+A A -A

MEHMET ÇETİN AĞABEY

-A A +A

               Dokuzyüzyetmişli yıllarda henüz çok genç olan pek çok arkadaşımız, merhum Mehmet Çetin Ağabey ile tanışma fırsatı bulamamıştır. Onun adını 27 Şubat 1975 Perşembe günü vefatıyla beraber duymuşlardır.

                Mehmet Çetin 1940 Afyon doğumludur. Yaşasaydı bugün 78 yaşında olacaktı. Yüce Allah ömrünü öyle takdir etmiş, henüz 35 yaşında iken vefat etmişti. Sözün hemen başında şunu söylemeliyim. Merhum Mehmet Çetin Ağabey temiz yaşadı ve en ufak bir kire pasa bulaşmadan bu dünyadan temiz ayrıldı. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

                Anılarla Mücadele Birliği’nden bahsederken, Mehmet Ağabeyden özellikle bahsetmek istiyorum. Çünkü Mücadele Birliği’nin kurulmasında görev almakla bir devrin gençliğinde emeği vardı.

                Vefatı üzerine Aykut Ağabey, “Türk Milleti Kahraman Evladını Kaybetti” başlıklı başyazıda şöyle diyordu: “Ne yazayım? Nasıl yazayım! Arkadaşımdı, kardeşimdi, can yoldaşımdı. Kardeşimizdi, ağabeyimizdi. Onun maddî varlığı bizi terk etti. Dünya başımıza yıkıldı sanki. Onu mezara verirken kendimizi de şu beş para etmez dünyadan kopardık, onun yanına gömdük…

                Söz aciz, kalem yetersiz, mantık susmuştur şimdi. İçimizde Mehmet Ağabey, Türk Milletinin bu yüce davasına kendini gerçekten adayanların ilk büyüğü idi. Mehmet Ağabey benim çocukluk arkadaşım. İlkokula beraber başladık beraber bitirdik… Tarih öğretmenimizden birlikte etkilendik. Öğretmenimiz bize cennetmekân Fatih’i anlatırdı. Ulubatlı Hasan’ı anlatırken, bütün sınıf gibi ağlıyor, kelime-i şehadet getiriyorduk. İşte o günlerde Türk-İslâm büyüklerinin nurlu yolunu takip etmek, kararımız olmuştu. Arkadaşlığımız bu fikir çerçevesinde oluştu… 1967’lerde Mücadele Birliği’ni kurduk…”

                               MÜCADELE BİRLİĞİ MİLLETİN BAĞRINDA YEŞERMİŞTİR

                Evet, Mehmet Çetin Ağabey, liseyi bitirdikten sonra İlahiyat Fakültesi’ne gider. Başarılı bir eğitim hayatının sonunda, 1963 yılında fakülteden mezun olur. Burdur’da öğretmenliğe başlar. Kendisinden hadis doktorası yapması istenir ama o, ilkokul sıralarında tarih öğretmenlerinden dinleyip öğrendikleriyle yaşanmakta olan sosyal hayatın ve eğitim politikalarının uyum sağlamadığı, dolayısıyla memleketin iyi yönetilemediği görüşündedir.

                Birinci Dünya Harbinin ardından yapmak zorunda kaldığımız Millî Mücadelenin sonunda yapılan barış müzakerelerinde elde edilen siyasî sonuç, savaş meydanlarında elde edilen askerî zaferin karşılığı değildir. Musul, Kerkük, Kıbrıs, Kudüs, Türkistan; kısaca, Türkiye’nin Misak-ı Millî hedeflerine ulaşamayışından doğan meseleleri, dış Türkler ve esarete sürüklenen İslâm Dünyasının meseleleri vardır. Bütün bunlar çözüm için çalışmayı gerektirmektedir. Bu çalışmaları başlatacak ve yürütecek olanlar da, aziz milletimizin uyandırılmasıyla harekete geçecek olan, milletin ruh köküne bağlı millî kadrolardır.

                 CHP’den kurtulan millet, DP iktidarından istediklerini pek alamamış olmakla beraber Başbakan Menderes’i sevmektedir. Onun iki arkadaşıyla birlikte haksız yere idam edilmesi, millet vicdanında derin yaralar açmıştır. O yaraların sarılması umuduyla iktidara getirilen AP ve Başbakan Demirel umulanı hiç verememiş ve hatta yer yer hayal kırıklıklarına sebep olmuştur. Millî ve manevî değerlere bağlı kadroların eğitim sahasından ve siyasî hayattan tasfiyeleri bu cümledendir.

                Bütün bunlar, Yıldırım Kemal Akıncı Ağabeyin de ifadesiyle Aykut Edibali, Yavuz Aslan Argun, Mehmet Çetin ve arkadaşlarını bir karar aşamasına getirir. Daha ilkokul yıllarında iken hissen talip oldukları Türk-İslâm büyüklerinin nurlu yolu, artık şuurlu bir harekete dönüşmelidir. Bu yol Hak yoludur. Hoca Ahmet Yesevîlerin, Hacı Bektaşların, Yunusların yoludur. Selçukîlerin, Osmanlıların yoludur. Millî Mücadeleyi yöneten ruhun yoludur. Millet, gerçek kurtuluş için bir kere daha Milli Mücadele verilmesini beklemektedir. Dolayısıyla Mücadele Birliği millet kararıdır.

                İşte bütün bu sebeplerle Mehmet Çetin, doktora fikrine pek yanaşmaz ve öğretmenlikten istifa eder. Öncü birkaç arkadaşıyla birlikte Konyalı arkadaşlarını bir araya getirir ve 1967’de Mücadele Birliği’ni kurarlar. Domates satarak, soğan ekmek yiyerek geçinmeye razıdırlar. Fikir hareketlerinin merkezi İstanbul’da toplanırlar. O sıralarda Mustafa’sı kucakta, Halime’si kundaktadır. Yurt çapında mitingler yapar, konferanslar verirler.

                Öksüz bir davayı yüklenmişlerdir. Mücadele Birliği kısa sürede ses getirir. Kötü gidişten ıstırap duyan, yetimin derdini kendine dert edinen, fedakâr, cesur ve kelimenin tam anlamında kahraman millet evlatları Mücadele Birliği çatısı altında toplanmaya başlar. Fakat hareket birilerini rahatsız eder, açık ifadesiyle rahatsız olanlar millet düşmanlarıdır. Mücadele Birliği kapatılarak hareketin önü kesilmek istenir. Mücadeleciler, “Tabelalar İner, Mücadele Devam Eder” diyerek yollarına devam ederler ve Yeniden Millî Mücadele Mecmuasını 3 Şubat 1970’de yayın hayatına sokarlar. Ancak bunlar yetmez.

                 Milletin kültürel yönden şuurlanması gerekmektedir. Bunun için okuyan bir toplum inşası şarttır. Mehmet Çetin, arkadaşlarıyla birlikte Otağ Yayınevini ve Otağ Matbaasını kurar. Tercih edilen ilk yayınlar, akide bulanık olduğundan, doğru inancın öğrenilmesini temine yarayan kitaplardır. Bu konuda İslâm İnancının Temelleri Akait en temel kitaptır. Arı duru Maturidî itikadı öncelikler arasındadır.

                               SADECE BABACAN DEĞİL BABA GİBİYDİ

                Mehmet Çetin Ağabey, genç arkadaşlar için baba gibiydi. Otağ Matbaasının dizgi, baskı, kırma makineleri arasında dolaşır, çalışanların sırtlarını sıvazlayarak hal hatır sorardı. Dalgın çalışan birini gördümü, onunla yakından ilgilenir, bir sıkıntısı olup olmadığını sorardı. Sıkıntısı olanların problemlerini kendine dert edinir, onları çözmeden rahat etmezdi. “Bir millet ıstırap içinde inlerken, onun evlatları rahat edemez” sözü en sık kullandığı sözdü. Bununla genç arkadaşların dikkatlerini çekilen sıkıntılardan uzaklaştırarak davaya yönlendirirdi.

                Çalışma disiplininde örnekti. Tökezlemişti, ayağında ağrı vardı. “Git, Ağabey, evinde dinlen” denmesine rağmen, o gün akşama kadar matbaada çalışmıştı. Baymirza Hayit’in “Rusya İle Çin Arasında Türkistan” isimli kitabının fihrist çalışmalarını yapıyordu. Kitabın okuyucu ile buluşması en önemsediği şeydi.

                Nihayet ağrılar devam edince, filmi çekilmiş, ayağında kırık olduğu anlaşılmıştı. Kırık ayak alçıya alındı, evinde kalıyordu. Ancak o gene de boş durmuyor, Türkistan kitabının fihristini hazırlıyordu. Nitekim fihristi hasta yatağında tamamlamıştı. Bir ay kadar sonra ayağındaki alçının alınması için Yavuz Aslan Argun ve merhum Yılmaz Karaoğlu tarafından hastaneye götürülmek üzere evinden alınıp otomobile bindiğinde enfarktüs geçirdi. Öbür kapıdan otomobile binen arkadaşına, “Yavuzcuğum, ölüyorum kardeşim” demişti. Hızla hastaneye ulaştırılmaya çalışıldı ancak arkadaşının kucağında Hakka yürümüştü… Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. (Amin)
                Bu arada önemle kaydedeyim, Mehmet Çetin Ağabey, kendi ifadesiyle Yavuz Aslan Argun’un “nazlandığı” adamdır. (Gelecek hafta Susarak Konuşur, Duruşuyla Eğitirdi.)

                Not: Değerli okurlarımın Mübarek Ramazan Bayramlarını tebrik eder sevgi ve saygılarımı sunarım

                İsmail Aydın

                              

 

1 yorum var.

Allah rahmet eylesin. İyi insanlar güzellikle anılır arkasından kendisine rahmet okutur. Ramazanı şerifin şu son günlerinde bütün geçmişlerimiz ALLAH gani gani rahmet eylesin. Ramazan Bayramı Tüm islam alemine hayırlar getirmesini dilerim. saygı ve selamlarımla.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 12.06.2018 - 12:34 -434-
Bu sayfayı paylaşın :