Türkiye'nin Kuşatılmışlığı Üzerine Düşünceler ve Öneriler

-A A +A

 

Genelde gönül coğrafyamız, İslam Dünyasında, bölgesel anlamda iseOrta Doğu’da baş döndürücü bir gündemle karşı karşıyayız. Bir saldırı bitmeden diğeri başlatılıyor. Çok kısa zaman diliminde gelişen gündemi şöyle hatırlayalım.

  • ASTANA süreciyle başlayan Türkiye-Rusya-İran üçlüsünün devam ettirdiği, Soçi’de Deklarasyona dönüşen; Suriye’deki çatışmasızlıkların temini, soruna siyasi görüşmelerle çözüm arayışı ve ülke bütünlüğünü koruma iradesini ifade eden gelişme,
  • Barzani’nin İSRAİL dışında (ABD’nin el altından desteklediği) hiçbir ülkenin desteklemediği bağımsızlık REFARANDUM‘u Rusya’nın örtülü desteği, İRAN-IRAK-TÜRKİYE ittifakı ile referandumun neticelerinin bitişi ve ABD’nin Barzani’yi terk etmesinin sessiz ilanı,
  • Suudi Arabistan’ın önce ABD ile anlaşması, sonrasında 400 Milyarı bulan ticari anlaşmalar, Kral ve Prenslerin değişimi, hanedanlıkların 2 Trilyon Dolara varan mal varlıklarına el koyma, Selman’ın Krallığı, ILIMLI İSLAM’a geçiş beyanı, İsrail’e şartsız desteğin ilanı ve müftüden İsrail’le ilgili fetvası,
  • ABD’nin, YPG veya PYD’ye RAKKA’da DAEŞ ile savaş bahanesiyle 4 binden fazla tır ile silah desteği, Türkiye’nin; “Bir Terör örgütü diğer bir terör örgütüyle tasfiye edilemez, böyle stratejik ortaklık olmaz.” İtirazına rağmen PYD ile çalışmaya devam edeceğini açıklaması,
  • RAKKA ’da ABD’nin de PKK, PYD, DAEŞ ile anlaşması ve bir koridor açılarak DAEŞ militanlarının başka bölgelere nakli, ABD’nin AFRİN’e silah desteği.
  • Lübnan Başbakanı Hariri’nin, S. Arabistan’da iken istifası ve sonra ülkesine dönüşü ve Hizbullah restleşmesi,
  • ABD, Ambargo delme davasında sanık olan Sarraf’ın statüsünün (tehdit ve şantajla anlaşarak) Halk Bankası (Hakan Atilla) aleyhine tanık statüsü kazandırılarak, davanın Savcısı ve Hakimi şaibeli bir drama dönüştürülmüş, FETÖ yandaşlarının da gayretiyle yargı yoluyla Türkiye’yi mahkum etme gayreti,
  • İçerde ise Ana muhalefet partisinin Sarraf davası ile aynı tarihlere rastlayan bir takım belge iddiaları, sonrasında ABD büyükelçilik mensuplarının ajanlık iddiasıyla tutuklanması.

İşte coğrafyamızın hızla gelişen,Orta Doğu-İslam Dünyası ve Ülkemiz için her biri hayra yorumlanmayacak acımasız SALVOLAR, devam ettiriliyor.

SORULAR VE DÜŞÜNCELER

Bu olaylar ve gelişmeler dinamik ve bütüncül tahlille değerlendirildiğinde doğan sorular ve düşünceler şunlardır.

  • Küresel güçlerin yüzyıl önce SEVR’leOrta Doğu ve Anadolu’da yapamadıklarını bugün yapmak iradesi gibi gözüktüğü,
  • Elli yıl önce Kral Faysal’ın İslam ülkeleri arasında siyasi, kültürel, ekonomik, sınai, ticari, savunma vb. iş birliğini savunduğunda batı eğitimli yeğeni tarafından öldürülüşünün akla geldiği,
  • Son dönem tarihte bölgedeki Kürt unsurlarının zaman zaman etnik tahrikle, küresel güçler tarafından bölge ülkeleri aleyhine kullanıldığı,
  • Arabistan-Yemen-Irak-Suriye’de ve Türkiye’de yaşananların Arap Baharı’nın bir devamı olduğu,

Etnik ve Mezhepsel çatışmalar, yer altı zenginlikleri ve enerji kaynakları açısından ve İsrail’e yönelik tutumlar nazara alındığında;

  • Küresel güçlerin, BüyükOrta Doğu ve Ilımlı İslâm Projesinin nasıl işletilmeye çalışıldığı.
  • BOKO-HARAM, PKK, PYD, DAİŞ, FETÖ ve benzeri etnik, itikadi, mezhepsel sapmalara sahip hiçbir dini, ahlaki, hukuki ve itikadi ölçüt tanımayan grupların kullanıldığı.
  • Böylece İslam dinine esastan insanlık adına zarar verildiği gibi Müslümanların Müslümanlara kırdırıldığının anlaşıldığı,
  • Türkiye’nin (Halk Bankası’nın) mahkûm edilmek istendiği AMBARGO,  ABD’nin tek başına İRAN'a koyduğu ambargo olup, zaman zaman ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerin ambargoyu deldiği,
  1. Öncelikle Türkiye’nin taahhüdünün olmadığı,
  2. Türkiye’nin buna rağmen ambargoyu delmediği, 
  3. Yargılanacaksa yetkili mahkemenin, Türkiye Mahkemeleri olduğu,
  4. Savcı-Yargıç (mahkeme oluşumu) şaibeleri ve FETÖ’nün yandaşlarının desteklendiği,
  5. Türkiye’yi uluslararası arenada zora sokmak için başvurulmuş bir mizansen olduğu,
  6. Türkiye’nin uluslararası Siyasi, ekonomik ve benzeri alanlarda zora sokulmasının arzulandığı, 17-25 Aralık’ta yargı yolu ile iktidarı mahkûm etmenin uluslararası zeminde denendiği,
  • Ortadoğu, Suriye ve Irak'taki bu gelişmeler karşısında "bize ne" diyemeyeceğimiz gibi; Anadolu’da yaşıyorsak, Balkanlar-Kafkaslar-Ortadoğudaki gelişmelere, gönül coğrafyamıza da bigâne kalamayacağımız gerçeği,
  • Rusya ve İran ile yaptığımız, İran ve Irak’la yaptığımız birlikteliklerin ne kadar kalıcı olacağı düşünülmelidir. Çünkü Rusya ile ittifak ediyoruz ama Münbiç'de Rusya ABD ile birlikte oluyor. Bundan sonraki dönemlerde bu tür ittifakları yaşayacağımız anlaşılıyor.
  • Görünen o ki;Orta Doğu ve özellikle Türkiye büyük bir kuşatılmışlık ve saldırıyla karşı karşıyadır. İşbirliği ve gelişmişliklerden küresel güçler rahatsızdır.
  • Hedef’te sadece iktidar ve ona itibar kaybettirmekten çok, Türkiye Devleti ve Milleti’nin itibarı ve varlığının tehlike altında olduğudur.

ÖNERİLERİMİZ

Tüm bu tespit, izah ve değerlendirmelerden sonra geleceğe yönelik önerilerimizdir.

  • Kürsel güçler karşısında birine tabi bir dış politika yerine; olaylara, konulara, zaman ve mekâna göre aktif, bağımsız ve ülkemiz menfaatlerini esas alan bir politika ortaya koymalıyız.
  • Ekonomide, sınaide, savunmada, teknolojide katma değer oluşturacak yatırımlara öncelik vermeli artırmalıyız. Dışa bağımlılığı azaltmanın yolu budur.
  • Bütün ülkelerle özellikle de İslam ülkeleriyle her türlü ittifak ve iş birliğine açık olmalı, S. Arabistan, Suriye, Mısır, vb. ülkelerle iyi ilişkileri geliştirmeliyiz. Şartlar değişmişse, politika değiştirmek ve yeni politikalar geliştirmek esas olmalıdır.
  • IRAK ve SURİYE’de elbette PKK, PYD’ye (terör unsurlarına) karşı durmalıyız. Ancak bölgedeki diğer Kürt unsurlarla samimi ve ciddi iş birliği içinde olmalıyız.
  • Siyasetçiler bu dönemde düşmanın ateşine odun taşımak yerine, çözüm üretici politikalar ve üslup geliştirmelidir.
  • Mahkemeye intikal eden belgelerle ilgili, yargı bir an önce sonuca gitmeli, neticelendirmeli ve siyaset edenler de buna göre şov ve cedelleşme yerine yargının vereceği kararı beklemelidir.
  • AMBARGO davasıyla ilgili olarak iktidar ve muhalefet mensupları-siyasiler birlikte dik durmalı ve kimlikli tavır takınmalıdır.
  • FETÖ davaları bir an önce sonlandırılmalı, şantaj-tehdit yerine herkes, iç barışı hakim kılacak bir tavır ortaya koymalıdır.
  • Tüm siyasi-sosyal-kültürel ticari kurumların, cemaat ve manevi kurumların (itikadi sapmalara düşmeden), hiçbir dış güçle işbirliğine girmeden, ülkenin manevi ve maddi birliği ve bütünlüğü konusunda nerede yanlış-hata yapıyoruz diyerek kendilerini sığaya çekmelidir.
  • Zaman, kuru çekişme, rekabet ve husumet zamanı değil, birlik zamanıdır.
  • Elbette bunu önce iktidar mensupları ve siyaset yapanlar da düşünmelidir.
  • Türkiye’nin maddi ve manevi gelişmesinin yolunu açacak husus; temel insan haklarının teminat altına alındığı, hürriyet ikliminin tesis edildiği, haksızlığın, yolsuzluğun mahkum edildiği, adalet ve hukukun üstünlüğünün sağlandığı, dini-kültürel ve eğitim hayatının doğru düzenlendiği bir devletle, siyasette ehliyete-liyakate dayanan insan yapısının devlete hakim olması ile mümkün olduğudur.  05.12/h.a.  

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 05.12.2017 - 11:33 -629-
Bu sayfayı paylaşın :