+A A -A

Maho Ağa'dan Renan'a, Sonra Belhando'ya

-A A +A

            Ahmet bey Miami’de yaşıyor. 40 yıl önce Türkiye’den giderken sazıyla gitmiş, İkinci el pazarında satıp sazın parasıyla şirket kurmuş. Tekstille uğraşıyor. Ramazan ziyareti için İstanbul’da. Hayat hikayesi oldukça renkli. Evlendiği bayan Castro’nun ülkesinden. Müslüman oluşu evlilikten önce. Ahmet bey,  Amerika‘da, göl kenarındaki evinden cuma namazı için camiye gittiğinde insanlarla güleryüzlü buluşmasını anlattıktan sonra diyor ki: “Üsküdar da namazdan sonra insanların elini sıkmak istiyorum fakat çokları gülmüyor bile“ diye sitem ediyor… İlk gittiğinde müzikle uğraşmanın günah olduğunun kendisine söylendiğini, fakat kendi idrakiyle bu düşüncenin yanlış olduğunu fark ettiğini sohbet arasında ifade ediyor. Tekrar saz aldığını ve Müslüman olarak musikinin estetiğiyle zenginleştiğini özellikle vurguluyor.

……………

“Nefsine hükmetmek, asla arzularına zincir vurmak ve kendine cebretmek değildir. Böyle yapan, içindeki gücü öldürecek ve bedbaht olacaktır. Fakat maddeye ve cemiyete köle olmaktan kurtularak, düşkünlük bentlerini yıkan her ruh, sel olup taşacak, yatağını kendi kazacak ve akacağı yeri bulacak ve mutlaka zafere ulaşacaktır.

            İrfanın ikinci adımı kendinde aşkı görmektir.
            Aşk ruhun olgunluğudur. Hem zaafıdır hem kuvvetidir. Lütfudur ve şiddetidir.

            İnsan onunla, cehennemin lezzetini tadar ve bela tacını giyer. Cefadan safa umar ve ölümde hayat bulur. ”Son tahlilde Hallaç’a atıf yapan Hilmi Ziya Ülken’den alındı bu satırlar. Aşk vuslattan uzak olmaktır diye devam ediyor kitap… İş Bankası Kültür yayınlarında neşredilen bu kitabın yazarı neden okutulmaz ki lise müfredatında. İsimlerinden çok liselerin müfredatını konuşmalıyız belki de.

            Hilmi Ziya Ülken sağcı ya da solcu diye vasıflandırılamadığı içinmidir yoksa ne içindir bilinmez bir türlü bizim kuşak dahi okuyamadık ve ışığını göremedik. Zarardan dönmekte fayda var. ”Aşk Ahlakı”na o kadar ihtiyacımız var ki...

……..

            Seçim dolayısıyla günlük sorular ve cevaplara kilitlendiğimiz bugünlerde esasen hayatımızı çerçeveleyen problemlerin çok temel tıkanmaların cevaplarını belki bu kulvarlarda aramak zorundayız. Nerelerde hata yapıyoruz. Kitleleri uyandırmamak için elimizden geleni yapıp, sonra neden bizi anlamıyorlar diye ucuz hayıflanmalar bu coğrafya için ağır bedeller ödemeyi gerektiriyor. İyi insan olmayı hedefe koymakta geç kalıp, başka ayrıştırıcı, sağcı, solcu, şucu okuyucu vs... Deli gömlekleri giydirdiğimiz toplumsal yapı, belki de bu seçimde karşı kıyıya ulaşamayacak ve çatışma tekrar alevlenecek. Yine kırılıp döküleceğiz. Zenginliklerimizle çok iyi mesafeler alacak yerde, metroya 50 yıl sonra binebildiğimiz gibi kültürel, sosyal, estetik zerafetten yoksun yaşamaya devam edeceğiz.

            Yazık, fakat kader adalet eder misali durum bu.

            Yıllarca “milli görüş” deyip, nefsine hükmetmeyi kendine cebir olarak anlayan, maddeye ve cemiyete köle olmamak imtihanında yenik düşen çünkü bu savaşta yaratılmış olmanın zenginliklerini kullanmaktan aciz hale getirilen insan tipimiz ne yazık ki ancak bu kadar değişebildi. ”Değiştim“ diyenleri anlayacak kültürel mecali bile yoktu kimilerinin. Değişemeyenler de ancak bu kadar mesafe aldı. Kendisiyle barışabildi. Evet insan para kazanmalıydı, estetikle uğraşmalıydı. Aşık olabilmeliydi öncelikle. Birey olabilmenin bütün kulvarlarına cesaretle girmesi gereken Müslüman tarafımız bir türlü hayat bulamadı. Düğünde oynayamadı, cenazede ağlayamadı. Kendisini keşfetmekten çok uzakta, sloganlarla yaşadı bu insan tipimiz. Şimdi paranın ve iktidarın kolayca değiştirdiği bu tipleri kıyasıya eleştiriyoruz. İnsanın kendisiyle ilgili yatırım yapacağı, estetikle tanışacağı, ehliyet kazanacağı alanlar açmadan. Zaaflarını nasıl kuvvete dönüştürebileceğinin pratiklerini sunamadan.

……..

                        Maho Ağa’nın yeni inşa edilen şey! için yapılan açılış merasimi ve Maho Ağa (Şener Şen’in) ağzından dökülen replik ülkemizde bir dönemin hikayesinin özetidir. Bu kelamı tekrar hatırlamak istemiyoruz, ne zaman ki biraz daha kibarı kelam haline gelir o zaman rahatlıkla ifade ederiz…

            Bu yazıda özellikle izah etmek istediğimiz şu: yine Maho Ağa törene geldiğinde atından inerken birisi eğilir “bas üzerime ağa” der. Keyifle atından inen Maho, sırtına bastığı adamın zevk sarhoşu olduğunu fark ederek etrafı süzer. Kibar Feyzo’nun fötr şapkasını görüp sinirlenir. ”Nedir bu rezalet, ağa şapka takar sen takamazsın“ deyip, şapkayı alır çiğner. Fakat ilk tekmeyi bastıktan sonra, sırtına basarak indiği maraba (İlyas Salman) der ki “sen zahmet etme ağam ben çiğnerim……”. Şapkayı bir güzel çiğner…

            İşte yıllarca oryantalist dediğimiz batılı düşünürler-yada komplocu beyinler- Müslüman coğrafyaları aşağılayarak ne söyledilerse, bu sakızlar kendi okumuş yazmışlarımız tarafından fötr şapka çiğner gibi ayaklar altına alındı. Oryantalist Renan ‘a, 103 yaşında geçenlerde ölen Lewis’e rahmet okutturacak kadar beyinler türedi içimizde. Berna Laçin, Meltem Cumbul gibi şaklabanları bir yana bırakırsak, edebiyat ve fikir dünyamızın çok önemli assolistleri sufle ediyorlar günün marabalarını. Bu işin en son repliklerini haince yapmaya çalışan bir aday Muharrem karşımızda duruyor.

            Başörtüsünü izah ederken “erkeklerin gözünü bağlamayı“ çözüm olarak dünya kamuoyuna sunan ve bu haince yaklaşımını utanmadan sıkılmadan meclis kürsüsünde ifade eden cumhurbaşkanı adayı(!), şimdi cami saflarında poz veriyor, ezanları özellikle dinliyor, evinde başörtülü kim varsa piyasaya sürüyor.

            Bu oyunları bir siyasi bezirganın ucuz numaraları olarak görüp “geçiniz“ diyebiliriz fakat öyle değil. Bu defa sessiz sedasız yere atılan şapkayı ağanın yerine çiğneyecek muazzam kalabalıkları algı yönetimiyle şartlandıran eğilimi neredeyse bir fırtına gibi estiriyorlar… 15 Temmuz’da maskesi yere düşenler bu defa sinsice ekonomik enstrümanları fon müziği yaparak hedef tayin etmek istiyorlar.

            O kadar oyun içinde oyun var ki, kim nereden baksa bir mazeret buluyor sonucu olumsuz olacak ve milletin iktidarını bölecek, parçalayacak sonuç için.

            Dar gelirli yoksullaşıyor: çare şapkayı çiğnemek…

            Aldatılan bir iktidar artık basiretsizdir yerinde kalamaz çiğneyin şapkayı.

            Suruç’ta milletvekilinin ağabeyi öldürülüyor buna rağmen “adam köpeği ısırdı” asparagasıyla şapkayı çiğnetiyorlar.

            Parlamenter sisteme geri dönülmeli çiğneyin şapkayı…

            Kıraathane teklifi işsizliğin itirafıdır çiğneyin şapkayı…

            Dip dalgalar artık sosyolojik bir toplumsal dalgayı şekillendiriyor çiğneyin şapkayı…

            Türkiye’yi kim taşıyabilir sorusuna karşı vaat eden iktidara karşı son derece popülist davrananlara verilen start çiğneyin şapkayı …

            İşin en ilginç yanı ise Toynbee’nin ifade ettiği gibi çiğnenen şapka sonuçta alnın secdeye değmesini engelleyen bir sembolken, şapka çiğneyenler kime hizmet ettiklerini de sıkça unutuyor ve algılar öyle bir karışıyor ki toz duman…

            Şapka çiğneyenler zafer şarkıları söylerken belki İzmir marşı söyleyecekler fakat içlerindeki saflar Galatasaraylı futbolcu Belanda’nın şampiyonluk sahnesine  çıkarken “ Taleal bedru aleyna “ istemesi gibi kendileri için  ayrı bir zafer şarkısı da düşünürler !…

            ÇARELER

  1. “Seni kılıcımızla doğrulturuz “formülü ile hayata geçmesi gereken denetim mekanizması, seçim zamanları toptan ret olarak kullanılma kolaycılığıyla harekete geçirilemez. Bu hainlerin ekmeğine yağ sürer.
  2. Eskisi gibi olmayan her şey gibi 7 Haziran: tekrar edilmemeli, yaratılacak iktidar boşluklarının, beynelmilel mihraklara çok önemli kozlar vereceği asla akıldan çıkarılmamalıdır. Kürt kardeşimizle akrabalığımızdan daha gerçek olan hiçbir şey yoktur. Dağlarda ve meclisimizde çöreklenmiş, Marksist-sol gelenekleri tazeleyen baldırı çıplaklar, ajan provokatörler sadece PKK ve ABD’nin lafzen ifade ettiği gibi onların temsilcisidir. Kürt kardeşimizin değil.
  3. Üreten bir ekonomimiz var artık. Tabiri caizse yer yerinden oynadı 2017 de yine 160 milyar dolar ihracatı yakaladık. Yenilmiyoruz. Üretim bandı çalışıyor. Çalışacak. İstihdam sürecek. Büyüme rakamlarının içi boş değil.
  4. Dünya konjonktöründe yakaladığımız vizyon: aynı zamanda ekonomik gelişmemiz içinde yeni fırsatlar açacak. Dünya markası olma yönünde aktörlerimiz her türlü testten başarıyla geçiyor. Yenilmedikçe her türlü krizden daha da güçlenerek çıkıyorlar.
  5. Önümüzdeki dönemde gelirini daha adil paylaşan ve nesiller arası hakkaniyeti sağlamış; çalışma istek, yetenek ve becerisine sahip; herkesin üretime katkıda bulunduğu; demokratik standartları yüksek, her alanda kalkınmış bir toplum haline gelme yolunda hedef büyütmekten başka çaremiz yok. BUNU YAPACAĞIZ.
  6. Küresel düzeyde ekonomik ve sosyal gelişmeleri şekillendirmesi beklenen alanlardaki teknolojik gelişmelere yoğunlaşırken yeni bir medeniyet bakışıyla “yeniden inşa eden “bir analizle yol yürümeyi temel parametre olarak ortaya koymayı BAŞARACAĞIZ.
  7. Ürettiğimiz silah, yaptığımız sinema filmi, kullandığımız müzik enstrümanı, tuvalde fırçamızdan yansıyan YENİ MEDENİYETİMİZİ İNŞA EDERKEN, hakikati yüceltecek, insanı yüceltecek ve dünyamızı güzelleştirecek. Nefes almaktan vazgeçmeyeceksek bu hedeflerin içerisinde olma onurunu birlikte paylaşmalıyız.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 20.07.2018 - 11:46 -576-
Bu sayfayı paylaşın :