Ne olacak halimiz?

-A A +A

 

Çocukluğumuzda TRT’nin siyah beyaz televizyonunda düşündüren ve gülümseten izocam reklamı, bilinçaltına yerleşerek bize hep şu soruyu sorduruyor:

Ne olacak halimiz?

Büyük acılar ve buhranlar yaşayan İnsanlık, İslam ümmeti, ülkemiz ve ailemizin sorunları beyin damarlarımızı çatlatırcasına, yüreklerimizi çöl yangınlarına çevirircesine üzerimize abanmış bulunuyor.

İnsan olmak haysiyet ve şerefini taşıyan her vicdan sahibi, neredeyse her gün bu sorularla yatıp kalkıyor.

Bu sorunun en esaslı cevabı, hayatın ve kâinatın tanınması üzerinden yaratılış amacını öğrenmek olmuştur. Cevap felsefe, bilim ve dinlere aittir.

Felsefe, yalnız akla dayanması nedeniyle her şeyi bilme imkânından mahrumdur. Bütün akıllar mutlak gerçeği bulabilselerdi hepsi bir noktada anlaşırdı.

Bilim ise duyu ve deneylerimizin ötesindeki olaylara nüfuz edemediğinden sorunun gerçek cevabını bulamaz.

Geriye dinler kalmıştır ki insanların, ilahî mesajı felsefe ve bilimle karıştırıp onu tanınmaz hale getirmeleri sonucunda merhameti sonsuz Âlemlerin Yaratıcısı, yanlışları düzeltmek amacıyla peygamberler göndermiştir. Fakat insanların olumsuz özellikleri, Elçilerin getirdikleri mesajları dahi tahrif etmeye yetmiştir. Bunun üzerine Rabbimiz bu karışıklığa son noktayı koymak üzere insanlara son mesajını Hz. Muhammed (a.s.) vasıtasıyla bildirmiştir.

Lâkin insanların yaratılış ve akıllarının farklı oluşu, onların bu mesajı dahi farklı şekilde algılamalarına ve uygulamalarına yol açmıştır. Bu son mesajı kabul etmeyenleri söz konusu etmesek bile İslam’ı kabul edenler arasındaki farklı algı ve uygulamalar, bir zamanlar dünyaya en parlak medeniyetleri sunan Müslümanlar arasındaki akıl, vicdan, merhamet ve mantık sınırlarını aşan vahşet, şiddet ve çatışmaların kaynağı olmuş durumdadır.

ÖYLEYSE…

Öyleyse son mesajın her derde deva olan algı ve uygulamasına ihtiyaç vardır. Peygamber ve onun sahabe döneminden kısa bir süre sonra çeşitli kültür ve coğrafyalarla karşılaşan Müslümanların kafa karışıklıklarını yatıştırmak,  huzur ve sükûnet medeniyetinin temlerini sağlamlaştırmak amacıyla asırlarımızı dolduran bir içtihat ve telif faaliyeti başlamıştır.

Hicri II. asırdan itibaren Hz. Ömer, Ebu Hanife ve İmam-ı Maturîdî çizgisinde oluşan berraklık, ( şüphesiz diğerleri de buna dâhildir) Selçuklu ve Osmanlı devirleriyle birlikte insanlığa 1000 yıldan fazla bir süre İslam Medeniyeti’nin asayiş ve huzurunu sunmuştur.

“ANADOLU VAKFI” VE “AY YAYINLARI”

Herkesin bildiği gerçekleri tekrarlamaktan ibaret olan bu yazımız, bir hatırlatma mahiyetindedir.

Mütevellisinde bulunmakla şeref duyduğum Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı (kısa adı ANADOLU VAKFI) olan vakfımızın yönetim ve denetiminde kurulan AY YAYINLARI medeniyet serisinin şu ana kadar yayınlanan 6 kitabından 5 tanesini okuma imkânı buldum.

Günümüz akademisyen ulemasından olan Prof. Dr. Cağfer Karadaş tarafından yazılan “İslam Akaidi”,  Prof Dr. Kadir Güler tarafından yazılan “Hadis ve Sünnet Anlayışımız”  ve Prof. Dr. Hilmi Demir ile Doç.Dr. Muzaffer Tan tarafından hazırlanan “ Ehl-i Sünnetin Reislerinden İMAM-I MATURÎDΔ kitapları,  din ve dünya hakkında büyük şaşkınlık içinde olan insanlığa doğru yolu gösteren gerçek YÖN LEVHALARI mahiyetindedir.

Bu kitaplardaki bilgiler, kahir Müslüman ekseriyetince bilinmesine rağmen yeni bazı türedilerin (bilerek veya bilmeyerek)  buhranlar içinde kıvranan insanlığın zihinlerini ve imanlarını bulandıran yorum ve çabalarının oluşturduğu bulanıklığı gidermeye matuf eserler olduğu yakin kanaatini taşıyorum. Şüphesiz başka âlimlerimizin yaptığı buna mümasil çalışmalar da asla küçümsenemez.

DOĞRU YOLU GÖSTEREN YÖN LEVHALARI

Ben âcizane bu kitapları okuyunca aslında ümmet çoğunluğunun bu istikamet çizgisi üzerinde olduğunu anladım.  Zihin ve imanları bozulanların tarihten beri var olan azınlık grupları olduğunu ve “Firak-ı Dâlle” sapkın fırkalar olarak tanımlanmalarının, haklı bir tanımlama olduğunu bir kere daha anladım.

İslâm tarihinin önemli kırılma noktaları,  HARİCİLER ve onların tekrarı mahiyetindeki türevlerinin ortaya çıkışıdır. Onların günümüzdeki iz düşümleri IŞİD ve türevleri olan sapkın gruplardır. “Firak-ı Dâlle” olarak dine, imana ve dünyaya zarar verdiklerini; İslam düşmanlarının da bunların sırtına binerek coğrafyamızı, medeniyetimizi, kültür ve hayatımızı kan, ateş ve cehennem deryasına çevirdiklerini ibretle görüyoruz.

Demek ki İmam-ı Maturîdî ve emsalleri olmasaydı bugün hepimiz (hafazanallah) birer IŞİD benzeri insanlar olacaktık.

EN ÖNEMLİ GÖREV

Dini, imanı, vatanı, dünyayı kurtarmanın yegâne kaynağı olan Kuran’ın en geçerli algılama ve uygulaması olan bu kitapları okumak, okutmak günümüzün en önemli görevi olduğu kanaatindeyim.

Cephede silahla düşman öldürmekle insanlığı kurtarmak mümkün değildir. Bataklığı kurutmazsak sivrisinek mücadelesi sonuç vermez.

Allah’a emanet olunuz.

  

Kategori: 

2 Comments

Mustafa abiciğim eskiden

Mustafa abiciğim eskiden olduğu gibi şimdide ehli sünnet müdafasına ihtiyaç vardır ve bizlere vazifedir. Yazınızı vakitli ve isabetli buluyorum. Allah tesirli kılsın. Allah bu konuda gereğini yapanlardan eylesin.

Ben de teşekkür ediyor ve bu

Ben de teşekkür ediyor ve bu istikametteki çabalarınızı şükranla taktir ediyorum.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 06.11.2017 - 10:52 -1,273-
Bu sayfayı paylaşın :