+A A -A

Modernleşme ve İslam

-A A +A

Bir tarafta Doğu Gutada Esed rejiminin Kimyasal silah kullanmasının ABD başta olmak üzere tüm Dünyadaki yansımaları.bir üçüncü Dünya Savaşı ihtimalinin hiç olmadığı kadar muhtemel görülmesi, bir taraftan TL deki gerilemenin fiili bir devalüasyona gelip dayanmasi Faiz indirimi kavgası, 2017 yılı itibarı ile ekonomimizin 42 Milyar Dolar ödemeler dengesi açığı. Bir hafta öncesine kadar bu konulardan da önce gençliğimiz arasında yaygınlaştığı ileri sürülen “Deistlik” konusu tartışılıyordu. Aslında çok ta iyi oluyordu. Fakat sıcak gündemin baskısı bu konuyu bir anda geri sıralara attı.

Mümkün olduğu kadar uzmanlık gerektiren konularda topa girmemeye çalışırım. Kenarından köşesinden girsem bile haddimi bilerek kalem oynatırım. Bu konuların başında da İslam gelir.

Yazıya başlık olarak seçtiğim iki kelime de hakkında konuşmak yazmak için derin uzmanlık gerektiren konular. Ama ortalığa baktığınızda tozdan dumandan geçilmiyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Özellikle sosyal medya herkesin hayatında giderek daha geniş yer alıp adeta hayatın her anını esir alan bir etkinliğe kavuştukça herkesin her konuda ahkam kesmesinin yolu açılıyor. Ahkamların keskinliği ortaya atanların cehaletiyle doğru orantılı olarak şiddetleniyor. Bir nevi toplumumuz bağırsaklarını boşaltıyor. Bilemem bu ortalığa dökülenler sosyologlar açısından Toplumumuzun karakteristiklerini ölçebilmek için veri oluşturabilir mi?

Bana gelince bu bağlamda “Moderniteye maruz kalmış ve buna rağmen Müslüman olan ve müslüman kalmaya çalışan tipik bir vatandaşım” Dolayısı ile kimliğimizde hayatımızda hem modernitenin kaçınılamaz defektleri hem de Müslüman olmanın temel inanç ve uygulamaları aynı anda yer alıyor. Bu tanıma giren insan kitlesi açısından da çok yüksek sayıda benzeşenlerim olduğuna inanıyorum. Yazacaklarım da “maruz kalma” ve “ Müslüman kalma” pratikleri çerçevesinde olacak. Modernizmin felsefi temelleri veya İslamiyetin temel nassları fikir yürütecek değilim.

Modernite hakkında en genel tanımlama yapılacak olursa “Tek bilgi kaynağı olarak deney ve gözlem yöntemini kullanarak oluşturulmuş pozitif bilimleri kabul eden, dinlerin özellikle de Kitap sahibi dinlerin insanlık üzerindeki tüm etkilerini ortadan kaldırıp onun yerine modernitenin ürettiği değer ve kurumları hakim kılan fenomen” diyebilirim. Daha en baştan Dinlere karşı bir meydan okuma var. 250 yıldan bu yana “modernleşmeye çalışıyoruz” İslami konuların konuşulduğu her ortamda yeri geldiğinde Moderniteyi iyi anlamamız ve meydan okumalarına karşı çözümler üretmemiz gerektiğini söylediğimde bana nesli tükenmiş hilkat garibesi gibi bakıldığını ve bıyık altından gülündüğünü hatırlıyorum.

Ta o zamandan bu yana, okullarımızda verilen eğitimin anlam haritaları tamamen Modernitenin varlık ve bilgi anlayışına dayanıyor. Bundan bu tornadan geçen herkes nasibini alıyor. Herkesin kafasında eğitimde kazandırılmaya çalışılan normlarla Dini inanç ve uygulama esaslarının çelişkilerinin etkisi var. İmam Hatip Okulları da bundan muaf değil.

Zaten  tartışmanın alevlenmesi de 50 İmam Hatip Öğretmeninin organize ettiği çalıştayda ortaya attıkları “Gençliğimiz Deizme kayıyor” tespiti üzerine başladı. Hemen söyleyeyim, bu kayış yeni başlamış değil. Tehdit sadece deizm de değildir. Ondan önce Cumhurbaşkanının konuya müdahil olma mecburiyeti hissettiği “Yenilenme ihtiyacı” na getiren sebepler zinciri 250 yıl önce girdiğimiz eğik düzlem de geldiğimiz noktadır. Hakkı da hemen teslim etmemiz gerekir ki. Bütün tahribata ragmen Milletimiz büyük ölçüde ana cevherini korumuş İslamın Bereketli verimli nehrinden beslenmeye devam edebilmiş. Dini ve Milli karakteristiklerini bu güne getirebilmiştir.

Hasar tesbiti yapıp onarıma geçmek için geç kalınmamıştır. Tahribatın sebepleri iyi analiz ve tesbit edilmelidir. Buna da önce kendimizden başlamalıyız. Kendi hayatımdan yasanmış bir örnek vereyim. Yıl 1970’lerin başı Anadoludan gelmiş kavruk iki delikanlı olarak ağabeyimle Bir dini cemaatin İstanbuldaki bir yurdunda kalıyoruz (Fukaralığın gözü çıksın) Her Pazar günü Anadolu yakasındaki  külliyede Cemaatin liderinin sohbetine katılmak mecburi. Sohbette muhterem ağabey in ilk sözü” Sohbetime giren herkes aklını torbaya koyup kapının dışına birakacak” oluyor. Daha sonra İlkçağ Yunan filozofu Aristonun maddenin dört temel unsuru toprak ateş hava su olduğu tezi İslam dininin inanç esasları gibi anlatılması beni ve Ağabeyimi Allak bullak etti. Benim bildiğim İslami mükellefiyet için birinci şart Akıl sahibi olmak. Eee Şimdi ben aklımı torbaya koyup içeri girince ne oluyorum.? 

Sonra biz kimya ve fizik dersinde maddenin en temel unsuru nun atom olduğunu öğrenmiştik (Sonradan onun da alt partikülleri keşfedildi) 107 elementi öğrenmiştik.(şimdilerde 120 ye kadar çıktı) Ben Aristonun tezini kabul edemediğim için küfre mi düşeceğim şimdi. Buna benzer birçok olaylar zinciri.

Sonuçta ben 2-3 yıl kadar inancı sarsılmış bir genç olarak İstanbulda bohem hayatı yaşadım Daha sonra kendimi toparlayıp İmanımı tahkim ettim ve tekrar ibadetlerimi düzenli yapmaya başladım. Ağabeyim ise kendini toparlayamadı önce ateist oldu. Şimdilerde Allahın varlığını birliğini kabul ediyor ama, benim yediğime içtiğime nasıl yaşadığıma Allah karışmaz diyor. Yani anlıyacağınız moda tabirle o şimdi bir “Deist”       

Bu konuya devam edeceğim inşallah.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 23.04.2018 - 13:41 -507-
Bu sayfayı paylaşın :