+A A -A

Kudüs’e Özel Statü

-A A +A

Biz, kadim İslam toprağı Kudüs’ü terk edeli tam 100 yıl oldu. 9 Aralık l917’de sahip olduğumuz topraklardan ve Ortadoğu’dan çekilirken Kudüs’ü de İngilizlere verdik. Bütünhatıralarına, mukaddes saydığımız değerlerine rağmen.. İlk kıblemiz, peygamberin miraca yükseldiği yer, İsa’nın da semaya yükseldiği yer kabul edilen yer elimizden çıktı. Orası, aslında, Süleyman Peygamberin de yeri idi.

Hz.Ömer devrinde İslam toprağı oldu. Bir ara verildi. Selahaddin-i Eyyübi tekrar orayı İslam toprağına kattı. Ama l00 yıl önce tekrar ara verildi.

Niye durup durup “100 yıl” diyoruz? 100. yılın bir anlamı var. Bunu aşağıda izah edeceğim.

l917’den sonra bir İngiliz toprağı sayılan Kudüs’e ve civarına yani Filistin’e sistemli olarak tam 30 yıl boyunca dünyanın değişik yerlerine  yayılmış Yahudiler yerleştirildi. Orada nüfus ve ekolojik yapı özel sistemlerle değiştirildi. Kudüs gibi kadim yerleşim yerlerinin yanında, yeni yeni yerleşim yerleri kurdu Yahudiler. Dünyanın değişik yerlerinden, iklimine ve hayat şartlarına alışmamış insanlar bambaşka bir yere getirildi. Alışılmadık bir atmosfere evler yaptılar. Sırf, atalarının yerine geri dönmek, Tevrat’ta yazılan yerleri takdis etmek adına.. Almanya’dan gelen beyaz tenli Alman Yahudisinden, Somali’den gelen zenci Falaşa’lara kadar..

Nihayet, belirli bir ekseriyet oldukları anlaşılınca, l milyon 500 bin kişi kadar mesela. Bunların aklına orada bir İsrail devleti kurma fikri iyice gelişti. Zaten, 30 yıldan beri yapılan sistemli göçlerin ana amacı da bu idi. Yahudi Nüfusu l milyon 500 bin olunca; l948’de İsrail devleti kuruldu. İsrail devleti, bütün Arap ülkeleri hariç, dünyanın belli başlı devletleri tarafından tanındı. Türkiye de bunu ilk tanıyan devletlerden oldu.

Ancak tabi, devletin kurulduğu yerler işgal edilmiş bölgeler olduğu için, Birleşmiş Milletler nezdinde ihtilaflar ortaya çıktı. İsrail devleti, BM’ye üye oldu ama, Kudüs’e ayrı bir statü verildi. Zira Kudüs, bütün semavi dinlerin ortak yeri idi. Orası, İsrail toprağı sayılmayacaktı. Doğrusu da bu idi.

Ama İsrail’in temel politikası hep işgal olduğundan ve işgal ile sınırlarını genişletme politikası içinde olduğundan, orada yıllarca ev yapmış, orayı yurt tutmuş Filistinlileri zorla evlerinden ve yurtlarından çıkardı. Şimdi bile yeni yerleşim yerleri yapacağız diye Arapların evleri yıkılıp, yerine başka yerlerden getirilmiş Yahudiler oralara yerleştiriyor. Ve orada nüfus mübadelesi alabildiğine değiştiriliyor. Bu politika ile başlangıçta l milyon 500 bin olan nüfus, şimdilerde 8 milyona dayanmış durumda.

Kudüs konusunda da İsrail, BM şartlarına ve kurallarına riayet etmeden işini yürütüyor. Önce bir Doğu Kudüs-Batı Kudüs diye bir ayrışma uydurdular. Araplarla yapılan savaşlarda başarı kazanmalar, İsrail’igüçlendirdi. Dünya devletleri arasındaki güçlü lobileri sayesinde, büyük devletlerin otoritesini kullanarak yasa dışı işlerine güvence buldular.

Bir emekli büyükelçi, ABD’de İsrail aleyhine konuşan bir senatörün bir daha seçilemeyeceğini söyledi. Böyle bir şey olduğunda hemen harekete geçen yahudi lobisi kendisi aleyhine olanı susturmayı deneyecekti çünkü. Bu güç, ABD başkanlarını da etki alanına alacak kadar büyüktü.

İsrail, l968 yılından beri; “Kudüs’ü başkent yapacağız” diye bir söylem geliştiriyordu. Yahudi lobisi etkisindeki bütün ABD Başkanları her seçim öncesinde veya sonrasında, bu lobinin desteğini yitirmemek için her fırsatta; “Kudüs İsrail’in başkenti olmalıdır” derdi. Obama, oğulBush, baba Bush, Clington ve diğerleri..

Ama son başkanın yani Trump’un “Kudüs İsrail’in başkenti olmalıdır” sözü bunlardan biraz farklı bir argüman taşıyor. Bu arada şunu da unutmamak gerekir. İsrail’in arkasında sadece ABD yoktur.

İngiltere en hızlı şekilde vardır. Yahudiler o bölgeye oralar İngilizler tarafından yönetilirken akın akın gelip yerleştiler. Bir devlet kurmanın zemini İngiliz yönetiminde iken atıldı. l948 yılında Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını isteyenlerin en hararetlilerinden  birisi de Almanlardı. Almanya, 2. Cihan Harbinde ve öncesinde Yahudileri gaz odalarında zehirlerken, onların savaştan sonra bir devlet kurmasını ve kendilerinin onları desteklemesini, bir günah çıkarma olarak gördü. İsrail’i destekleme Almanlar için bir af kapısı olacaktı. Hatta, Almanlar yakın zamana kadar yahudilere karşı insanlık dışı muamelelerinin cezası olarak tazminat ödüyordu.

Konuyu toparlayacak olursak, Trump’un; “Kudüs İsrail’in başkenti olmalıdır” sözü, l00. yıl kutlamasıdır.

Hani, yıl dönümlerinin bir önemi vardır. 50. yıl olursa bu bir tarihtir. l00. yıl olursa bu daha büyük bir tarihtir. Artık aradan l00 yıl geçmiştir. Bunun tartışılacak zamanı yoktur demek için.. Türklerin ve İslam dünyasının iddia edebileceği bir şey kalmamıştır demek için.. Bir de şu husus not defterinin bir yerinde yazılı durmalıdır: ABD politikası, Irak’ta ve Suriye’de, hatta tüm Ortadoğu’da iflas etti. Trump, yeni bir kapı arıyor olabilir.

Dünya devletleri dünya sulhunu sağlamak için kendi aralarında ve BM nezdinde anlaşmalar yapıyorlar ve kararlar alıyorlar. BM, l948’de aldığı bir karar ile Kudüs’ü özel bir statüye bağladı. Kudüs, 3 semavi dinin ortak yeridir. Orada her dinin izi vardır. Orası bir devletin, yani İsrail’in başkenti olursa, diğer dinlerin mensuplarının dini hürriyet hakkı kalmaz. Diğer din mensuplarının ibadeti başka bir dinin mensuplarının iznine bağlı olur. Bu, son derece yanlış olur. Kudüs’ün statüsü korunmalıdır. İş, sadece ABD’ye İngiltere’ye ve Almanya’ya bırakılırsa, bu statüye bağlılık kalmaz, keyfilik sürer gider. Devreye Papa da katılmalıdır. Papa, müslümanlarla birlikte hareket  etmeli, Yahudi iştihalarına son verilmeli ve Kudüs’ün statüsü korunmalıdır. 12.12/h.a.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 11.12.2017 - 16:15 -770-
Bu sayfayı paylaşın :