Neden Dünya Gündemindeyiz?

-A A +A

“Türkiye’nin 16 Nisan REFERANDUMU” niçin dünya gündeminde büyük yer işgal etmektedir?

Her şeyden önce 16 Nisan REFERANDUMU sıradan bir SEÇİM olmadığı Ülkemizin yeni bir “yönetim modeline” geçiş süreci olduğu gerçekliğidir.

TÜRKİYE, tarihi ve medeniyet değerleri ile bölgesinin “kuvvet merkezi” olan bir ülkedir.

Bu nedenle, Türkiye’nin bu coğrafyadaki KONUMU itibariyle, tarihi medeniyet kültürü inanç ve idealleri ile alakalı, her siyasi, ekonomik, askeri atılım ve değişim SÜREÇLERİNİ yaşamaya başladığında, hem yerel ve bölgesel ölçekte, hem de küresel ölçekte sıkı TAKİP edilmekte ve KONTROL altında tutulmak istenmektedir. Çünkü Tarih olanca canlılığı ve geçmişi ile bu günleri ve geleceği determinize etmektedir.

Helenlerin “Megola İdeası”, Ermenilerin “Büyük Ermenistan Hülyası”, Siyonistlerin Nil’den Fırat’a “Vaad Edilmiş Toprakları”, Romanın “Doğu Bizans” hedefi, Rusların “Karadeniz ve Akdeniz” hülyası ile Batının “Şark Meselesi” gibi tarihi ideallerini, olanca canlılığı ile devam ettiğini yaşadığımız siyasi, iktisadi, içtimai ve kültürel olaylarla apaçık olarak görebilmekteyiz.

Bu tarihi tespit Milletimizin Varlık ve Beka Davasının her daim canlı tutulması lazım geldiğinin net ifadesidir.

Bu demektir ki; Türkiye ülkesi, devleti, bayrağı ve necip milleti ile ANADOLU ve RUMELİ topraklarında bin yıldır olduğu gibi bundan böyle de İslam’ın bayraktarlığını, mazlum dünyanın hamiliğini yaptığımız müddetçe yerel, bölgesel ve de küresel ölçekte küçük büyük problemlerle karşı karşıya kalacağımız, kaos ve kriz senaryoları ile iç içe olabileceğimiz de asla unutulmamalıdır. Tarih sahnesi, tarihin akışının doğru yerinde duranlar içindir.

Bizler bir sivil toplum örgütü, Vakıf camiası olarak, sosyal olayları izahtaki bakış açımızı bu SİYASAL olaya da aynı dinamik ölçülerle, aynı tarihi ölçekte bakmak ve çözümler üretmek, çareler bulmak, teklifler yapmak ve kamuoyunu dosdoğru bilgilendirmek sorumluluğunu müdrik durumdayız.

Öncelikle şu tarihi hakikati de hatırlayalım!

Sanki 16 Nisan referandumu arifesinde tarih tekerrür ediyor gibi, Sultan II. Abdülhamit döneminin o çok sancılı ve sıkıntılı şartlarında, ‘İttihat Terakki Cemiyeti’nin genç müntesiplerinin iktidar hırsı ile içerden ‘Komitacılarla’, dışardan ‘Düveli Muazzama’ ile ittifak halinde iç darbe hazırlıkları yaparlarken, Mehmet Akifler ve Said Nursiler gibi vatan, millet ve din kahramanlarının da ittihatçı grup içinde saf tutarak II. Abdülhamit karşıtı olarak tarih sahnesinde yer almışlardı.

Neticeten, 1908 darbesi ile ittihatçı genç subay kadroları İKTİDAR oldular. Ancak İMPARATORLUK Birinci Cihan Harbine bir oldubitti ile sokuldu ve on sene içinde param parça olarak ‘Anasır-ı İSLAM’ olan TÜRK milletine, ANADOLU yarım adasının topraklarını işgal ederek (çok gördüler) ve ŞARK meselesini gerçekleştirmek istediler, ancak başarılı olamadılar.

ŞARKİYATCI derin yapılar, bundan böyle de asla başarılı olamayacaklar ve necip milletimizin çelikleşmiş iradesi ile ilânihaye bertaraf olmaya muhatap olacaklardır.

Böylesine hayati, tarihi tespiti yaptıktan sonra 16 Nisan referandumunun DÜNYA gündeminde neden bu denli yer aldığının, yaşamakta olduğumuz SİYASİ sürecin tüm BOYUTLARI ile ortaya koymaya çalışalım istiyoruz.

               I.     Söylem ve Eylem Boyutu:

YERELDE seçim atmosferine giren tüm ülkelerde hem iktidar ve hem de muhalefet partileri, kendi SEÇMENLERİNİ etkileme, kazançlı çıkmak için daima POPİLİST davranırlar, hamaset yaparlar, bol keseden atıp tutarlar, vaatler yaparlar, meydan okurlar, suçlama ve karalama kampanyası da yapabilirler. Bu safha işin piar ve algı boyutudur.

İşin EYLEM boyutuna geldiğimizde ise, tüm ŞER ve İHANET odakları, küresel GÜÇLER tarafından harekete geçirilerek korunur ve kollanırlar ve de sahaya sürülerek tahrik ve sabotajlar söz konusu olabilir. Aşırı sevgi ve nefret o kadar gözleri kör eder ki, gaflet ihanet ve dalalet adeta kol gezer.

             II.     Rekabet Boyutu:

BÖLGESEL coğrafyalar ortak kader biçtiği gibi, ortak REKABET alanları da oluştururlar. Seçimlerde güçlü iktidarların iş başına gelmemesi için dost gözüken komşularımız ve ittifak halinde olduğumuz düşmanlık gösteren rakip ülkeler, her daim marazi siyasi hareketleri, ya da kendilerine bağımlı siyasal hareketleri destekleme temayülü göstermişlerdir.

           III.     Küresel Sistem Boyutu:

ULUSLARARASI sistemin başat aktörleri kendi hükümranlık alanlarında “yeni KUVVET merkezlerinin” de oluşmasını asla istemezler. Çünkü onlar dünyayı kendi aralarında nüfuz bölgelerine ayırmışlar, üzerlerinde anlaşmalar yapmışlar, bir düzen oluşturmuşlar, kurumlarını da buna göre inşa etmişlerdir. Sahnede sadece düzeni koruyup kollamak için tiyatro oynamak kalmaktadır. Oynanan bu kanlı, canlı, vahşi tiyatrolar ise daima ötekileştirdikleri, düşman oldukları ülkeler ve insanlar üzerinde sahnelenmektedir. Tıpkı eski Roma’da ARENALARDA gladyatörlerin ölümüne, aslanlara av yapıldıkları gibi.

16 Nisan Referandumunun yerel, bölgesel ve küresel ölçekte üç boyutuna dikkat çektikten sonra, şunu da hatırdan çıkarmamak gerekir ki; hiçbir YÖNETİM modeli ne tam mükemmeldir, ne de tabu ve kutsanmıştır. Evrensel ilkeleri olmasına rağmen uygulamaları yerel karakter taşırlar. Milletlerin tarihi geleneklerine ve sosyolojik ihtiyaçlarına göre anayasal kurallarla tanzim edilmiş, milli iradeye ve seçim esasına dayalı sistem modelleridir ki, taklit edilmez ve sipariş verilmez yerel karakter taşırlar. Bu nedenle değiştirilemez değildirler, değiştirilebilirler.

Tüm eleştirilerimizi kayıtlı tutarak, 15 yıllık bir iktidarın doğruları ve yanlışları, muhalefetin çözümsüzlükleri ve körlükleri, şer ve ihanet odaklarının sahnede rol almaları üzerinden REFERANDUMA odaklandığımızda; aşırı sevgi ve nefreti bir kenara bırakarak, ötekileştirmeleri kamplaşmaları ve kutuplaşmaları da dikkate alarak, EVET ve HAYIR neticesinin ÜLKEYE ne kazandıracağını, ya da ne kaybettireceğini, sağduyu ve soğukkanlılıkla ortaya koymak durumundayız. Elbette ki bu çok zor bir şeydir. Ancak çok hayati bir davranış ve kaçınılmaz bir SORUMLULUKTUR.

15 TEMMUZ kalkışmasından buyana Devletin tüm kurum, kurullar ve kadrolarının hallaç pamuğu gibi savrulduğu, ekonominin durgunluk dönemine girdiği, Merkez Bankası döviz rezervlerimizin azaldığı, etrafımızda ATEŞ çemberinin yakıldığı, içerde GERİLİM stratejisinin, dışarıda KUŞATILMA stratejisinin uygulanmaya çalışıldığı bir dönemde, yeniden İNŞA anlamına gelecek olan ‘yeni YÖNETİM modeli’ için MİLLET olarak SANDIKLARA gidip OY kullanacağız.

OY kullanmak hem bir vatandaşlık hakkı, hem ülke ve milletin geleceğinin tayini ve hem de ülke yönetiminin anayasal kurallarının ve kurumsal yapılarının yeniden tayini anlamına gelmektedir.

İSLAM ülkelerinin terör ve iç savaşlarla kan gölüne çevrildiği, enerji, su, verimli topraklar ve stratejik madenler üzerinden yeni sömürge HARİTALARININ çizildiği ve kanton devletçiklerinin oluşturulmak istendiği bir süreçte, TÜRKİYE içerden ve de dışarıdan sıkıştırılarak siyasi KAOS ve ekonomik KRİZ ortamlarına sürüklenmek istenmektedir.

Elbette ki, ÜLKEMİZİN bu sıkıştırılmışlığı, başta DEVLET aklını, İKTİDAR sorumluluğunu temel almak kayıt ve şartı ile EVET ile mi aşmak daha isabetli olacak, yoksa HAYIR ile mı aşmak daha isabetli olacaktır? TÜRK milleti olarak buna karar vermiş olacağız. Hangisinin MALİYETİNİN daha ağır olduğunu hangisinin daha hafif bir BEDEL ile atlatılacağını öngörmek durumundayız.

EMANET ve UMUT yüklü bu toprakların insanları, her daim ALTERNATİF çözümler üretmeyi, her kriz ve kaostan fırsatlar türetmeyi, varlık ve beka davasını da dikkate alarak her daim ülkesini ZAFERLERLE taçlandırmayı bilecek basiret ve feraset gösterebilmiştir. Buna inancımız tamdır.

MAZLUM dünyanın umudu olan bu necip milletin “Medeniyet İdeali” doğrultusunda HAK, ADALET ve HÜR irade arayışı daha da hızlanacak, DEVLET-İ EBED MÜDDET kılacak sağlamlıkta kuralları, kurumları ve kadroları ile yeniden inşa edebilecek, ülkeyi mamur ve müreffeh yapacak, MİLLETİ saadetli kılabilecektir, buna da imanımız tamdır.

16 Nisan referandumunun BATI ülkeleri ve ŞER odakları tarafından akamete uğratılması için sarf ettikleri çaba beyhude bir çaba olacaktır. Hâlihazırda hem piyasalar ve hem de batı dünyası, referandum sonuçlarını satın almış durumda sakin gözüküyorlar.

Bu Referandumun milletimiz ve bölgemiz için hayırlara vesile olmasını Yüce RABBİMİZDEN dua ve niyazda bulunuyor, Aziz milletimizin bahtı açık, baht yıldızı parlak olsun istiyor, Ülkemizin kazanılmış mevzilerden geri gitmesine de gönlümüzün razı gelmediğini tüm kamuoyuna deklare ediyoruz.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 12.04.2017 - 11:08 -641-
Bu sayfayı paylaşın :