+A A -A

Kudüs Üzerinden Müslüman Mazoşizmi

-A A +A

“Bu da ne demek oluyor şimdi?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Açıklayacağım. Ama öncelikle mazoşizm ve kendine zarar verme eğilimi hakkında birkaç şey söylemek lazım.

Mazoşizm; bireyin bağımlı olma, kendini aşağılama hatta acı çektirme yoluyla hayatta karşısına çıkan olaylarla problemlerle başa çıkma çabasının bir tezahürüdür. Bireyi sorumluluklarını üstlenmekten, sorunlarıyla yüzleşmekten başa çıkma çabalarına girişmekten alıkoyar. Kişi kendine acı çektirerek yeterince bedel ödediğini düşünür ve suçluluk duygusundan kendini kurtarır. Mazoşizm daha çok kendine maddi manevi acı çektirme hatta zarar verme şeklinde ortaya çıkar.

Kendine zarar verme temayülündeki kişilerde; sorunlarıyla yüzleşme cesareti olmadığı için kendinden nefret etme , çevresindeki olayları kontrol edemediği için korku, başa çıkma çabaları gösteremediği için aşağılık duygusu, ne yapması gerektiğini bilemediği için utanç, artık hiçbir şeyin düzelmeyeceğine kendisini inandırdığı için de çökkünlük duyguları eşlik eder.

Bütün bu belirtileri çevrenize şöyle dikkatli bir nazarla baktığınızda bir çok kişilerde görebilirsiniz. Hatta bu psikolojinin çok yaygın bir hal alması ve toplumsal salgın haline gelmesi çok rastlalan bir durumdur. Modern zamanların “psikolojik savaş” yöntemlerinden en etkilisi de budur derim. Bir toplumun hatta bir milletin böyle bir çökkünlük içine düşmesini sağlayarak kolayca teslim alabilirsiniz. Bu savaşta basın yayın olduğu kadar hatta ondan da önemli olarak sosyal medyanın araç olarak kullanıldığı herkesin bildiği bir gerçektir.

Son zamanlarda seçim ortamına girdiğimiz bu günlerde bu tür psikolojik savaş yöntemlerinin devreye sokulduğunu ibretle müşahade ediyoruz. Buna ilaveten tam da Ramazanın arefesinde ABD nin Kudüs’ü İsrail’in başkanti olarak tanıması Büyükelçiliğini Kudüse taşıyarak tantanalı bir açılış yapması tüm Müslüman halkların kalbinde derin kanamalara yol açmıştır. Bununla birlikte Nakba’nın (Büyük Felaket) 70. yılı nedeniyle Gazze’de 14 Mayısta düzenlenen “Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü” eylemlerine yönelik İsrail saldırılarında 63 Filistinli hayatını kaybederken, en az 3 bin Filistinli de yaralandı.

Bu durum karşısında İslam Ümmetinin bir parçası olmayı bir kenara bırakın insan olmanın gereği olarak ne yapmamız lazım. Peygamber efendimiz Hz Muhammedin (S.A.S) in hadisi şerifi bu konuda bize rehberdir;

“Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle düzeltin, buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle düzeltmeye çalışın ona da güç yetiremiyorsanız kalbinizle buğz edin. Bu da imanın en zayıf derecesidir” (Tirmizi, Fiten, 11; İbnu Mace, Fiten, 20)

‘Cenab-ı Allah kişinin güç yetiremediği sorumluluklardan mesul tutmaz’ Bakara 286

Sakın ola ki bunlar pasifist olmak için ileri sürülen gerekçeler olarak algılanmasın. Elbette ki gerek ferdi planda gerek se de Devlet planında hem bunun acısını içimizde yaşatacak hem de bu zulümleri ortadan kaldırıp Filistinlileri vatanlarına ve özgürlüklerine kavuşturuncaya, Kudüsü de Siyonist saldırganlığı ve isgalinden kurtarıncaya kadar mücadele edeceğiz.

Her ne kadar halkı Müslüman olan Ülkeler içinde devlet planında sesi Türkiye’den daha gür çıkan yoksa da, bu bizi çabalarımızı mümkün olan her alanda göstermekten alıkoymayacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğanın Ilk andan itibaren verdiği tepkiler, İslam İşbirliği Teşkilatını olağanüstü toplantıya çağırmasi ve büyük bir mitinge liderlik ediyor olması bu çabaların ilk adımlarıdır. İİT toplantısından İsraile karşi somut yaptırım kararlarının çıkmasını umuyoruz. Birleşmiiş Milletler nezdinde atılacak adımlar var. BM nin işlevsizliği herkesin malumu ama en azından tarihe not düşmek açısından gerekli.

Suyun mermeri delmesi sertliğinden değil devamlılığındandır. Önemli olan bu çabaların sürekli olması ve Filiştin Davasının Dünya gündeminde ön sıralarda tutulmasıdır. ABD nin ve İsrailin bu hukuk tanımaz şımarık saldırganlığı ABD nin ve Dünya Siyonistlerinin sahip olduğu silah para gücüne dayanmaktadır Bu nedenle bu zulümleri durdurmanın en etkin yolu buna eşit ekonomik ve savunma gücüne erismektir. Bunu sağlamanın en önemli şartı da İslam Dünyasında birlik beraberliğin sağlanmasından geçmektedir. Türkiye bu konuda da elinden geleni yapmaktadır.

Benim başlıkta kullandığım Müslüman mazoşizmi ifadesi, maalesef içimizdeki ve İslam Dünyasındaki Müslümanların yukarıda tanımladığım psikloji içine düşmüş olmaları, Filistin Davası adına kendi kendimizi aşağılamaktan eleştirmekten pasifize etmekten başka bir şey yapmıyor olmalarından dolayıdır. Bu hal kendi kendimize zarar verme temayülünden başka bir sonuç vermez. Bu tutum biraz da fırsat bulmuşken AK Partiyi ve Erdoğanı bu seçim ortamında yıpratabilmek için araç olarak kullanmalarıdır. Bu en azından basiretsizliktir. Varsa pozitif etki yapabilecek öneriniz ortaya koyun yoksa da Mazoşist temayüllerinizi toplumsal salgına dönüştürmeye matuf çabalarınızdan vaz geçin.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 18.05.2018 - 11:17 -216-
Bu sayfayı paylaşın :