+A A -A

Suriye Politikamız Çelişkili Mi?

-A A +A

2011 Yılı Bahar aylarında Suriye’de barışçı gösterilerin, Esed’in ordusunun halka ateş   açmasıyla başlayan Suriye iç savaşından önce AK Parti Hükümetleriyle Esed rejimi arasındaki ilişkiler çok iyi görünüyordu. Bu bir gerçek miydi yoksa bir yanılsama mı?

Bence bir yanılsama idi. Hani eski bir söz vardır. “Sende bu evlat acısı bende de bu kuyruk acısı varken” diye. Tarihi, coğrafi ve sosyolojik gerçekler ışığında Suriye diye bir devletin varoluş temeli yoktur.1 Dünya savaşı sonrası şartlarında Bölge emperyalistler tarafından paylaşılırken Fransa’nın etki alanına bırakıldığından dolayı çizilmiş sun’i hatlardan ibarettir.  Suriye’nin tarihi arka planının aslı “Bilad-ı Şam“ dır. Bu günkü Lübnan, Ürdün, Filistin’i (İsrail değil) içine alır. Tarih boyunca da Anadolu da hüküm süren güçlerin yönetiminde olmuştur.

Emevi ve Abbasi dönemlerinde Güneyden gelerek Bilad-ı Şam da hakimiyet kurulmuşsa da Anadolu’ya hakim olmadan bunun kalıcı ve güvenli olmayacağı anlaşıldığından daha Sahabe zamanından itibaren Bizans’a seferler düzenlenmiş hatta birkaç defa İstanbul kuşatılmıştır. Misak-ı Milli sınırlarımız şimdiki Suriye’nin, Afrin Halep, Rakka, Deyr-i Zor bölgeleri, Iraka doğru uzanmakta ve  Süleymaniye, Musul ve Kerkük’ü kapsamaktadır. Nitekim Cumhuriyet kurulduktan sonra Antakya sınırlarımıza katılmış fakat o dönemin şartları diğerlerinden sarf-ı nazar edilmek zorunda kalınmıştır. CB Erdoğan’ın Muhtarlar konuşmasında ifade ettiği gibi “sınırlarımızın dışında kalmış olması kalbimizden ve hafızamızdan dışarıda kalacağı anlamına gelmemektedir.”

Suriye’nin devlet olarak varlığını sürdürebilmesi, onu var eden emperyalistlerin desteğini mecbur kıldığı gibi içerde de Avrupa’dan ithal bir faşizmin Araplara uyarlanmış bir versiyonu “Ba’as” adıyla üretilmiş bir ideolojiye dayandırılmıştı. Bu laik ve ırkçı ideolojiyi çoğunluğu samimi dindar Sünni olan Suriyelilere taşıtamayacaklarından sistemi “Hristiyanlıkla amalgam edilmiş Şiiliğin bir versiyonu olan Nusayrilere” tevdi ettiler.

Antakya’nın Türkiye’ye geçmesini kan davasına dönüştüren baba Esad, Türkiye’ye düşmanlık edecek hiçbir fırsatı kaçırmamıştır. Nitekim 80 darbesinden sonra Türkiye’den kaçan APO ve PKK teröristlerine kucak açmış Beka’a vadisini onlara tahsis etmiştir. Bu cömertliği Kürt sevgisinden değil çünkü o dönemde Suriye’de Kürtler değil vatandaş, insan bile sayılmıyor, kimlik verilmiyor, hiçbir medeni insan hakları tanınmıyordu. Ta ki Suriye iç savaşı patlak verince sadece Türkiye’ye zarar versin diye Afrin’i PYD ye teslim edinceye kadar.

Şimdi bu tarihsel arka planı dikkate almadan “Efendim, Tayyip Erdoğan Esed le kuzu sarmasıydı. Ailece akşam oturmasına gidiyorlardı. Ne oldu da şimdi Düşman oldu?” diyenler bunda bir çelişki arayanlar sadece laf olsun torba dolsun kabilinden muhalefet ettiklerini sanıyorlar.  Türkiye’nin dostluklarının da, düşmanlıklarının da tarihi sosyolojik coğrafi arka planları vardır. Bir günde ortaya çıkmadığı gibi şıpın işi çözülecek de değildir. Ancak O dönemde Türkiye’nin ekonomisinin güçlendirilmesine ve hızlı kalkınmasına odaklanabilmesi amacıyla “Komşularla sıfır sorun” politikası uygulanmaktaydı. Bu politikanın başka bir nedeni de, mevcut sorunların kaynağının Türkiye olmadığını göstermekti. Bir taraftan da iç politikada bu sorunları sanki AK Parti Hükümetleri çıkarmış gibi muhalefet malzemesi olarak istismar eden çatlak seslere akort vermek içindi.

Bu sözümden AK Parti “sıfır sorun” politikasında samimi değildi anlamı çıkarılamaz. Gerçekten samimi olarak uğraş verildi. Köklü dış sorunlarımıza el atıldı. En azından AB de Üye adaylığı statüsü alabildik ama o kadar. Kıbrıs. Ege, Ermeni, Suriye Irak konularında gelişme sağlanamadı. Sorunların kökleri derinde sebepler ortadan kalkmadan sorunlar çözülmez. Biz hep sorunların çözümünü NATO AB ve ABD bağlamında aradık. Halbuki şimdi daha iyi görülüyor ki bu zeminler problemlere kuluçkalık yapıyorlar. Değil çözmek yüzümüze dost görünüp arkadan sorun kaynaklarını destekleyip besliyorlar.

PKK terörü en çok ne zaman azdı? Ne zaman Kandil’i mesken tuttular?  1. Körfez savaşı; 90 lı yılların ilk yarısında Irakta 36. Paralelin üstü uçuşa yasak bölge ilan edildi. Çekiç güç kendi bağrımızda (İncirlik) PKKya lojistik malzeme sağladı. ABD Apo yu Türkiye’ye teslim etti ama, karşılığında Kandil’i PKK ya tahsis etti, PKK’nın kontrolünü eline aldı. O dönemde Batı Çalışma Grubunun Başbakanı olan Ecevit saf saf soruyordu “Amerikalıların APO yu neden bize teslim ettiklerini bir türlü anlamadım.”

Sözün geldiği yer. Uluslararası arenada ne kadar güçlü isen o kadar haklısın. Sorunların çözümünü başka iradelerin himmetinden beklediğimiz sürece belimizi doğrultamayacağız. Bu ayaklarımızın gerçeğin zemininden havalanması anlamına gelmiyor. Ama elbette oyunu kuralına göre oynayacağız. Ama kural koyanların oyun ortasında kural değiştirmesine karşı kural koyabilecek güce erişmek esastır.

Bu Fırat Kalkanında böyle oldu. Afrin de de böyle oluyor. Menbiç te de böyle olacak .

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 09.02.2018 - 11:02 -1,185-
Bu sayfayı paylaşın :