+A A -A

Memleket havadisleri..

-A A +A

Havadis ,yani haber..Eskiden, memleketten havadisler mektupla gelirdi. Telefon ülkeye  geç geldi. Ve telefon çok geç yaygınlaştı. Şimdi öyle değil. Mektup yazanların sayısı bile azaldı. Mobil telefon var şimdi.Mesajlaşmak var. Anında havadisleri  alıyorsunuz. 

1960’larda bataryalı radyolar vardı. Belirli saatlerde havadisleri  verirdi.Mesela saat l3’te veya akşam 17’de haberleri sunardı radyodaki sunucu.”Şimdi ajansları sunuyoruz ”derdi.Köylü buna “acans”derdi Köye gazete gelmezdi.Gazete haberi değildi, köylünün bilgisi .Bataryalı radyonun acansı idi.

Köyler şimdi eskisi gibi.Köyün nüfusunun artması kesilmiş. Gençler hep şehirlere okumaya veya iş tutmaya gitmiş. Şehirlere, hele büyük şehirlere gidiyoruz, eskiler anlatıyor;eskiden burada üzüm  bağları vardı, şurada inekler yayılırdı diyorlar.Bakıyoruz şimdi o ineklerin yayıldığı yerde gökdelenler var. Ama köyler öyle değil. Yeni yapılar pek yok. Ata yadigarı evler terk edilmiş.Öte yandaki evde bir iki ihtiyar  var. Kim gelip de kapıyı çalacak, hal hatır saracak diye bekliyorlar.

 Köylerdeki havadisler gene aynı desem  yerindedir. Yeni bir manzara da yok. Eski manzaralar hatıralarda canlanıyor ancak..

“Tınaz savrulmuş, çeç olmuş”

Bizim oralarda ekinler mayıs sonu-haziran başı biçilir. Hasat mevsimi o vakittir .Ekinler, orakla yani elle biçilir,deste deste ekinler önce tarlada bir yere toplanır,sonra hepsi birden harman yerine götürülür, başaklı ekin sapları dağ gibi harman yerine yığılırdı. Biz küçükken harman döğmek için sürü sürü atlar koşulur,atların arkalarına altı çakmak taşlı döğenler  bağlanır, atlar deh dehlenir, dağ gibi ekin yığınları  çakmak taşlı döğenlerin altında un -ufak olurdu.

Sonradan köylüler de tekniğe  uydular ,at yerine traktörle harman döğmek çıktı. Sonra biçer döğerler geldi.

Harman dövme bitince içi ince samanlı buğdaylardan bir tınaz oluşurdu.Tınaz, sert bir rüzgar çıksa da savrulsa,küçük saman parçacıkları buğday tanelerinin arasından çıksa diye bakılırdı.Tınaz yaba ve kürek ile savrulur. Genel saman yığınları yanında bir de ince saman yığını olurdu.Sonra buğday tertemiz kalırdı .Yani tınaz bir kaç gün içinde çeç haline gelirdi. Çeç saf buğday yağınıdır.Artık onun içinde saman yoktur.Belki biraz taş kalmıştır .Onu da ninem kalbur ile ve elek ile eler, büyük taşları  da az gören gözü ile ayıklar, ondan sonra buğday öğütülüp, un haline getirilecek hale gelirdi.Biraz ilerideki ahşap ambarın gözleri, kışın kile kile alınıp değirmene götürülecek  buğdayı saklamak için beklemektedir artık..

“Terzi Bilal ölmüş”  

Köyden gene gelen havadisler oluyor tabi. Kah, sevinçli, kah üzüntülü havadisler..Mektupla değil tabi. Dedik ya, mektup yazanlar azaldı diye..Şimdi, telefon çok etkili. Araç telefonu çıktığında; bu bir devrim dendi.Sonra cep telefonu çıktı.Cep telefonunun da kullanılış şeklinde reformlar oldu.Whatsapp diye bir şey var. İnternet var. Sosyal medya var. Bir olay ,anında duyuluyor.

Geçen gün sosyal medyadan bazı arkadaş gruplarımızla ortak kullandığımız whatsapp’tan; “Terzi Bilal ölmüş” diye bir haber yayıldı.

Arkadaşımız Osman Musluk; ”Dalaman’daki evinden alınacak naaşı, Çaltıözü köyünde defnedilecek, Allah rahmet etsin” diye duyurdu havadisi..

“Terzi Bilal ”,benim dayımdı. Anam ile babaları ayrı idi.O, anamdan 8-10 yaş kadar küçüktü.Onun zamanında; babaların rençberlikten bıkanları, çocuklarını bir sanat veya zanaat öğrensinler diye bir ustanın yanına verirlerdi.Yani verirlermiş..O babalar; “benim oğlum ,köyde rezil olmasın.Eli hamur karnı aç kalmasın bir iş öğrensin. Bu tütüncülüğün, bu tarla sürmenin sonu yok” derlermiş.Bilal dayımı babası bu düşüncelerle  bir usta terzinin yanına çırak olarak vermiş.Tabi önce çıraklık var, sonra kalfalık, sonra da usta olup, kendine bir dükkan açmak var sırada.

Ben o zamanlar çok küçüktüm.Ama köyde kalıp çift sürmeyen, köylünün yaptığı işten ayrı bir iş yapan insanları daima değişik bir gözle görürdüm.Onlara imrenirdim. Mesala bir terzi dükkanında çalışanları, bir fırında  çalışanları,bir bakkal dükkanı işletenleri, köylünün yapmadığı işi yapanları imrenerek  seyrederdim.

Bizim köyümüz,şimdi  ismi Eşen olarak değiştirilen, bizim Kestep dediğimiz bir nahiyeye bağlı idi.Kestep’de her Cuma günü pazar kurulur, biz bir işimiz olmasa bile oraya gitmeye çalışırdık.Kestep’te bizim köyde görmediğimiz insanlar, bizim görmediğimiz işleri yapardı.Ben onları bizden daha büyük insanlar olarak görürdüm.Mesela nahiyemizde bir Muzaffer Amca vardı.Muzaffer Amca nalbanttı. Atların tırnaklarını  kesip, bıçakla yerini düzeltir, oraya nal çakardı.Bir İzzet amca vardı, pazarın  kenarında saç kavurma yapar, gelenlere satardı. Orada bir de “Sağır Terzi” vardı. Yanında bir çok genç çalışırdı. Gülsüm Halamın Ali abi,Sağır Terzi in yanında çalışırdı. Babası Mehmet Amca, ara sıra oraya gelir ustasının yanında  Ali Abi’yi azarlar; ”adam ol lan ”derdi. Ben çiftçilik dışında bir iş yapmaya şimdiki aklımla “.bir açılım yapmak” diyormuşum..

Bilal Dayım da bir açılım yapmak, köyde kalıp, çift peşinde koşmamak için terziliğe yönelmiş olmalı.

O,yukarıda anlattığım gibi, çıraklığı bitirdi.Kalfalık dömine geldi.Sonra terzi dükkanı açtı.Terzi Bilal oldu.Bizim orada bir de çiftçilik dışında bir iş yapana mesleğini öne çıkaran bir lakap takılırdı.Terzi Bilal,Nalbant Muzaffer,Demirci Necati gibi..Bunları normal köylülerden ayıran bir durumdu bu.

Bilal Dayım artık terzi olmuştu. Bir gün bizim köydeki evimize geldi.Daha evlenmemişti.Benim çiftçilikten başka iş yapanlara bir özentim var. Bilal Dayımı büyük bir adam olarak gördüm.Kimsenin yapmadığı bir işi yapıyordu çünkü Ben çocuktum,O delikanlı idi.O gece bizim evde kaldı. Eve geldiğinde  en çok O’nun  üzerindeki elbiseler, özellikle giydiği ayakkabı dikkatimi çekmişti.Bilal Dayım o zamana kadar hiç görmediğim güzellikle bir ıskarpin giymişti.Iskarpin yazın kuru yere basınca adeta gıcırdıyordu.Bilal Dayım yere bastıkça ayakkabısı gıcır gıcır ediyordu.Iskarpin giymeyi ta zaman özlemiştim. Farklı insanlar böyle giyinir  demiştim.

Yıllarca  Dalaman’da terzilik yapan Terzi Bilal,yeniden köyüne döndü.Allah, O’na rahmet etsin.

Memleket  havadisleri işte böyle. Kah nostaljik, kah üzüntülü, ama özlem dolu..

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 19.07.2018 - 18:34 -665-
Bu sayfayı paylaşın :