Müslümanın düşmana karşı en çok dikkate alacağı gerçek

-A A +A

Başarının, zaferin ve güçlü olmanın yolu Allah’a güvenmekten geçer. Eğer güçlü değilsek, başarılı değilsek, yenilgiye ve zillete düşmüşsek, bilelim ki, hiç şüphesiz bir yerlerde Allah’ı hatırlamaktan ve O’na güvenmekten uzak kalmışızdır.

“Allah’a güvenen asla
yenilmez ve kazanır!..”

Halife Hz. Ebu Bekir (RA) zamanında Hz. Halid bin Velid (RA), İslâm ordusunu zaferden zafere koşturuyordu. Onun kumandasında sahabe ordusu, önüne çıkan her düşmanı mağlup ediyordu.

Hz. Ömer (RA), bu başarılara rağmen Halid bin Velid’in görevden alınması gerektiğini Halife’ye bildirdi.

Hz. Ebu Bekir (RA) şu karşılığı verdi:

“-Allah’ın Resulü onun hakkında ‘Allah’ın kılıcı’ buyurduğu hâlde, ben o kılıcı kınına nasıl sokabilirim?”

Hz. Ebu Bekir, verdiği cevapta haklı bir gerekçe ileri sürüyordu.

Ama herhalde Hz. Ömer de teklifini haksız bir gerekçeye dayandırıyor olamazdı.

Peki onun gerekçesi neydi?

Hz. Ebu Bekir (RA) Allah’ın rahmetine kavuştuğunda, Hz. Ömer (RA) halife seçildiğinde, ilk iş olarak hemen Hz. Halid’i (RA) görevden aldı, yerine Hz. Ebu Ubeyde’yi (RA) kumandan tayin etti.

İslâm ordusuna hep zaferler kazandıran Halid bin Velid, acaba neden görevden alınmıştı? Nasıl bir yanlışlık yapmıştı ki, kumandanlıktan azledilmişti?

İslâm ordusu ve Medine’deki sahabiler bu soruya cevap arıyorlardı.

Sonunda Halife Ömer (RA) konuya açıklık getirdi ve yanlışlığın Hz. Halid b. Velid’de değil, insanların düşüncelerinde ve anlayışlarında olduğunu şöyle ortaya koydu:

“-Sizler zaferi Halid bin Velid’in elinde sanıyorsunuz ve ona güveniyorsunuz. Hâlbuki zafer Allah’tandır ve Allah’a güvenmek gerekir...”

Hz. Ömer’in bu uygulaması ve uyarısı, aslında Kur’an-ı Kerim’in şu ayetlerinde beyan buyurulan mesajların ifadesiydi:

“Yardım (ve zafer) ancak yegâne galip ve yegâne hüküm sahibi olan Allah’tandır.” [1]

“Sana bir iyilik geldi mi, o Allah’tandır, Sana bir kötülük isabet etti mi, o da kendindendir.” [2]

“YARDIMCI VE GÜVENİLİR
OLARAK ALLAH YETER”

Tevekkül/Allah’a güvenme, müminlerin hayatında o kadar büyük önem arz etmektedir ki, Kur’an-ı Kerim, baştan sona defalarca ve ısrarla Allah’a güvenmenin gereğini hatırlatmıştır. Hatta bazı ayetlerde Allah’a güvenme, mümin ve Müslüman olmanın gereklerinden olarak vurgulanmıştır:

“Vekil (güvenilecek) olarak Allah yeter.” [3]

“O’ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse O’nu vekil edin! (O’na güvenip dayan!)” [4]
“Müminler Allah’a güvensinler!” [5]

“Güvenenler Allah’a güvensinler.” [6]

“O (Allah) ne güzel vekildir.” [7]

“Eğer müminler iseniz, Allah’a güvenin!” [8]

“Eğer Müslümanlar iseniz, Allah’ı vekil edinin!” [9]

“Ey Peygamber sana da, senin izinden gidenlere de Allah yeter.” [10]

“Dost olarak Allah yeter, yardımcı olarak Allah yeter.” [11]

Öyleyse Allah’a güvenmenin ve O’na dua etmenin, hiçbir şeyle kıyas edilemeyecek kadar büyük önem arz eden gücünü ve hayatımızı kontrol eden ve yönlendiren rolünü iyi keşfetmemiz ve görmemiz gerekiyor.

YÜCE ALLAH’A
GÜVENMENİN GÜCÜ

Müslüman, duanın ve Allah’a güvenmenin gücünü hiç bir zaman küçümsememeli ve ihmal etmemelidir.

İnsan, hangi şartlarda olursa olsun, ne kadar büyük bir sıkıntı ve engelle karşılaşmış bulunursa bulunsun, Yüce Allah’ın kudretinin ve hükümranlığının “daha büyük” ve “en büyük” (Allah-ü Ekber) olduğunu ve her türlü güçlüğü bertaraf etmeğe şüphesiz kadir olduğunu unutmamalıdır. Daima O’na güvenmeli ve O’ndan yardım dilemelidir.

Allah’a göre zor ve imkânsız bir şey yoktur. Zor ve imkânsızlık kula göredir. Yüce Allah (CC), olmasını istediği bir şeye “ol!” dedi mi, o “oluverir.” [12]

Dolayısıyla mümin, olmasını istediği şeyleri O’ndan isteyerek ve O’na güvenerek hareket etmeli ve O’na dayanarak çalışmaya başlamalıdır.

Müslüman, Rabbine güvendiği ve O’ndan istediği takdirde, şüphesiz Allah, sebepleri ve şartları ona göre meydana getirecek, kulunu umduklarına ve beklediklerine kavuşturacak, girişimlerini ve çalışmalarını ona göre rast getirecektir.

Yüce Allah yardım etti mi, Müslümana zorluklar kolaylaşır, ağırlar hafifleşir, uzaklar yakınlaşır. Yenilmez ve üstesinden gelinmez zannettiğimiz tüm engeller, tüm sorunlar aşılır. Kur’an-ı Kerim’in şu ayetini hiç unutmamak gerekir:

“Eğer Allah size yardım ederse, size hiçbir kimse/güç galip gelemez.” [13]

Hz. Peygamber (SAS) şöyle buyurmuştur:

“Kim insanların en güçlüsü olmayı arzuluyorsa, Yüce Allah’a güvenip dayansın. Kim insanların en zengini olmak istiyorsa, Allah’ın kudret elindeki rızkı, kendi elindekinden daha güven verici kabul etsin. Kim de insanların en saygını ve şereflisi olmayı diliyorsa, Aziz ve Celil olan Allah’tan korksun.” [14]

Öyleyse mümin her zaman Yüce Allah’ın yardımını dileyerek ve O’na güvenerek adım atmalı ve işe başlamalıdır.

“ALLAH KENDİNE GÜVENENİN İŞİNİ
KENDİ İŞİ GİBİ TAMAMA ERDİRİR”

Talak Suresinde Allah’a tevekkülün (güvenmenin) ne anlama geldiğini anlatan çok ilginç bir ayet vardır:

“Kim Allah’a güvenirse, O (Allah) ona yeter. Şüphesiz Allah işini tamama erdirir.” [15]

Bu ayetin birinci kısmı Allah’a güvenmenin önemini, ikinci kısmı ise anlamını açıklar. Siz Allah’a tam olarak güvendiğinizde, Allah size yeter. Size yardımıyla yetişir ve işlerinizin üstesinden gelebilmenizde gereken şartları ve sebepleri halk eder.

“Allah’ın işini şüphesiz tamama erdirir” beyanıyla vurgulanmak istenen ilahi mesaj da şudur: İnsan Allah’a güvendiğinde, O’nu vekil tayin etmiş olur. Ve artık insanın işi o andan itibaren Allah’ın işi konumunda yer alır. Ve Yüce Allah hiçbir zaman işini eksik yapmayacağı için, kendine güvenen kulunun işini de kendi işi gibi, eksiksiz bir şekilde gerçekleştirir.

KISACASI

Özetle başarının, zaferin ve güçlü olmanın yolu Allah’a güvenmekten geçer. Eğer güçlü değilsek, başarılı değilsek, yenilgiye ve zillete düşmüşsek, bilelim ki, hiç şüphesiz bir yerlerde Allah’ı hatırlamaktan ve O’na güvenmekten uzak kalmışızdır.

Bugün İslam dünyasını da büyük bir çoğunlukla sömürgeci güçler karşısında zillet ve yenilgilerle yüz yüze bırakan en önemli sebeplerden birisi Allah’a güvenmemek, Allah’ı unutmaktır.

Müslümanlar zillet ve yenilgilerden kurtulabilmek ve yeniden izzetli ve şerefli bir konuma yükselebilmek için, öncelikle Yüce Mevla’ya dönmeliler ve yanlış davranışlarından dolayı O’ndan af dilemeliler.

Yüce Allah’ı bir an bile hatırlamaktan ve O’na güvenmekten uzak bırakmasın Rabbim bizleri…

Sevgiler, saygılar…

herden1950@hotmail.com



[1] Âl-i İmran Suresi: 126, Enfal Suresi: 10.

[2] Nisa Suresi: 79

[3] Nisa Suresi: 81, 132, 171; Ahzap Suresi: 3, 48; İsra Suresi: 65

[4] Müzzemmil Suresi: 9

[5] Ali imran : 122, 160, Maide: 11, Tevbe: 51, İbrahim : 11, Mücadele Suresi: 10, Tegâbün Suresi: 13

[6] Yusuf Suresi: 67, Müzzemmil Suresi: 38, İbrahim Suresi: 12, Zümer Suresi: 38

[7] Al-i İmran Suresi: 173

[8] Maide Suresi: 23

[9] Yunus Suresi: 84

[10] Nisa Suresi: 45

[11] Nisa Suresi: 45

[12] Yasin Suresi: 82.

[13] Al-i İmran Suresi: 160.

[14] İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Celal Yıldırım, c: 10, s: 5238,

[15] Talak Suresi: 2

 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 23.09.2017 - 09:30 -1,016-
Bu sayfayı paylaşın :