+A A -A

Nereden Nereye?

-A A +A

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun çökertilmesinden sonra Misak-ı Milli hudutları içerisinde kurulan devletimiz batı normları kültür ve medeniyet anlayışı üzerine inşa edildi. Kendi dini, milli prensiplerimizden kaynaklanmayan inanç ve yaşam tarzlarımıza aykırı bir anlayışla temelleri atıldı. Kendi öz değerlerimize adeta savaş açıl. Bu savaşta milletimizi millet yapan dinahlaki ve kültürel değerlerimiz neredeyse imha edildi. Kendi ülkemizde, kendi insanlarımız esir konumuna düşürüldü. Milyonlarca örneklerle hafızalara kazınan köleleştirmenin acı hatıralarını toplumun bütün kesimleri yaşadı. Ben de bu milletin bir evladı olarak yaşadığım acı hatıralardan ikisini nakletmek istiyorum.

Bu ibret verici olaylardan ilki şu şekilde cereyan etti. Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nü 1967’de bitirdim. Kura ile Yozgat İmam Hatip Okulu’na atandım. O yıllarda öğretmenlerin bir araya gelip toplandıkları, ülke ve millet davalarını birarada değerlendirdikleri ’’Öğretmenler Birliği’’ vardı. Buraya gelen öğretmenlerle Türkiye’nin geleceğine yön verme konularında ayrılığa düşüyorduk. Bir kısım öğretmenler mevcut gayri milli devlet yapılanmasının savunucusu, hatta bazıları da o gün için revaçta olan maksist leninist sistemin amansız savunucusu idiler. Buna karşılık bizde kendi milli ve manevi değerlerimizi ön planda tutarak, memleket ve millet meselelerimizi rahatça konuşabilmemiz için aynı idealleri benimsemiş ve özümsemiş öğretmenlerin girip çıkabileceği bir dernek kuralım dedik.’’Milliyetçi Öğretmenler Dernğini kurduk. 

Bu kuruluşumuzdan, milletimizin öz değerlerine yabancı-düşman kişi ve kurumlar rahatsız oldu. Hakkımızda  “Siz devrimlere, batı kültür ve ideallerimize karşısınız” propagandası yapılmaya başlandı. O gün Adalet Partisi tek başına iktidarda idi. Başbakan Süleyman Demirel, Milli Eğitim Bakanı Prof. Orhan Oğuz idi. Sözde milletin değerlerine sahip çıkan bir partinin iktidarda olduğu bir dönemde hakkımızda  soruşturma açıldı. Milliyetçi Öğretmenler Derneği’nin kurucusu olan ben ve diğer üç öğretmen arkadaşım için Milli Eğitim Bakanı’nın yaptırdığı soruşturmada aşağıdaki iddialarla suçlandık. Ceza olarak her birimizin doğu illerine sürülmesine karar verildi. Suçlamaların maddeleri şunlardı:

  1. Adı geçen öğretmenler laiklik karşıtıdırlar.

  2. Nurcudurlar.

  3. Şeriatçıdırlar.

Ceza olarak ise; "Bu dört öğretmenin bundan sonra İmam Hatip Okulları’nda öğretmenlik yapmaları tehlikeli ve sakıncalıdır", dendi 

Bu nedenle ben Muş Lisesine, din dersi öğretmeni olarak atandım. Diğer üç öğretmen arkadaşım da Türkiye’nin başka yerlerine sürüldüler.  

Bunun üzerine Yozgat İmam Hatip okulu öğrencileri, “ derslere girmeyeceğiz” diye karar aldılar ve derslere girmediker. 

Yozgat halkı da  bu zalimlik ve haksızlığın farkına vardı. Veliler de halkla beraber valilik ve Milli Eğitim nezlinde protestolarını yaptılar. Bizler sürüldüğümüz yerlere gittik. Göreve başladık. Halkın baskısına dayanamayan bakanlık yeni müfettiş görevlendirerek raporda bir değişiklik yaptı. “Adı geçen dört öğtretmen Yozgat İmam Hatip Okulu’nun dışında istedikleri yerde, istedikleri İmam Hatip ve diğer okullarda öğretmenlik yapabilirler” dendi.

İkinci anlatacağım olay: askerlik dönüşü mecburi hizmetten dolayı Van Atatürk Lisesi’ne din dersi öğretmeni olarak 1971de atanmıştım.  Van’da öğretmenliğime devam ederken 1973 yılında Van Müftülüğü Van’ın kurtuluş yıl dönümü olan 2 Eylül nedeniyle, cuma günü camilerde İmam Hatip Okulu’nun da görev almasını ve Van’ın kurtuluşunu birlikte kutlamayı planlamıştı. İmam Hatip Okulu müdürü ve diğer meslek dersi öğretmenleri tüm camilerde görevlendirilmişti. Bana da Van merkez camiinde günün önemi ile ilgili bir hutbe okuma görevi verildi. Müftülüğün bu kararı Van’da duyulunca halkın bazı kesimleri arasında ”İmam Hatip Okulu öğretmen ve öğrencileri, şeriat propagandası yapacak, engellenmeleri gerekir” diye söylentiler kulağımıza kadar geldi. Fakat namazdan önce vaaz ve hutbe vermemizle ilgili bize herhangi bir resmi uyarıda bulunulmadı. Cuma vakti geldiğinde İmam Hatip Okulu müdürü, görev yerine getirilmiş olsun  diye vaaz kürsüsüne çıktı, birkaç cümle söyleyerek ezanın okunmasından yarım saat önce kürsüden indi. Ben ise merkez camiinde Cuma için  Hazırladığım Van’ın kurtuluşuyla ilgili hutbemi okudum. Cemaat hutbeyi can kulağıyla dinledi. 

Öğrendiğime göre İmam Hatip Okul müdürü merhum İzzettin KARABAŞ, ”Ali Hoca ile birlikte tutuklanacağız” endişesiyle camiyi terk etmiş. Cuma namazını tamamladıktan hemen sonra cami çıkışında birileri “hocam savcılık sizi bekliyor” dedi. Ben de adliyeye vararak kendimi tanıttım. Savcı bey “siz camide şeriat propagandası yapmışsınız, hakkınızda şikayet var” dedi. Ben de kendisine “Camide bin beş yüz-iki bin namaz kılan cemaat vardı. Hutbemi dinlediler. Bunların içinde benim şeriat propagandası yaptığımı söyleyen birileri var mı? Soruşturunuz.” dedim ve ayrıldım.Demek ki ben daha vaaz vermeden hutbeye çıkmadan birileri savcılığa suç duyurusunda bulunmuş.

İşte bizzat benim ve benim gibi vatan evlatlarının yaşadığı ve karşılaştığı baskılar ve zulümlerin yaşandığı Türkiye'mizin tarihi gerçekleri bunlar. Ve daha niceleri...  Camide ermeni zulmünden bahsetmenin, ülkemizin düşman işgalinden kurtuluşunu anlatmanın bile kaygı uyandırdığı bir Türkiye... Bu olaylar ve benzerleri, üzerinde durulmaya, düşünülmeye değer acı tarihi gerçeklerimiz!  

2015 yılında ise; milli, dini değerlere saygı duymanın, onların savunulmasının devletin en yetkili ağızlarından yapılabildiği  yeni bir Türkiye.

Avrupanın ve gelişmiş ülkelerin bir türlü içinden çıkamadığı, bizim de yaşamakta olduğumuz sorunları kendi milli manevi değerlerine sarılarak aşmak isteyen  yeni bir Türkiye. Kendi sorunlarını aşmada müslüman ülkelere örnek ve yardımcı olan yeni bir Türkiye.

Onlarla kültürel ekonomik işbirliğini geliştirip dünyadaki zulümlere dur demeye çalışan  yeni bir Türkiye.

İşte bu ve buna benzer birçok nedenden dolayı önü kesilmek, ilişkileri bozulmak, yalnızlaştırılmak istenen  yeni bir Türkiye. Tüm bunları iyi düşünelim. Birliğimize ve dirliğimize sahip çıkalım. İçeride ve dışarıdaki düşmanların ayak oyunlarına gelmeyelim. Yıllardır horlanmış, ikinci sınıf vatandaş olarak görülmüş, bu ülkenin milli manevi değerlerine samimiyetle bağlı idarecilerimizin bu günlere gelmemizdeki üstün gayretlerini görmemiz ve haklarını teslim etmemiz lazım. Yeryüzünde Hakkın hakim olmasına kadar hakkın yanında, zalimin de karşısında olmaya devam etmeleiyiz. Ki dünyada zulüm azalsın, zalimin gücü kırılsın.  

  Ülkemizi o günlerden bu günlere kimler getirdi? İyi düşünelim...

Ali Kerrar ULU

 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 27.10.2015 - 08:23 -909-
Bu sayfayı paylaşın :