞILMALI?

Kadının cinselliği üzerinden sosyal medyada paylaşılan videoların meydana getirdiği tartışmalar üzerine; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Sayın Cumhurbaşkanı “İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi var… Siz İslam’ı 14 asır, 15 asır öncesi hükümleriyle bugün uygulayamazsınız, böyle bir şey yok…” diye bir cümle sarf etti. “İslam’ın güncellenmesi” başlığı altında basında ve medyada tartışmalara neden olan bu ilk günkü sorunlu açıklamayı, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ikinci gün açıklık getirmiş ise de tartışma hala devam ediyor.

Bu, ülkenin 28 Şubat sürecine benzer bir ortama çekilmek istenen operasyonun parçası senaryo olabilir!

Türkiye’nin içeride ve dışarıda devasa sorunlarla boğuştuğu, Ortadoğu’da küresel güçlerle savaştığı, siyasi kutuplaşmanın da körüklendiği bir ortamda; bir de din üzerinden açılan tartışmalarla ülkenin birlik, beraberlik ve kardeşliğinde önemli hayati derin damar üzerinden bir kutuplaşma ve çatışma yaratılarak, 28 Şubat sürecine benzer bir ortam oluşturulmak, ülkeye yeni bir operasyon çekilme ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor.

Bu oyuna gelmemek gerekir. Küresel istihbarat örgütlerinin ve ajanlarının cirit attığı coğrafyamızda, 15 Temmuz örneğinde olduğu gibi, kendi içinde zayıf dini yapıların ve radikal örgütlerin kullanışlı birer vasıta olarak her an provake edilmeleri mümkündür.

Gönül coğrafyamızda devam eden vekâlet savaşlarının arka planında etnik ve mezhebi unsurların kullanıldığı nazara alındığında; ülkemizde din üzerinde zamansız açılacak bir tartışma ve bu kutuplaşmanın yaratacağı kaos vahim sonuçlar doğurabilir.

Özellikle küresel güçlerin çeyrek asırdır, harici mantığa dayalı DEAŞ türü Neo Selefi ve benzeri terör örgütleri eliyle yürüttüğü proje, İslam dünyasını kendi içinde parçalayarak, çökertmiş, İslâm’ın terörle özdeşleştirilerek, bütün dünyanın İslâm’dan nefret etmesini sağlamakta başarılı olmuşlardır. Dahası bu radikal öğütleri yok etmek bahanesi ile ülkeleri işgal etmişlerdir.  

Şimdi Türkiye hedefin tam merkezindedir. Muhafazakâr bir iktidar döneminde Erdoğan karşıtlığı ile oluşan siyasi kutuplaşma yanında, dindar kesimlerin damarından girerek din üzerinden açılacak tartışmalarla oluşacak karşıtlıklar, kutuplaşmalar Türkiye’nin güç zaafına neden olur. Bu tartışmalar, fitne ateşini körüklemekten, bizi asıl meselelerimizle uğraşmaktan alıkoyar.

Zaaflarımız:

Diğer yandan, ilahiyat alanında akademik camia, sivil oluşumlar, cemaatler, tarikatlar, şahıslar din ile ilgili konularda, farklı görüşlerini ortaya koyarken, bir usul ve adap içerisinde tartışma ve müzakere kültürünü oluşturamamışlardır. Bu durum, dini sorunların çözümsüz kalmasında önemli bir zaaf ve handikaptır.  

Diğer bir zaaf ise; dinî alanla ilişkisi bulunan kişi, cemaat, tarikat, meşrep veya sivil oluşumlar; fikri, dini bakış ve anlayışlarını mutlak doğru, hak ve hakikatin kendisi ve temsilcisi olarak görüyor olmalarıdır. Maalesef üzülerek ifade etmeliyiz ki; günümüzde Din, taraftar toplamanın, güç devşirmenin, nüfuz elde etmenin, dünyevî emellere ulaşmanın en kolay istismar aracı haline gelmiştir. Bu ortamda dini konu ve sorunların sağlıklı çözümünün imkânsız değil, ama ne kadar zor olduğu ortadadır.

“İslam’ın Güncellenmesi”

Gündeme oturan İslam’ın güncellenmesi ve fetva tartışmaları, Cumhurbaşkanının “ilahiyat hocaları ne iş yapar?” sözleriyle Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu ve İlahiyatların rolünün önemine dikkat çekmiştir.

Esasen İslâm Kur’an’da, Hz. Peygamber’in örnekliğinde toplumun ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağının, sorunların nasıl çözeceğinin yollarını göstermiştir. Hazreti Peygamberden sonra, gerek Raşid Halifeler döneminde, gerekse sonraki dönemlerde İslâm âlimleri, geliştirdikleri ilimlerle daha H. 1. Asırdan itibaren İslâm Medeniyetinin kurucu metinlerini oluşturmuşlardır.

Bu güne kadar İslâm bütün çağların ürettiği değerlerle yüzleşmiş, hayata bakışını, dünya görüşünü, kendi medeniyet değerlerini geliştirmiş, 16. Asra kadar yükselişini sürdürmüş, bu asırdan sonra, batıdaki gelişmelere ayak uyduramamış, hele merkezini kaybettikten sonra parçalanmış ve bu günkü acıklı manzarayla karşılaşmıştır. Özellikle 19 ve 20. Yüzyıllarda küresel hegomonyanın ve Modernizmin getirdiği sorunlar karşısında İslam dünyasının çözümsüz kaldığı, batı medeniyeti karşısında kendi medeniyet değerlerini koruyamadığı bir gerçektir.

İslam dünyası alimleri bu anafordan çıkmak ve bu makus talihi değiştirmek için yeni görüşler ortaya koymuşlar, modeller geliştirmişlerdir. Geleneğimizde de var olan tecdid, ihya, inşa gibi kavramlardan da beslenen, hatta reform taleplerine kadar varan düşünce akımları doğmuştur. Kimi kesimler her asırda bir müceddid geleceği rivayetine istinaden, müceddid beklentisine girmişler ve kendi önderlerini çağın müceddidi diye de çevrelerine takdim etmişlerdir.

Soru ve Sorunlar Çözülmekle Biter Mi?

İnsanoğlunun sınırsız istekleri ile var olan sınırlı imkânlar karşısında, devamlı değişen ve gelişen hayat şartları sürekli sorun üretmeye devam etmektedir. Bu soru ve sorunların çözüme kavuşturulması da bir ihtiyaçtır. İnanan bir varlık olarak insanoğlu bu sorunlara iman ettiği dinin nasıl cevap verdiğine bakmasından doğal ne olabilir.

İnsanın, çözümünü aradığı sorunlarına dinin cevap vermesi, bu cevabın Allah’ın muradına tekabül ettiğine inanması, müminin mutmain haleti ruhiye ile huzur bulmasını sağlar. Çözümsüzlük de çözüm olmaz. O bakımdan kamuoyuna yansıyan bu ve benzer soru ve sorunlar havada kalmıyor. Bir ihtiyacın karşılığı olarak toplumun ilgi alanında kalıyor.

 Soruyu tersinden soralım. Kadim İslam geleneğinde, sorunların çözümü için hangi temel yaklaşım ortaya konulmuştur? Bu gün bu yol, yöntem ve yaklaşım sorunlara tatminkâr cevap verebiliyor mu? Yeni Çözüm önerileri neler olabilir? Bu sorular cevaplanmalıdır.

Şu bilinen bir gerçektir. Dinin değişmez sabiteleri vardır. Bunlar İman, İbadet, ahlaki ilke alanlarıdır. Bu alanlar Kur’an ve Sünnette açıklandığı gibi iman konularıdır. Bunun dışındaki alanlar İnsanoğlunun bilgi, birikim, tecrübe, akıl ve bilimsel verilerle çözüme kavuşturulur. Bu içtihattır, fıkıh ilminin konusudur. İçtihad müçtehidin yorumudur, görüşüdür. Zaman, yer, şartlar ve her meselenin iç dinamiklerine göre değişebilir, farklılık gösterebilir. Konuya buradan yaklaşarak, güncelleme kavramına açıklık kazandırmak gerekir.

Çözüm; İslâmın Güncellenmesi ile mi, Yoksa Medeniyet İnşası ile mi?

İçtihat kapısının kapandığı gibi bir yaklaşım, geleneğin tekrarı veya taklidi sonucunu doğurmuştur. Bu durum ise Modernleşme, sekülerleşme tartışmaları arasında, Müslümanların geri kalmasının nedeninin, İslam’dan değil, gelenekten kaynaklandığı gibi bir savunma geliştirilmiştir. Gelenekten kopuş ise, İslâm’ın ideolojik okunmasına ve yeni savrulmalara ortam hazırladı. Esasen gelenek düşüncenin, tefekkür dünyasının varlık kazanması için gerekli bir zemindir. Her toplumun düşünce yapısı bir gelenek içinde yoğrulur, kemale erer ve kazanımlarını gelecek nesillere aktarır. Elbette bu geleneğin olduğu gibi taklit edilmesi, bu güne taşınması anlamına gelmez. Aksine gelenek sürekli yenilenir, güncellenir, bu olmazsa gelenek ölür.

İnsanlığa gönderilmiş en son din olarak İslâm’ın yeni dünyaya, bir şeyler söyleyeceğine inanıyoruz. Bu gün paramparça olmuş İslâm ve gönül coğrafyamızın imdat çığlıklarının yöneldiği ülkemizde; asırlardır unutulmaya yüz tutmuş medeniyetimizin yeniden canlanması, ihyası ve icap eden noktalarda inşasına ihtiyaç vardır. Medeniyetimizin yeniden ihya ve inşası tasavvuru, geleneğimizin yeniden okunması ve doğru anlaşılması ile olur.

Yani asıl sorun medeniyet sorunudur. Kendi medeniyetimizin dinamiklerini tanımadan, var olan köklü medeniyet değerlerimizi tanımadan, yani geleneğimizin yerleşik tarihi tecrübi birikimi üzerine ayağımızı sağlam yere basmadan, asla yeni medeniyet üretilemez. Batı medeniyetinin bütün hayatımızı ve zihin dünyamızı kuşattığı kavramlarla da kendimiz olamayız ve medeniyet tasavvuru idealimiz hayal olur.

Bu da, sorunlara parçacı yaklaşarak, ortaya çıkan her sorunu toplumun gündemine taşıyarak, tek tek fetva tartışmaları yaparak, bataklıktaki sivrisinekleri tek tek avlayarak, problemi çözmeye çalışmaya benzer.

Tarihi tecrübe göstermiştir ki, ülkemiz ve İslâm dünyasının, devasa sorunlarının üstesinden gelmesi, gönül coğrafyamız ve insanlığa İslam’ın adalet, huzur, güven ve esenlik sunması kendi medeniyetinin inşası ile mümkündür.

Bu ise, topyekûn siyaset, bürokrasi ve özellikle ilim erbabının, kurumların, ilahiyat camiasının, üniversitelerimizin, kendi geleneğimiz ve medeniyet değerleri ile çağın bütün medeniyet birikimlerinden haberdar olması, karşılaştığı ve yüzleştiği güçle mücadele edecek donanıma sahip olmalarıyla gerçekleşir.

 

Not:
Bu yazı Anadolu Eğitim Kültür ve bilim Vakfı
Ortak Söylem ve İstişare Kurulunun değerlendirmesidir

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 20.03.2018 - 16:21 -3,597-
Bu sayfayı paylaşın :