+A A -A

Medeniyetimizin yeniden inşası düşüncesini nasıl anlamalıyız? Bu düşüncenin hayat bulması bizlere ne gibi sorumluluklar yüklemektedir?

-A A +A

Söyleşi: Hüseyin Ayaz ve Mevlüt Ayhan

ANA HABER GAZETE: Medeniyet Tasavvuru nedir? Medeniyet kavramı ekseninde neleri tasavvur etmeliyiz? hakkında üçüncü bölümde doyurucu bir bilgi edindik. Şimdi de Medeniyetimizin yeniden inşası düşüncesini nasıl anlamalıyız? Bu düşüncenin hayat bulması bizlere ne gibi sorumluluklar yüklemektedir? hakkında düşüncelerinizi almak istiyoruz.

Şazeli ÇÜGEN: NEDEN böylesine iddialı, böylesine büyük bir gayeyi ağır bir hedefi GÜNDEME getirme zaruretini duyuyor ve lüzumunu hissediyoruz.

MEDENİYET kısaca bir insan ve toplumun kültürü ile üretim biçimleri ile inancı ile akidesi ile ahlakı ile ortaya koyduğu bir hayat tarzı ve yaşama biçimidir.

Bir MEDENİYET, endemik bitki örtüşü ve çeşitlilikleriyle öyle bir EKO SİSTEM Kİ;

  •      Üretiminden, tüketiminden, eğitiminden, kültüründen, savunmasından yönetimine, mimarisine, sanatına, musikisine, edebiyatına, ahlakına, değerlerine, itikadına, dini yaşam biçimlerine kadar ila nihaiye, ferdi toplumu ve toplumları nefes alıp vermesine, yatağında uyumasına, gecesine, gündüzüne, doğumuma, yaşamına, ölümüne, evlenmesine kadar tüm çeşitlilikleri ile,
  •      ANASIR-I ERBAASI ile,
  •      Devasa bir hürriyet ortamlarında kucaklayan bir tasavvur, bir düşünce, bir felsefe, bir akide, bir doktrin ile,
  •      Bilim, sanat siyaset, teknoloji, sanayi, eğitim, ekonomi, sağlık ve yönetim modelleri ile,
  •      Bir alt kimlikler manzumesi ve bir ÜST KİMLİK inşası ile


Bir yaşam ATMOSFERİ demektir.

Medeniyet bu ise İNŞA nedir HAREKET nedir.

İNŞA;

  • Bir tasavvurun, bir planın gerekli tüm malzemelerini temin ederek mimarlarını, mühendislerini, işçilerini, aşçılarını ve tüm araç gereçlerini temin ederek bir ESERİN yapımını fiilen ortaya koyabilmek,
  • Patentini oluşturup iskanını alabilmek,
  • Yaşanabilir, kullanılabilir, insanlığın istifadesine sunulabilir hale getirebilmek demektir.


HAREKET ise;

  • Sefere çıkmak ve yola koyulmak,
  • Yolun işaret ve levhalarını döşeyerek yolun güvenliğini sağlayabilmek,
  • Yolun yoldaşlarını yolun arkadaşlarını oluşturabilmek,
  • Yolun vasıtalarını yolun azıklarını rızıklarını hazırlayabilmek
  • KERVANINI kurmak ve seferi başarı ile tamamlayabilmektir.


BİZLER, yaklaşık yarım asırdır süre gelen fikri, kültürel ve siyasal bir hareket olarak, geçmişin MİRASI üzerine, ıslahat, inkılap, strateji, ilmi sağ ve kadroların vazifeleri ile Nesefi Akaidi ile ve de en son olarak İSLAM RÖNESANSI ile bir çerçeve çizilerek eksiği ve gediği ile bir temel oluşturduk. Bir gelenek inşa edebildik ancak bu HAL yarım kalan millet, devlet, İslam ve medeniyet davası idi.

Bu DAVADA emeği geçen ve bil fiil yola koyulan herkese ve her kesime geçmişin hukukuna da saygı duyarak, şükranlarımızı ifade etme durumundayız. Şimdiye kadar ortaya konanları ve yapılanmaları küçümseme, kınama, yok sayma gibi bir lüksümüz de yoktur, haddimiz de yoktur. Çünkü her fikir ve her hareket kendisinden öncekilerin bir devamı şeklinde mütalaa edilir ve bu vadide devamlılık esastır. İnkıtalar ve sapmalar dikkate alınarak samimiyetle, cesaretle, kararlılıkla ve hiçbir ücret karşılığı istemeden yola koyularak, yola devam etmek esastır.

BİZLER ANADOLU EĞİTİM KÜLTÜR VE BİLİM VAKFI olarak bu gün böyle bir GAYEYİ ve VİZYONU üstlenmek durumundayız. Bu görev elbette ki ağır bir görev ve büyük bir iddiadır. Ancak böylesine ağır bir görevi büyük bir iddiayı taşıyacak ve paylaşacak bir ortam bir potansiyel bir zaman ve mekân bilinci oluştuğunda GÖREV kendiliğinden geliyor ve sizi buluyor ve yükü omuzlarınıza yüklüyor. Bu kaçınılmaz bir kaderi ilahidir ve de kaderin cilvesidir ki bu vadide tüm güçler sınav halindedir.

Kim KUVVET MERKEZİNİ sünnetullah gereği inşa edebilirse ALLAH ona fütüvvet kapılarını açıyor. Tıpkı İstanbul’u nice kavim ve milletler defalarca kuşatma altına almasına rağmen kısmet nasıl Sultan Fatih Mehmet’e nasip oldu ise, sebeplere hakkı ile tevessül eden ve ALLAHA hakkı ile tevekkül eden bir donamımla hareket edenlere fetihler nasip ve müyesser olabilmektedir.

Devrin en büyük o kahredici topları dökülmeseydi o disiplin o fetih inancı o ordu o insan gerçeği dikkate alınmış olmasaydı yani kısaca “kaynakların ve kuvvetlerin TASARRUFU” ile tahkim edilmiş bir KUVVET MERKEZİ olmasa idi bu seyri sefer sünnetullah gereği bir fethe yine de müyesser olabilecek mi idi.

ALLAH; “SÜNNETULLAHINDA ASLA BİR DEĞİŞİKLİK GÖREMEZSİN”, “Herkes için çalıştığının emeğinin karşılığından başka bir kazancı bir karşılığı yoktur” buyrulmaktadır. Bu gerçeklik, bu realite, bu sosyoloji;

  • Nemrutlar dönemin ateş mancınıklarından firavunlar döneminin piramitlerine,
  • Babil kulesinin ve Çin seddinin inşa edilmesinden kara sabandan tekerlekli sabanlara ve motorlu araçlara ve kanatlı uçaklara,
  • Ateşli toplardan yelkenli ve buharlı gemilere,
  • Petrolün keşfinden güneş enerjisine,
  • Nükleer teknolojiden uzay teknolojilerine, füzelere, haberleşme ve iletişim güvenlik uydularına ve genetik bilimlerine varıncaya kadar hiç değişmemiştir.


Bilimde, teknolojide, sermayede ve hayatın tüm üretim alanlarında çağa damgasını vuran şekillerde KUVVET MERKEZİNİ inşa eden ve KUVVETLERİN ve KAYNAKLARIN TASARRUFU prensibi ile hareket eden gruplar, kavimler, oymaklar, budunlar, hanedanlar, emirlikler, prenslikler, toplumlar, milletler daima başarı hikâyeleri ortaya koyabilmişler, ÇAĞ kapatıp ÇAĞ açabilmişlerdir.

Şu ana kadar yapabildiğimiz analiz KENDİMİZİ, ÜLKEMİZİ, MERKEZE alarak bir pozisyon almak ve bir duruş ortaya koymak için çağın FİZİK boyutlu kuvvet merkezini inşa etme fiilini açmak içindi. Ancak kuvvet merkezinin tesisinde bir de AHLAKİ, METAFİZİK, SOSYOLOJİK, TARİHİ ve COĞRAFİ boyutlarının da olduğunu gözden kaçırmadan DÜNYAYA kendi açımızdan bakmamızı gerekli kılacaktır. Üstelik bu üç boyutlu, fizik eksenli güç merkezini oluşturabilme yeteneğinin, sosyolojik katmanların bilgi, ahlak, metafizik ve coğrafi alanlarına bağlı olduğu gerçekliği de muhakkaktır.

Kısaca sürekli olarak söyleyegeldiğimiz, söz söylem ve sloganlar olarak kalan, çerçevesi çizilen ve fakat içi bir türlü doldurulamayan bu MEDENİYET öyküsünün yeniden içinin doldurulması, ete-kemiğe büründürülerek canlandırılması ve çağa damgasını vurabilmesi için bu seferberliğin başlatılması, hem camiamızın hem de ülkemizin GÜNDEMİNE yeniden taşınması bir zorunluluk haline gelmiştir. Bir şey GÜNDEME getirilmeden o devasa sosyolojik ve dinamik potansiyeli kinetik enerjiye çevirmemiz ÜLKEMİZİ ve İSLAM MEDENİYETİNİ merkeze almamız asla mümkün gözükmemektedir.

Yapmaya çalıştığımız şey:

İstiyoruz ki;

  • Çağın şartlarına ve idrakine uygun olarak bu MEDENİYET TASAVVURUMUZU fikri, düşünsel felsefi boyutlarıyla ele alarak yeniden doktrine edelim,
  • Yol haritamızı hazırlayarak hareketin manifestosunu ortaya koyalım ve
  • Ahlaki, akidevi boyutlarıyla yeniden ele alarak kendimizi merkeze alan bir yaşam tarzı oluşturalım.


Günlük hayat tarzımız;

  • Modasıyla,
  • Doğumu ile yaşamı ile düğünü ile bayramı ile ölümü ile,
  • Üretim tüketim paylaşım biçimleriyle,
  • Mimarisi, sanatı, musikisi, edebiyatı ile,


İnançlarımıza, amentümüze, akidemize, kültürlerimize, örflerimize, uygun bir ahlaki bir yaşama biçimine dönüşsün istiyoruz.

Üniversitelerimizde beyin fırtınaları estirerek, öğrencilerimizin ve akademiyamızın gündemine taşıyarak, kendimizi, ÜLKEMİZİ merkeze alan evrensel bir bakış tarzı ortaya konulsun istiyoruz.

Siyasetin -daha doğrusu politikanın- o kısırlaştırıcı, kaynak tüketici, istismarcı, manipüle edici, masa-kasa-nisa oyun ve ortamlarından uzakta durarak ve yakın takipte kalarak, TÜRK MİLLETİ olarak, bir AKİDE temelinde üst KİMLİK atmosferinde bir EKO SİSTEM oluşturarak MEDENİYET bilincine ve İSLAMIN şuuruna varalım istiyoruz Vesselam.

 

ANA HABER GAZETE: Medeniyet tasavvuru, inşası, zaruretleri, bu kapsamda yapılması gerekenler konusunda düşüncelerinizi öğrenmiş olduk, teşekkür ediyoruz. Kültürümüz içinde önemli yeri olan istişare ve müzakerenin yaşatıldığı Vakıf çalışması hakkında da bilginize başvurmak istiyoruz.

  • Ortak akıl ve söylem birliği nedir?
  • Ortak akıl ve söylem birliği oluşumu ne gibi çalışmalar yapmaktadır?


Şazeli ÇÜGEN: Ortak AKIL; istişare ve müzakere kültürünün sağlıklı platformlarında yoğrularak tartışılan ve olgunlaştırılan en sağlıklı bilgileri-verileri ifade eder. SÖYLEM birliği de; söz birliği, fikir birliği, gönül birliği, ağız birliği ve üslup birliğini ifade eder.

AKIL, insan olmanın olmazsa olmaz bir MUHAKEME aracı olup duyuların gözlemlediği olayları ve deneysel verilerin bağıntılarını en sağlam bir muhakeme ile neticeye bağlayan bir ölçüm tartım aracıdır. Muhakeme insan aklının en belirgin bir vasfıdır ki; EŞYANIN faydalı ve zararlı, FİİLLERİN iyi ve kötü, HABERİN doğru ve yanlış olup olmadığına HÜKÜM verebilmektedir.

İSTİŞARE ve MÜZEKERE kültürü ortak AKLIN olmazsa olmaz bir gereğidir, ortamıdır, formatıdır, usulüdür. Böylesi bir ortamda eşyanın fiillerin ve haberlerin faydası, zararı, iyisi, kötüsü, doğruları ve yanlışları en sağlıklı bir yöntemle açığa çıkartılmış olmaktadır.

SÖYLEM ise insanın akli, duyusal ve duygusal tüm birikimlerini hem söz ve hem de davranış olarak ifade etme, iletme ve yansıtma aracı olan bir üsluptur. ÜSLUP, insanın söz ve davranışlarını ifade eden lisanı hal ile en etkin İLETİ aracıdır.

İletmek istediğimiz, ifade etmek istediğimiz her SÖZ, kelam, müjde, ikaz, davet, istediğimiz her eylem ve hareket bir USÜLÜ bir USLÜBÜ olmak lazım gelmektedir.

Bir şeyi -mesajı-; söz, kelam, davet, müjde, ikaz ile en GÜZEL ve en CAZİP şekillerde vermek ya da iletmek zorundayız demektir ki SÖZÜN BÜYÜSÜ işte bu yöntemde saklıdır.

İyi bir şeyi, güzel bir şeyi, doğru bir şeyi, faydalı bir şeyi, güzelliği ile doğru orantılı olarak sunmak zorundayız demektir.

Adam BAL satıyor ama yüzü SİRKE satıyor derler.

Derviş Yunus’un; “SÖZ ola kese savaşı / Söz ola kestire başı / Söz ola ağ ulu aşı / Yağ ile bel ede bir SÖZ” deyişinde, sözün hem kendisi hem de ifade tarzı kast edilmektedir. Kısaca ifade etmek gerekirse “kaş yapayım derken göz çıkartmak” her zaman mümkün olabilmektedir.

En güzel bir söz kötü bir ifade ile muhataplarını asla etkilemeyecektir. En faydalı ürün çok kötü bir ambalajla müşterilerini bulamayacaktır. En güzel bir davet en kötü bir ileti şekli ile asla karşılığını bulamayacaktır.

SÖZ ve DAVRANIŞI ifade eden en veciz deyim “üslup ile lisan aynı ile insan” denilmiştir.

DAVET, TEBLİĞ ve AKSİYON adamları insana ve topluma iman ve amel eksenli MESAJ vermek isteyen her HAREKET elbette ki en başta istişare ve müzakere kültürünün ortamlarını hazırlayarak müntesiplerinin istişareci ve müzakereci kabiliyetlerini de geliştirerek yetiştirmek zorundadır.

İşte bizler, -ANADOLU Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı olarak- en başta kendi müntesiplerimiz ve camiamız olmak üzere milletimize ve insanlığa vermek istediğimiz en doğru mesajın, yapmak istediğimiz en hakikatli davetin ve en güzel amellerin en güzel biçimlerde olması lazım geldiğinin en belirgin PLATFORMU olarak epeyce bir zamandan beri sürdüre geldiğimiz “ortak akıl ve söylem birliği” toplantılarının önemini vurgulamak istemiş oluyoruz…

İSTİŞARE ve MÜZEKERE kültürü ile hareket edip ortak akla katkıda bulunan ortak söylem birliği ile fikir birliği, gönül birliği, iman ve amel birliği sağlayan dava adamlarına selam olsun, selamette kalsınlar. ALLAH rast getire.      

 

ANA HABER GAZETE: İstişare, müzakere kültürünün nasıl yaşandığını, yaşatıldığını bizlere usül ve üslubuyla nasıl hayata geçirildiği anlattınız. Bir başka konuya geçmek istiyoruz izninizle. Vakfımızın stratejik yönetimi benimseyerek yaptığı çalışmalar çerçevesinde de sorularımız var.

  • Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı’nın stratejik öncelikleri nedir?
  • “ Eğitim, Yayın ve Teşkilatlanma” alanlarında hizmet üretme çabalarımız stratejik önceliklerimiz olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şazeli ÇÜGEN: VAKFIMIZIN “Stratejik planlama ÇALIŞTAYI nı” yapmak üzere sınırlı sayıda bir elit kadronun iki günlük bir çalışması söz konusu oldu.

Gündemimiz gereği VAKIF yönetimi ve mütevellisine sahasında UZMAN olan kişiden profesyonelce teknik ve detaylı bir stratejik planlama verileri alarak VAKIF çalışmalarımızın daha bir VERİMLİ çalışmasını temin etmiş olacağız inşa ALLAH.

KONU STRATEJİK planlama olunca VAKFIN AMAÇ ve HEDEFLERİNİN ne olduğunun çok NET olarak ortaya konulmasını gerektirmektedir. Çünkü AMAÇLAR ve HEDEFLER ortaya konulmadan STRATEJİK bir planlama yapmak mümkün gözükmemektedir.

Bu manada VAKFIMIZIN STRATEJİK planlamadan ne anladığını da malumun ilamı olarak bir cümle ile ifade etmek isterim.

STRATEJİ bir “sevk ve idare etme ilim ve sanatı” olarak ifade edilir ki;

  • Konu ASKERİ alan olduğunda tüm KUVVETLERİN ana hedef olan DÜŞMAN kuvvetlerini yenmek ve alandan tasfiye etmek üzere yapılan planların organize olarak sevk ve idare edilmesidir.
  • Konu İKTİSADİ alan olduğunda tüm KAYNAKLARIN ana hedef olan ürünlerin PAZAR payını artırmak üzere yapılan tüm üretim lojistik reklam ve pazarlama reyonlarının organize edilmesidir.
  • Konu SOSYOLOJİK olduğunda çalışma alanı VAKIF ve vakfımıza GÖNÜL vermiş insan KADROLARI olduğunda ise tüm İNSAN kaynaklarının ve de İMKÂN ve KABİLİYETLERİN amaca tahsis edilmesi ana hedefe kilitlenmesi yoğunlaşması odaklanması ve de organize edilmesidir.


Bu nedenle VAKFIMIZ için yaptığımız TANIMLAMAYI bir kez daha ifade ederek ana GAYENİN ve HEDEFLERİNİN ne olduğunu ortaya koymamız gerekmektedir.

ANADOLU Eğitim Kültür ve Bilim VAKFI; “İSLAMA bağlı, MİLLİ kültürlere saygılı, MEDENİYET idealine odaklanmış bir ANADOLU İslam MEDENİYET hareketidir.”

Bu tanımlamadan sonra sık sorulan bir SORUYA cevap teşkil etsin diye AMAÇ konusunda bir cümle kurmak istiyorum.

ÜLKEMİZDE yüzlerce VAKIF ve DERNEK var. Kimi sosyal yardım alanlarında, kimi hayrat ve infak alanlarında, kimi eğitim ve sağlık alanlarında, kimi sanat ve estetik alanlarında, kimi KURAN ve SÜNNET alanlarında, kimileri de toprak su bitki örtüsü ve de hayvanları koruma gibi alanlarında faaliyet gösterirlerken;

  • BİZLER neden çıtayı çok yüksek tutarak AMACI neden bu kadar BÜYÜK ortaya koyuyoruz?
  • NEDEN gücümüzün çok çok üstünde olan uzun vadeli bir HEDEFİ GAYE ediniyoruz?
  • Neden MEDENİYET idealine odaklanıyoruz?
  • Neden VAKIF faaliyetlerimize MEDENİYET hareketi deme zarureti hissediyoruz?
  • Böylesi bir AMAÇ zorunluluk mudur, yoksa bir fantezi midir, bir ütopya mıdır?


Bu ANA sorulara cevap teşkil etsin diye Biri MADDİ diğeri MANEVİ eksende İKİ ana konuya açıklık getirmek istiyorum.

İlki konunun MADDİ-fiziki boyutu olarak:

BİZLER         TÜRKİYE ve İSLAM toplumları olarak KUVVET merkezimizi yitirip manyetik alanımızı kaybettikten buyana, yaklaşık ÜÇ asırdır, BATI UYGARLIĞININ kuvvet merkezinin oluşturduğu MANYETİK alanı içinde bağımlı kalarak savrulup durmaktayız. Bir türlü bu KÖTÜ sömürü düzeninden ve KOKUŞMUŞ manyetik alandan kendimizi bir türlü kurtaramıyor, bu kuvvet merkezine karşı ortaya koyduğumuz duruş, direnç ve mücadeleler nihayetinde BAŞARIYA ulaşamıyor.

Çektiğimiz tüm acılar, katlandığımız tüm mahrumiyetler içinde kıvranıp durduğumuz tüm siyasi, iktisadi ve içtimai problemler ve yaşadığımız tüm toplumsal BUHRANLARIN temelinde bu SÖMÜRÜCÜ manyetik alanda TUTSAK bağımlı olduğumuz gerçekliği yatmaktadır.

Bir metafor olarak ifade etmem gerekirse tıpkı GÜNEŞİN çok güçlü KUVVET merkezi ile oluşturduğu manyetik alan içinde zorunlu olarak oluşan seyyareler, gezegenler gibiyiz.

İŞTE gerçek BAĞIMSIZLIK için dışımızda kurgulanıp kurulan bu kuvvet merkezi etrafında oluşturulan manyetik alandan kurtulmanın yegâne YÖNTEMİ;

  • Ya yeni bir KUVVET merkezi inşa edip yepyeni bir manyetik alanı oluşturmak,
  • Ya da mevcut KUVVET merkezini dağıtacak ve manyetik alanını yıkacak çok KÖKLÜ bir hamle yapmaktır.


Bence birbirine bağlı bu iki MADDİ gerçeklikte MÜMKÜN gözükmektedir.

Saniyen konunun MANEVİ boyutuna geldiğimizde ise:

BİZE göre İNSAN ne FİZİK dünyanın ve ne de SOSYOLOJİK dünyanın bir APARATI değildir, tam tersine sorumlu bir iradi varlığıdır.

Aynı zamanda METAFİZİK dünyanın ve GAYB âleminin de muhatabıdır.

İNSAN elementler olarak FİZİK dünyanın bir parçası olarak topraktan yaratılmıştır. ANCAK ne sadece fizik dünyanın ve ne de sosyolojik dünyanın bir GÜDÜSÜ ve ne de makinanın bir DİŞLİSİDİR.

Kısaca İNSAN bir “daabbetül arz” yerden çıkan, sıradan bir CANLI değildir ve asla “homo ekonomikus” bir varlık da değildir.

İNSAN “Halifetül arz ve “Bağsü bağdel mevt”tir.

Yani yeryüzünün sorumlu varlığıdır, “anasırı erbaa”dan oluşan bedenine RUH nefyedilerek sırtına EMANET yükletilmiş ve SORUMLU ve İRADİ varlık kılınmıştır.

Bu nedenle MÜMİN: Doğduğunda “ibnul vakt”tir, vaktin çocuğudur. Büyüyüp, gelişip, rüşt ve mümeyyiz olduğunda VAHYE muhatap kılındığında ise “ebül vakt”tir, vaktin BABASIDIR.

Kısaca SÜRÜNÜN içinde yaşadığı toplumun bir kölesi bir tutsağı bir koyunu değildir. KURUCU iradedir, İNŞA edici faal akıldır, ÖNDER ve ÖRNEK şahsiyettir ve emin bir kişiliktir.

İŞTE bu iki ANA neden dolayısı ile VAKIF camiası olarak hedefimiz BÜYÜK ve yücedir.

Sorumluluklarımız da bir o kadar AĞIR ve yüklüdür.

BİZLER, TÜRKİYE ve İSLAM toplumları olarak bu iki ana HEDEFİN odak noktası olan “MEDENİYET Tasavvuru” dediğimiz GAYEYE odaklandığımızda AİT olduğumuz İSLAM inancının MEDENİYET merkezini İNŞA edebilecek KUVVET merkezini oluşturacak ve de MANYETİK alanlarını tanzim edebilecek bir YÜKSELİŞE geçebileceğiz demektir.

Böylesi bir GAYEYE ulaşmış olmak; Dominant ve sömürgeci olan BATI UYGARLIĞININ ve çok sıkışmış olan HİNDİ-ÇİN uygarlığının bilgi, teknoloji, sermaye ve ÜRETİM ekseninde oluşturduğu maddi kuvvetlerinin merkezi önce zayıflayacak ve dağılacak.  Sonra da manyetik alanlarının girdabı sona erecek, ESİR milletler ve ÜÇÜNCÜ dünya ülkeleri de HÜRRİYETLERİNE bir HAK EDİŞ yasasının gereği olarak kavuşmuş olacaktır inşa ALLAH.

Böylesi KUTLU bir gayeye ulaşmak için önümüzde birbiri ile bütünlük arz eden ÜÇ yol üç ALAN gözükmektedir:

  • Birincisi, böylesi bir MEDENİYET ideali için ÖNCELİKLE yeni bir NESİL i eğitip yetiştirip imkânlarla donatmak ve KADROLAŞMAK zorundayız.
  • İkincisi de, bu kutlu gaye uğruna tüm ÜNÜVERSİTELERİMİZDE beyin FIRTINASI estirecek ve ARGE çalışmaları ile BİLGİ bankası oluşturacak bir AKADEMİYA çalışması da kaçınılmaz olarak önümüzde durmaktadır.
  • Üçüncü olarak da, VAKFIMIZIN başta kendi GELENEĞİMİZDEN gelen CAMİAMIZIN o büyük potansiyelini toparlayarak, MEDENİYET idealine gönül vermiş tüm İNSANIMIZA kanatlı kapılarımızı açık tutarak, yurt içinde ve de yurt dışında ORGANİZE olmak mecburiyetimiz de bulunmaktadır.


Kısaca VAKIF faaliyetlerimizin ana OMURGASINI GENÇLİK çalışmaları ve AKADEMİYA çalışmaları ile GÖNÜLLÜLÜK esasına dayanan KURUMSAL çalışma alanları oluşturmaktadır. GENÇLİK faaliyetleri gençliğin eğitim ve teşkilatlanma HAREKETİNİ zorunlu kılmakta iken MEDENİYET tasavvuru da bilim, sanat, düşünce üretecek ve de dil, kültür ve etnografik araştırmalar yapacak ve faaliyetleri organize edecek bir MEDENİYET ENSTUTÜSÜ ya da bir butik ÜNÜVERSİTE çalışmaları da KURUMSAL anlamda bizleri beklemektedir.

Yapmamız gereken ŞEY:

Münhasıran “MEDENİYET tasavvuruna” gönül veren EHİL insan kadrolarımız tarafından DÜNYA görüşümüz olan AKİDEMİZİN yeniden gözden geçirilip DOKTİRİNE edilerek güncel hale getirilmesi ve de MEDENİYET hareketimizin MANİFESTOSUNUN da yazılı metin olarak kamuoyuna deklare edilmesi olacaktır.

BAŞARI için SADECE inanarak HEDEFE kilitlenmek yoğunlaşmak odaklanmak zihinlerimizde TASAVVUR edip canlandırmak gönüllerimizde büyütüp yeşertmek rüyalarımızda görmek duymak hissetmek akıllarımızla planlayıp projeler şeklinde acil eylem planlamaları ile KUVVEDEN fiile çıkartmaktır.

ÖNCELİĞİMİZ ise bir inanç fikir amel ahlak ve MEDENİYET hareketi olarak tüm İMKÂN ve KABİLİYETLERİMİZİ seferber ederek bir HAYAT tarzı bir yaşama BİÇİMİ ortaya koyarak YOLA koyulmaktan ibarettir.

İŞTE o zaman Aziz milletimizin siyasi iktisadi içtimai hayatına bir çeki düzen vermek üzere “Anadolu İSLAM Medeniyet HAREKETİ” tam ve kemaliyle YEŞERECEKTİR.

ÇÜNKÜ; Eski KÜRESEL aktörlerin kurduğu uluslararası SİSTEM, kendi içinde yaşadığı REKABET nedeni ile ayrışmaya ve çökmeye doğru giderken, yeni BÖLGESEL güçlerin oluşturacağı çok AKTÖRLÜ yeni bir DÜNYA DÜZENİ oluşum evresinin DOĞUM sancılarını çekerken, MEDENİYET HAREKETİMİZİN tarihin akışının DOĞRU yerinde durduğunu söylememiz kehanet olmasa gerektir Vesselam.

ANA HABER GAZETE: Sayın Başkan Vekilim, bizlere zaman ayırıp oldukça kapsamlı bir söyleşi fırsatı verdiğiniz için sizlere çok teşekkür ediyoruz.

Şazeli ÇÜGEN: Ben de sizlere teşekkür ederim. Ana Haber Gazete’mize de yayın hayatında başarılar dilerim.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 13.01.2018 - 12:45 -593-
Bu sayfayı paylaşın :