Suudi Arabistan şaşırtmaya devam ediyor

-A A +A

Geçen hafta Suudi Arabistan daki gelişmeleri ele almış ve BOP projesinin yeni alt yüklenici olma rolünün verildiğini belirtmiştik. Bu hafta da giderek ısınan ve ilginç gelişmelere sahne olan iç politik gelişmeleri ele almayı düşünüyordum ki, Suudi Arabistan Müftüsü ve Ulema Heyeti Başkanı Abdülaziz Al-i Şeyh'in "İsrail'e karşı savaşmanın caiz olmadığını, Hamas'ın terör örgütü olduğunu ve Hizbullah'a karşı İsrail ordusuyla iş birliği yapılabileceği” yönündeki fetvası gündeme bomba gibi düştü. Suudi Arabistan'ın bölgedeki yeni politikasıyla ilgili gelişmeler bekleniyordu  ama bu kadar hızlısı en tecrübeli siyasal gözlemcileri bile şaşırtmış olmalı. Bu durumda bu konuya dair bir yazı daha yazmak gerekti.

Siyaseti dini amaçlar doğrultusunda kullanmak yani “siyaseti dine alet etmek” veya “dini siyasete alet etmek” ne derseniz deyin hepsi var. Toplumlarda din ve siyaset güç ve tahakküm kabiliyeti nisbetinde birbirini tarih boyunca kullanmıştır. Müftünün son çıkışı tarihin bu zengin repertuarına yeni bir sayfa ekledi.  Omurgasızlığın bu mertebesi, İslamın izzet ve mehabetini bu derece ayaklar altına alan onursuzluk görülmemiştir.

Böyle bir pası alan İsrailin siyonist Başbakanı Netenyahu golü 90 dan takmaz mı. Hemen Suudi Arabistan’a İranla ortak mücadele için işbirliği ve istihbarat paylaşımı teklif etti. Bu gelişmeler Türkiyenin hayrına değil. Çünkü Türkiyenin Suriye konusunda giderek daha fazla bir şekilde İran ve Rusya ile yakınlaşması ABD+YPG-PKK bloku karşısında yer alması giderek ABD nin  bölgedeki planlarını gerçekleştirmesini zora soktu. ABD bölgeyi kana bulayacak planlarını gerçekleştirebilecek çıkış noktasını Suudi Arabistanda buldu. Buna bir de Türkiyenin Rusya dan S-400 füzeleri alımını ekleyin. ABD nezdinde Türkiyenin cezalandırılmasını gerekli kıldı.

İsrail desteğindeki Suud ile İranın savaştırılması Türkiyenin de bir şekilde savaşın içine çekilmesine yol açabilecektir. Ortadoğuda yeni fay hatları yeni çatışma alanları yeni kan gölleri demektir. Bu durumda Rusya İran ve Türkiyenin bölgedeki işbirlikleri daha da önem kazanıyor. Bu hafta Erdoğan Ruhani ve Putin ile başbaşa görüşmeler yapacak. Satranç tahtasında ABD nin bu hamlesine karşılık nasıl bir hamle yapılacağının bu toplantıda belirleneceğini tahmin etmek zor değil.

Iran ve Rusya ile yapılan bu isbirliğinin konjonktürel planda kalması gerektiğini daha da derinleşip geri dönülmez bir ittifak düzeyine gelmemesine dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü bir taraftan Şii hilalinin tamamlanıp İranın Ortadoğuda Türkiye aleyhine tahakküm kurmasına alet olabiliriz. Bir taraftan da Rusyanın hala PKK yı terör örgütü saymadığını, Suriyenin geleceğinin kararlaştırılacağı Cenevre konferansına PYD nin de çağrılması konusunda ABD ile aniaşma yaptığını hiç aklımızdan çıkarmamalıyız.

Nihai tahlilde baktığımızda yalnızız. Bu yanlızlığımızı aşmanın yolu şimdilik konjonktürel ittifak ve işbirliklerinden geçmektedir. Kalıcı uzun vadeli stratejik ittifaklara dayali diş politika devri kapandı. Bu ittifaklar mensuplarına güvenli liman sağlasa da vesayet altında tutmanın da bir aracıdır. Maksimum milli çıkar için o an çıkarımıza hangisi en yakın ise onunla işbiriğini sürdürmek. Hükümetin Suriye politikaları konusundaki sıkışmışlığı ortaya çıkan bu İsrail Suudi Arabistan bloku vesilesiyle avantaja çevirebilmek hayli yüksek diplomatik bir supleks gerektiriyor.

Bakalım Erdoğan bu supleksi gösterebilecek ve dezavantajları avantajlara çevirebilecek mi? 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 17.11.2017 - 11:19 -646-
Bu sayfayı paylaşın :