+A A -A

Siz bu yazıyı okurken ben çok uzaklarda olacağım

-A A +A

AnaHaberGazete’nin çok değerli okuyucuları. Uzun bir ara vermiştim yazılarıma. Son yazımı yazdığımda “böyle de makale mi olurmuş canım”, lütfen biraz ciddiyet”, hatta “nerden geldi bu kalas, bu kadar değerli yazarlar arasına” gibi söylenmeleriniz kulağıma çalınmıştı. 

Nezaketinizden bu sözleri yazıya döküp değişik mahlas isimlerle yorum kısmına yazmadığınızın da farkındayım yani. Eğriye eğri, doğruya doğru. Bu kadar ciddi, kaliteli, gündeme bu kadar hakim, değerli yazarların arasında ne işim var diye düşündüm. Ama sonradan aklıma düşen de mantıklı geldi. Sofraya oturuyorsunuz; çorbayı götürüyorsunuz. Ardından ana yemekler mesela ben musakkayı severim. Yanında da tereyağlı, arpa şehriyeli pirinç pilavı (hoş bunu en iyi yapan da eşimdir. Lakin kilo alırım endişesiyle yapmıyor), birde salata, ezme, haydari… ee doydunuz. Hemen kalkıyor musunuz sofradan. Tatlı yoksa elbette kalkarsınız. Ama varsa onsuz da olmaz. Oturur beklersiniz. Benim yazılarım işte o harika yemeklerden sonra gelen tatlı gibi. Bazen Sütlaç, bazen Kemalpaşa, bezen de Laz Böreği tatlısı. Her yazım başka bir tatlı kıvamında…
Tatlı olmadığı zaman duasını yapıp kalkarsınız yemekten. Olmaz değil, olur. Ama tatlı tamamlayıcıdır. Duasına da doyum olmaz.
Koskoca Ramazan ayını geçirdik. Oruç oruç yazılarımı okuyup ağzınızı bozmayın, orucunuz zedelenmesin diye yazılarıma Ramazan arası vermiştim.
Ramazan deyince bir hatırayı anlatmadan geçemeyeceğim.
10 veya 15 sene önce bir Ramazan günü sevdiğimiz bir tüccar arkadaşımız Adapazarı’ndan kalkıp Ankara’ya gelmişti. Yemek konusunda zevk sahibi ve boğazına da düşkün olan Mahmut Bey çevresinde Mahmut Hoca olarak saygı duyulan bir zat idi. Misafirimiz olduğu için iftarı da beraber yapmamız gerekiyordu. Ancak tekstil sanayicisi arkadaşımız Mehmet Bey bizi ve diğer sanayici dostlarını Kızılay’da bir lokantaya davet etmişti. Ona da söz verdiğimiz için gitmemek olmazdı. Kendisini arayıp Mahmut Hoca’dan bahsettik. Misafirimiz olduğundan dolayı birlikte gelip gelemeyeceğimizi sorduk. Mehmet Bey çok ısrarla misafirimizi de getirmemizi rica edince hep beraber iftar etmek üzere davete icabet ettik.

Lokanta; Sanayici Mehmet Bey’in daveti için biraz hafif, esnaf lokantası gibi bir yerdi. Ancak ne biz ne de misafirimiz burun kıvırmadan gayet nezaketli karşılandığımız lokantada yerimize oturup iftarı beklemeye başladık. Masalarımızda kişi başı hesaplanmış birer hurma, dilimlenmiş ve sepete konmuş ekmek, sürahi ile su hazır bekliyordu. Ezana yakın da çorbalarımız geldi. Ezan okundu, iftarımızı yaptık. Çorbalar bitti. Birer tabak kuru fasulye ve pilav servisi yapıldı. Yazın sıcağında oldukça uzun saatler süren günün ardından kuru fasulye ve pilavın aperatif olmadığını, ana yemekler olduğunu ardından gelen tulumba tatlısı ile anladık. Misafirimiz boğazına oldukça düşkün ve yemek konusunda çok hassas zevklere sahip olan Mahmut hoca olunca biraz mahcup olduk. Ama kendisi hiç renk vermeyip, hissesine düşen 2 adet tulumba tatlısını midesine indirmiş olarak huşu içinde bekliyordu. Davet sahibi sanayici Mehmet bey ayağa kalktı. Gür bir sesle:

-”Değerli dostlarım. Afiyet olsun. Aramızda Mahmut Hocamız var. Yemeğin duasını ondan bekliyoruz” dedi.
Mahmut Hoca herkesi başıyla selamlayıp ellerini kaldırdı:

-”Elhamdulillah. El Fatiha!” diyerek çok kısa bir dua yaptı. Sonra bize dönüp Mehmet Beyin de duyacağı bir ses tonuyla:

-”Hadi Ersoy kardeşim. Kalkalım da yemeğe gidelim. Karnımızı doyuralım”

Yani davetteki yemeklerden sonra gelen tatlı da tatlı. Ama, harika bir yazar kadrosunun muhteşem yazılarından sonra gelen Ersoy baba makalesi Süper lezzetli yemeklerden sonra servis edilen baklava, şöbiyet veya Laz Böreği Tatlısıdır. Kıymetimi bilin diye yazıyorum.
Ben böyle yazıyorum ama yazımın yolunu gözleyen Bi Ali Ay bey olduğunu da görüyorum. Hangi sokakta karşılaşsak hemen yazımı ne zaman yazacağımı soruyor. Sağolsun bu yazılarımı bu kadar sık yazmamdaki en büyük etkenlerden biri odur. Biri de İstanbul’dan Sadık bey. Her ikisine de selam ve sevgilerimi gönderiyorum buradan. Biri sözle, biri de yazarak beni onurlandırıyorlar.

Gelelim yazımın başlığındaki konuya;

“Siz bu yazıyı okurken ben çok uzaklarda olacağım.”
Arkadaşlar aradı. “Ersoy senin Adana uçak biletini alacağız. TC kimlik numaran lazım” dediler.
-“Hayırdır? Adana nereden çıktı? En son 22 sene önce gitmiştim. O da Mersin’e geçerken lastiğe hava vurmak için benzinlik aradığımda.”

-“Kebap yiyecez dönecez” dediler.

-“Akşama döneriz inşallah. Çünkü yarın oy kullanmam gerekiyor. Oyların %50’si ana yemek. + 1’i de benim oyum. Yani yemek sonrası gelen tatlı… Ben olmadan olmaz…”

Ersoy Baba
babaersoy@yahoo.com
 

2 Yorum var.

Ersoy kardeşim merakla heyacanla ne diyeceğini olağan üstü şekilde merak edip yazını bit çırpıda okuyuverdim. Döndüm bir daha okudum döndüm bir daha bu şefe yavaş yavaş sindir sindire .. ve yine merakla acaba yazının sonunda ne var ne olacak dedim. Ve sonunda karar verdim. Söylenmesi gerekenler söylenmemiş yarim kalmış arkası yarın tadında bir yazı olduğuna karar verdi... en derin selam sevgi ve muabetlerimle Okuduğunu anlamayan ismet taş

Sevgili İsmet Kardeşim. Bu yazıyı yazarken okudum. Sonra tekrar yazmaya devam ettim. Sonra imla hatası var mı diye okudum. Sonra "abuk subuk bi kelime girmiş olabilir miyim" diye bi daha okudum. Sonra Okuyucu bu yazıdan bir zevk alır mı diye bi daha okudum. Sonra yayına girince bi daha göz atıp okudum. Siz yorum yazınca "Allahallah" deyip tekrar okudum. Ben de bişey anlamadım. Sen altı üstü 3 kere okumuşsun. Kolay anlaşılır bişey olsa ben anlardım zaten. Boşver de bi öğlen seninle kebap yiyelim uygun bi yerde. Orda ben sana yazımda gizlediğim ana temayı açıklar anlatırım...

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 23.06.2018 - 11:20 -997-
Bu sayfayı paylaşın :