+A A -A

Şair-Yazar Mustafa Yıldız İle Röportaj

-A A +A

1.Vahiy ve Risalet anlayışı nedir? Bu anlayışı ifade ederken ne demek istiyorsunuz?

Çok fazla derine dalmadan önce Vahiy ve Risalet kavramlarına açıklık getirelim.

İnsanoğlu ruh, akıl, beş duyu, vicdan, duygu ve düşünce gibi yeteneklerle donatılmış olmasına rağmen hayat ve kâinatı tam olarak anlama, algılama ve anlamlandırmada gücünde değildir. Mesela neyin iyi, neyin kötü, neyin faydalı ve neyin zararlı olduğunu ve sonuçları itibariyle ne olacağını önceden kestiremez. Tecrübe ve bilgisi ile bazı olayların sebep ve sonuçlarını kavrasa da pek çok temel sorunun cevabını veremez.

Dünyaya niye geldi, neden istemediği halde ölüyor? Öldükten sonra ne oluyor? Gibi akıl ve bilgi ile cevaplayamadığı birçok soru var.  Rahmetli Necip Fazıl’ın dediği gibi:

“Niçin küçülüyor eşya uzakta?

Gözsüz görüyorum rüyada. Nasıl?

Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?

Sonum varmış; onu öğrensem, asıl…”

Bu ve buna benzer soruları, insanoğlu kendi donanımı ile cevaplayamaz. 

Bir bilgisayar, kendisinin nasıl ve ne için yapıldığını; bir uçak, kendisinin nasıl ve ne için yapıldığını bilemediği gibi.

Kim bilir? Elbette onu yapan usta bilir.

Bunun gibi hayat, ölüm, kâinat ve hadisatın neden ve niçin yaratıldığını yaratıcı yüce kudret bilir.

İnsanoğlunun temel sorularına cevap veren, vahiydir. Her ne kadar felsefe de buna cevap vermeye çalışmışsa da felsefe, sadece akla dayandığından aklın, sınırlı bir bilgiye sahip olması nedeniyle doğru cevaplama imkânı bulamamıştır. Zira bu soruların doğru cevapları, sınırsız bilgi ve kudret sahibi tarafından verilir. Bu ise Yaradan’ın insanoğluna merhametinin eseridir. Çünkü O, Rahman ve Rahiymdir.

İnsanoğlunun karanlıkta yürüme yetenekleri varsa da yolunu aydınlatan bir ışık, onu uçurumlara düşmekten kurtarır.

İşte Vahiy, Yüce Yaradan’ın insanoğluna gönderdiği bir nur, bir ışık, bir hidayet rehberidir ki, bu da İlahî kitaplar ve onların icmali olan Kuran-ı Kerim’dir.

Hayata nizamât veren bu kitap, bir kandildir. O kandili elinde tutan ve yol gösteren bir klavuz vardır ki o da Peygamberdir.

Peygamberler, yaşadıkları toplumda rol model insanlardır. Daima toplumlarını felaket çukurlarına düşmekten muhafaza etmeye çalışmışlardır. İnsanlığın en son rol modeli (üsve-i Hasenesi) Hz. Muhammed’dir.(s.a.s.)

Risalet denince “elçilik” yani Allah elçiliği anlaşılır ki bu peygamberlik makamıdır.

Geniş anlamıyla bütün peygamberleri ifade etse de özel anlamıyla son peygamber Hz. Muhammed’in elçiliği anlaşılır.

İnsan bir çırak ise Peygamber onun ustasıdır. Bir marangoz ustası, bütün âlet ve edevâtı çırağa vermekle onu usta haline getiremez. Ona meslekle ilgili bilgi ve uygulamaları öğrettikten sonra işin sorumluluğunu ona bırakır.

Risalet, Peygamberin yol göstermesi, uygulamaları ve önerileridir. Bunları bilmeden ve uygulamadan Yaradan’ın muradını anlamak ve uygulamak imkânını bulamayız.

1.     Dinamik tahlil metodu nedir? Bu metodu kullanarak ülkemiz, Ortadoğu, İslam dünyasında yaşanan olayları nasıl tahlil edebiliriz?

Dinamik tahlil metodu Mücadele Birliği günlerimizde çokça kullandığımız bir kavramdı. Toplumsal olayları sosyolojik olarak incelerken özne ve nesnenin (fail ve mef’ûlün) ideolojisi ( niyeti, amaçı, hedefi, metodu ve stratejisi) hakkında bilgi sahibi olarak tahlil eden metoddur.

Şeytan, yer altı terör örgütleri, hırsızlık şebekeleri, istihbarat servisleri gizli düşmanlardır.  Bununla birlikte aleni (açıktan) düşmanlar da vardır.

Düşmana, onun silahıyla ( mücadele tarz ve teknikleri ile) mukabele etmek, onun anladığı dilden konuşmak, ona karşı başarılı olmanın şartıdır.

Bunu biraz açalım:

ABD (isterseniz buna BATI deyin) kendilerinin, Tanrı tarafından yeryüzünün jandarması olarak yaratıldığına inanıyorlar. Bu beyaz ırk, Muharref Tevrat’tan mülhem olan dünya görüşlerine göre  (İsa’yı Tanrının oğlu yaptıkları gibi) kendilerini de Tanrının oğulları olarak görüyorlar. Bunlara göre yeryüzündeki milyarlarca insan onlara kul köle olmak için yaratılmışlardır. Bunlara en küçük bir merhamet gösterilmesi dahi yanlıştır. Sadece kendilerine hizmetçi oldukları sürece kısmî yaşama hakkı tanınabilir. İtaatsiz olanların cezası ülkelerinin harap olması, yurtlarının cehenneme çevrilmesi, cesetlerinin kan ve ateş içine atılmasıdır. Milyonlarca canın, ailenin, kadın ve çoluk çocuğun yaşama hayallerinden koparılıp acı, işkence, gariplik ve yurtsuzluk içinde kalmaları, onların hiç ama hiç umurunda değildir.

Onlar, bu inanç ve hedefte oldukları sürece, bunlardan gerçek manada dostluk beklenmez. Kuran bize bunu “Sen onların milletine (dinine) tabi olmadıkça (değişerek onlardan olmadıkça) onlar senden asla razı olmazlar” diye bildirmektedir..

Durum bu olunca düşmanların seninle ilgili planlarının ne olabileceğini bilmen gerekiyor. Aksi halde ihanete uğrarsın. Bu da düşmanı iyi tanımakla olur. İşte dinamik tahlil metodu budur. Bu tahlil metodu hayatın değişken süreçleri içinde kendisini dinamik olarak da günceller.

Bu anlamda söylenmiş hikmetli atasözleri vardır:

Yılanla yatılmaz, ayıyla aynı çuvala girilmez, Sü (asker) uyur düşman uyumaz, düşmanın karınca da olsa belini kaim tut, düşmanını bilmeyen (tanımayan) kendini ondan koruyamaz… Gibi.

Kanûnî Sultan Süleyman’ın “Hazır ol cenge; eğer ister isen sulh û salâh” sözü, düşmana karşı en güçlü şekilde savunmanın, huzur ve sükûn medeniyetinin temeli olduğunu göstermektedir.

Ülkemiz, Ortadoğu ve İslam dünyasındaki olayları bu şekilde tahlil etmek gerektir.

Bunu teknik ve stratejik anlamda yapılandırma işi devletin en önemli görevlerindendir.

Düşman, amaçlarından vazgeçmese bile saldırılarını minimize etmedikçe ve onu savunma konumuna itmedikçe rahat uyuma yoktur.

Hedefimiz  bu olmadıkça dünya üzerinde huzur ve  barıştan, başarıdan bahsetmek mümkün değildir.

Unutmayalım ki, hayalleri olmayanların, gerçeği de gerçeği de hayal olur.

3.     Medeniyet Tasavvuru nedir? Medeniyet kavramı ekseninde neleri tasavvur etmeliyiz?

Medeniyet Tasavvuru, evrensel bir hedeftir. Dünyanın bir ümran evi haline gelmesinin adıdır medeniyet.

İnsanın cennetten çıkarılıp yeryüzünün halifesi yapılmasındaki amaç, yeryüzünü cennet misali yapmaktır. Yani onu, en rahat ve güzel yaşanabilecek bir yurt haline getirmektir. Zira “halife” kelimesindeki anlam budur.

İlk insandan günümüze kadar süregelen insan çabası, medeniyetler düzeyine yükselmiştir. Çeşitli medeniyetler kurulmuştur. Kimi tamamen yok olmuş, kimi de halen hayatiyetini sürdürmektedir.

Milletler, devletler ve kişiler ölür. Medeniyetlerin binlerce yılık çok uzun ömürleri vardır. Belli medeniyet havzasında nice milletler, devletler gelip geçer. Fakat o medeniyet hepsine ev sahipliği yapar.

Büyük İslam medeniyetinin, Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı devlet ve milletlerine ev sahipliği yaptığı gibi.

Medeniyet, kodları itibariyle aynı olan yaşam biçimlerini içine aldığı gibi bu temeller üzerinde yaşayan farklı kültür ve yaşama biçimlerini de ihtiva eder. Yani farklı toplumların yaşama biçimi olan kültürler, bir medeniyet havzasında yeşerebilirler.

Medeniyet genel bir tanımlama ile  “ İnsanoğlunun çıplak bedeni ile çıplak tabiat arasına koyduğu her türlü maddi, manevi kişisel, toplumsal ve kurumsal varlıkların toplamıdır” diyebiliriz.

Bugün yeryüzünde yaşayan Çin-Hind Doğu Medeniyeti, Yahudi Roma Grek menşeli Batı Medeniyeti ve yeniden inşa ve diriliş çabasındaki İslam Medeniyeti gibi medeniyetlerden bahsetmek mümkündür.

İslam Medeniyeti dışındaki medeniyetlerin, insanlığa getirebildiği bir kurtuluş olmamıştır. Dünyamızı derin buhran ve acılara gark eden bu medeniyetlerdir.

Bir medeniyeti yeniden inşa etmek için onun köklerine yeni filizler aşılamak suretiyle olur. Tıpkı bilerce yıllık bir ağaca yeni filizler aşılamak gibi.

Bir medeniyetin ömrü binlerce yıla baliğ olduğuna göre kökten yeni bir medeniyet inşa etmeye ne bir toplumun ne bir devletin ömrü yeter. Bu nedenle medeniyet, insan iradesinin dışında, külli iradenin takdirine bağlıdır. İnsan o medeniyete dehalet edebilir.

Medeniyet tasavvuru demek, medeniyet hayali ve tanımlaması demektir. Biz, İslam medeniyetinin tökezleme sürecinden sonra yeniden ayağa kalkış emarelerini görüyor ve hissediyoruz. Ancak bunun bir doğum sancısı olması nedeniyle acısız olmayacaktır. Gelecek nesillerin daha müreffeh ve daha insanî bir hayat yaşamaları için göstereceğimiz çabalar, ölüm sonrası hayatımızın mutluluk yapı taşları olacağına inanıyoruz.

Yukarıda ifade edildiği gibi medeniyetin köküne yeni filizler aşılamak gerekmektedir. Bu kendiliğinden olmaz. Medeniyet inşa kaygısını taşıyan herkes bu bahçede filiz aşılama görevi için seferber olmalıdır.

Anadolu Vakfı’mızın başlattığı medeniyet inşası, aynı inanç ve idealde olan kişi, topluluk ve kurumların da benzer çabaları sonunda küçük ırmakların birleşerek büyük nehirler halinde insanlık denizini beslemeye başlamasıyla gerçekleşecektir. Bu da nesillerimizin doğduğu günden itibaren medeniyetimizin iksiriyle beslenmesiyle olur. Yani, inanç, ideal ve yaşam biçimi olarak kendi medeniyetimizin kodları ile yetişen nesillerin hayat sürdüğü bir çağ olacaktır.

Tasavvur ettiğimiz medeniyet, insanların zülüm, haksızlık, acı ve endişeden; açlık ve sefaletten uzak olarak barış, adalet ve mutluluk içinde cennet misali bir hayat yaşamalarıdır.

4.     Medeniyetimizin yeniden inşası düşüncesini nasıl anlamalıyız? Bu düşüncenin hayat bulması bizlere ne gibi sorumluluklar yüklemektedir?

Bu sorunuzun cevabı büyük ölçüde 3. Sorunuza verdiğim cevaplar içinde ifade edildi. Ancak Anadolu Vakfı’nın ülkemizin ve ümmetin buhranlar içinde yaşadığı ve medeniyet havzamızın kan ağladığı bir zamanda vahiy ve risalet çizgisinde “medeniyetimizin inşası” çalışmalarına start vermesi, büyük bir umuttur. Bu kıvılcımın millet ve ümmet çapında ruhlarımızın meşalelerini tutuşturmasını temenni ederim.

Bu mesajın ulaştığı her kimsenin, ulaşabildiği bütün insanlara ulaştırması,  inşanın temeline atılan dua ve tebliğ mahiyetindeki sorumluluk olduğuna inanıyoruz. Zira bir medeniyet banisiz olmaz. İslam medeniyetinin banileri başta Hz. Peygamber olmak üzere onun sahabeleri ve onları takip eden mücahit, şehit şüheda, ulema ve sulehadır. Biz onların izleyicileri olarak bir şeyler yapmazsak, büyük bir vebal ve sorumluluk içinde oluruz.  Allah katında bunun hesabını da veremeyiz.

Bu amaçla her türlü tebliğ ve irşad faaliyetleri yaparak vicdanları ve dimağları uyandırmalıyız. Aklınıza gelebilecek her türlü kültürel, sosyal, bilimsel, ekonomik ve siyasi etkinliklerle cehdimize cehd katmalıyız. “Bugün Allah için ne yaptın?” hikmetli sorusunu kendimize sorarak kalan ömrümüzü geleceğin medeniyet taşlarına harç yapmalıyız.

5.     Ortak akıl ve söylem birliği nedir? Ortak akıl ve söylem birliği oluşumu ne gibi çalışmalar yapmaktadır?

Kâinat bir düzen içinde hareket etmektedir. Bütün tabiat yasaları çokluk içinde birliği ifade etmektedir. Güneş, ay, gece, gündüz, mevsimler, doğum ve ölümler aynı orkestra içinde koro halinde tek bir ses çıkarıyorlar. Yani ilahi kudretin inşa ettiği düzenin içinde her şey birbiriyle uyum ve âhenk içinde yürüyor.

Bu bize neyi hatırlatıyor? Birlik ve  beraberlik.

Eylemde, söylemde birlik ve beraberlik.

Bütün dünyada okunan ezan, Kur’an, kılınan beş vakit namaz, inancımızın temel esasları, herkesi aynı noktada buluşturuyor. Demek ki bu eylem ve söylem birliği âdeta bize evrenin tabi olduğu şaşmaz nizamın kurallarını hatırlatıyor.

İşin felsefi ve bilimsel yanı bir tarafa olayı biraz daha kolay anlaşılacak hale getirelim:

Bir topluluktaki eylem ve söylem birliği, güneşin etrafında toplanan seyyareler gibi insanları etrafında toplama cazibesini kazanır. Parmakların birleşip yumruk olması, ırmakların birleşip büyük nehir halinde deryaya kavuşması gibi medeniyet inşasında lokomotif güç haline getirir..

Geçmişte siyasi ve kültürel mücadelemizin teşkilatı olan Mücadele Birliği’nde biz bunu başarmıştık. İlahi takdir bizi yeni bir başlangıç noktasına getirdi.

Şimdi toplumun en temel değeri olan din konusunda nasıl bir birlik sağlanacaktır? 

İlahi vahiy olan Kuran’ın lafzı değişmemiştir amma uçlardaki farklı yorumlar, Müslümanlar arasında fikir birliğine zarar veriyor; maddi manevi gücümüz zaafa uğruyor. Böyle olunca da düşmanlarımızın her türlü askeri, siyasi, ahlaki, kültürel ve ekonomik zulümlerine maruz kalıyor, kanayan medeniyet havzamızın insanları oluyoruz. Çünkü temelde anlaşamamışız.

Bu büyük sorun için samimi olarak çalışan insanlarımız ve kurumlarımız elbette vardır. Bunları takdir etmeden geçemem. Lakin Anadolu Vakfının AY YAYINLARI medeniyet serisi adıyla yayımladığı inanç ve itikadımızı en iyi şekilde realize eden kitapları, Kuran’ın ve sünnetin anlaşılmasında Anayolun gerçek yön levhaları gibidir.

Bu alanda yapılacak en iyi çalışma, kitaplarımızın bize sunduğu kuralları her düzeydeki insanımıza tanıtmak, okutmak, öğrenmek ve öğretmektir.

İnsanın kişiliği eğitim ve öğretimle şekillenir. En büyük eğitim, okumaktır.

Özellikle vakfımıza mensubiyeti ve muhabbeti olan kardeşlerimizin merak saikiyle başka kitaplara yönelmeden bunları hazmetmesi gerekir. Bir bakıma usuliddin mahiyetinde olan bu kitaplarımızı okuyacağımız bütün kitaplar için bir referans kaynağı yapabiliriz

6.     Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı’nın stratejik öncelikleri nedir? “  Eğitim, Yayın ve Teşkilatlanma” alanlarında hizmet üretme çabalarımız stratejik önceliklerimiz olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hareketimizin medeniyet inşasında belirlediği ve soru içinde de ifadesini bulan bugünkü en önemli faaliyetleri olan “EĞİTİM, YAYIN VE TEŞKİLATLANMA”  stratejik hedeflerine kilitlenmeliyiz.

Vakfımızın, bezer kardeş topluluklarla birlikte bütün toplumu ve ümmeti kucaklayan stratejik hedefleri olmalıdır. Bunu bir hayal gibi görebilirsiniz. Dedik ya, hayal edemeyenler, gerçeğe ulaşamazlar.

Kategori: 

1 yorum var.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 23.01.2018 - 12:21 -2,630-
Bu sayfayı paylaşın :